Kitabın ilk bölümü "Acı çekmek, çözmekten daha kolaydır" başlığı altında Hellinger'in çalışma biçiminin Südfunk 2 Stuttgart dinleyicilerine tanıtıldığı bir radyo yayınının kayıtlarından oluşuyor ve Hellinger burada farklı örnekler üzerinden giderek sistemi biraz anlatıyor.
Hellinger, kitabın başında sistemik aile terapisini "..kişinin geniş aile çevresi içinde kendisinden önceki aile bireylerinin yaşam çizgilerine takılı kalıp kalmadığının, onların kaderiyle kilitlenip kilitlenmediklerinin ortaya çıkarılmasıdır." gibi çok güzel bir cümle ile tanımlıyor. Ardından da vermiş olduğu bir seminerde hastalarla yaptığı çalışmalardan örnekler veriyor. Mesela örneklerden birinde 18 yaşından bu yana çarpıntı ve vejetatif bozukluklar yaşayan bir adamın hastalığının kaynağını bulabilmek için bu adama hayatındaki rahatsızlığın ne olduğunu soruyor. Genç adam, ailesinde pek çok çatışma olduğunu, anne ve babasının ayrı yaşadığını, annesi ve büyükbabasının kavgalı olduğunu, onların hepsini düğününde nasıl biraraya getirebileceği üzerine kara kara düşünmek gibi bir sorun yaşadığını söylüyor. Bunun üzerine Hellinger, anne babanın ayrı olmasının ve de kardeşlerden birinin ölmüş veyahut dışlanmış olmasının böyle bir rahatsızlığı oluşturabileceğini söylüyor ve buna ek olarak da doğum sırasında yaşanan bir komplikasyon veyahut annenin ölümü gibi bir durum olup olmadığını soruyor. Genç adam, annesinin ikizinin ölmüş olduğu bilgisini verince de bu olayın izinin çok büyük olduğunu, bu bilginin kendisi için yeterli olduğunu söylerek genç adamdan çekirdek ailesini dizmesini istiyor. Genç adam annesini, babasını, kendisini ve de kız kardeşini temsil edecek kişileri çevresindeki çemberden içinden geldiği gibi seçiyor ve de bu kişileri o andaki hissedişini izleyerek içinde bulunduğu alanda yeniden konumlandırıyor.
Bu noktada kitapta verilen şu bilgi çok değerli: "Hellinger'in sisteminde, aile bireylerini temsil etmek üzere seçilen kişiler, dizimde yer aldıkları an kendilerini o insanlar olarak hissediyorlar. Hatta yer yer, bilmeden bu insanların sahip olduğu semptomları gösteriyorlar."
Hellinger, dizimde aile bireylerinin birbirleriyle nasıl bir ilişki içinde olduğuna, örneğin babanın anneye sırtı dönük bir biçimde duruyor oluşuna bakarak sorunun daha doğrusu kilitlenmenin nerede olduğunu görerek genç adam için şu açıklamayı yapıyor: "sözgelimi, ailede bir çocuk başkalarına verildiğinde - kuşaklar önce olmuş da olabilir bu - daha sonra birisi, verilen çocuk sanki kendisiymiş gibi davranacaktır. Kilitlenmiş olduğunu bilmeksizin bundan kurtulamayacaktır."
Zaten aile dizimlerinde beni en çok etkileyen konu da bu, bir çocuğun ailesine olan sevgi ve sadakatinden dolayı ailesindeki zor süreçlerden geçmiş kişilere bir anlamda "ben de yardıma geldim, ben yaparım, senin yapamadığını ben tamamlarım, bırak ben yapayım. Aileyiz, seni seviyorum, acını paylaşırım. Bu benim konum değil, aslında senin konun ancak sen tek başına işin içinden çıkamadın, çıkamıyorsun ve de çıkamayacaksın. O nedenle ben sana yardıma geldim. Artık yalnız değilsin. Beraberiz. Ben bu yükü seninle beraber yüklenirim." diyerek tekrarları veya tamamlanmaları kendi hayatına çekerek yaşıyor oluşu. Burası muazzam bir şey. Demek istediğim kendi üzerinizde size ait olmayanı görüp oradan dışarı çıkarak kendinizi özgürleştirmek ve aynı yaşamın içinde daha gerçek bir siz olmak.. Bana göre bu deneyim yeniden doğumdan farksız bir deneyim.

Çünkü her insanın zaman zaman hayatında tekrar eden olay örgüleri, kendi hayatını yaşadığı halde sanki o hayatı kendi değil de bir başkaymışcasına yaşama hissi gibi durumlar olur. Her insan hayatının bir noktasında sessiz kalmak zorunda olduğu bir konuyu bağırarak konuşmaya çalışmak için (veyahut bunun tam tersi için) istek duyar. Belki ailenin 7 jenerasyon gerisine şöyle bir bakıldığında ailedeki üyelerden çok çok daha farklı işler yaparak, farklı başarılar elde ederek, farklı olmanın yükünü taşımaya çalışır. Kısacası her insan hayatının bir döneminde ailesinin seçtiğinden çok daha farklı yollardan gitmeyi seçtiği için iç içten içe bir suçluluk hissi taşır. Mesele, hayatta gerçekte ne yapmak istediğini ve de neyin peşinden gitmek istediğini gerçekten söyleyebilmekte.
O nedenle kitabın başlığı olan "Kabul Etmenin Özgürlüğü" bile buradan bakınca insana iyi hissettirmeye yetiyor bile. Çünkü kabul etmek daha doğrusu bir şeyleri kabul edememek zaman içinde bizi ağırlaştırıyor. 5 yıl önce olan, o zaman zarfında kendinizi haklı gördüğünüz ancak bugünden bakınca çok da haklı olmadığınızı farkettiğiniz bir konuşmadan tutun da şu an hayatınızda olmayan bir insanın hayatınızdan çıkış şeklinde ne kadar payınız olduğuna kadar bir çok farklı konuda yük taşıyabiliyorsunuz bugünkü hayatınızda. İşte o nedenle kabul ederseniz hafifleyeceğiniz bazı şeylerin varlığını yok saymamak gerekiyor.
Bu arada kitabı okumak isteyebilecekler için bir ayrıntı, benim kitapta ilk altını çizdiğim bölüm "herkes kendince kilitlenmiştir" adını taşıyan bölümdü ve vicdanın rolünden bahseden bu bölümde ilk ele alınan konulardan biri "suçsuzluk ve suç" üzerineydi. Burada verilen örnekler beni gerçekten çok etkiledi ve de aile dizimi sistemi ile ilk tanıştığım döneme, yani 10 yıl öncesine beni geri götürdü.

Kitapta yer alan pek çok bölümün de bana göre oldukça etkileyici başlıkları var. Mesela bunlardan bir kaçı şu şekilde: "kötü olamayacak kadar iyi olan, ilişkiyi bozar" / "uyum içinde olan mücadele etmez" / "gelişim ile suç iç içedir" / "zafer, başarıdan vazgeçiştir." / "olmak, yaşamın ötesindedir." / "sevgiye her zaman güvenilir" / "çokbilmişler bilmekten kaçınırlar". Bu arada ölümle ilgili, ölümün nasıl kabul edilmesi gerektiğinin anlatıldığı bölüm de çok güzeldi. Kısacası bence kitabın tümü her manada "iyi bir insan olmak" isteyen herkes için bir hediye niteliğinde.
Bu nedenle yer yer sizi düşündürürken yer yer sizi kendinize getiren bu kitabı henüz daha yeni okuyup bitirmişken üzerine bir şeyler yazmak istedim. Şunu da ayrıca belirtmiş olayım. Bu dönem normalde kitap okumaya fazla vakit ayıramadığım bir dönem, ancak bu kitabı okumak için nasıl olduysa vakit yaratabildim. Sanırım bu kitabın bana söyleyeceklerini duymaya ihtiyacım vardı. Belki sizin de vardır.
Kitabın ilk bölümü "Acı çekmek, çözmekten daha kolaydır" başlığı altında Hellinger'in çalışma biçiminin Südfunk 2 Stuttgart dinleyicilerine tanıtıldığı bir radyo yayınının kayıtlarından oluşuyor ve Hellinger burada farklı örnekler üzerinden giderek sistemi biraz anlatıyor.
Hellinger, kitabın başında sistemik aile terapisini "..kişinin geniş aile çevresi içinde kendisinden önceki aile bireylerinin yaşam çizgilerine takılı kalıp kalmadığının, onların kaderiyle kilitlenip kilitlenmediklerinin ortaya çıkarılmasıdır." gibi çok güzel bir cümle ile tanımlıyor. Ardından da vermiş olduğu bir seminerde hastalarla yaptığı çalışmalardan örnekler veriyor. Mesela örneklerden birinde 18 yaşından bu yana çarpıntı ve vejetatif bozukluklar yaşayan bir adamın hastalığının kaynağını bulabilmek için bu adama hayatındaki rahatsızlığın ne olduğunu soruyor. Genç adam, ailesinde pek çok çatışma olduğunu, anne ve babasının ayrı yaşadığını, annesi ve büyükbabasının kavgalı olduğunu, onların hepsini düğününde nasıl biraraya getirebileceği üzerine kara kara düşünmek gibi bir sorun yaşadığını söylüyor. Bunun üzerine Hellinger, anne babanın ayrı olmasının ve de kardeşlerden birinin ölmüş veyahut dışlanmış olmasının böyle bir rahatsızlığı oluşturabileceğini söylüyor ve buna ek olarak da doğum sırasında yaşanan bir komplikasyon veyahut annenin ölümü gibi bir durum olup olmadığını soruyor. Genç adam, annesinin ikizinin ölmüş olduğu bilgisini verince de bu olayın izinin çok büyük olduğunu, bu bilginin kendisi için yeterli olduğunu söylerek genç adamdan çekirdek ailesini dizmesini istiyor. Genç adam annesini, babasını, kendisini ve de kız kardeşini temsil edecek kişileri çevresindeki çemberden içinden geldiği gibi seçiyor ve de bu kişileri o andaki hissedişini izleyerek içinde bulunduğu alanda yeniden konumlandırıyor.
Bu noktada kitapta verilen şu bilgi çok değerli: "Hellinger'in sisteminde, aile bireylerini temsil etmek üzere seçilen kişiler, dizimde yer aldıkları an kendilerini o insanlar olarak hissediyorlar. Hatta yer yer, bilmeden bu insanların sahip olduğu semptomları gösteriyorlar."
Hellinger, dizimde aile bireylerinin birbirleriyle nasıl bir ilişki içinde olduğuna, örneğin babanın anneye sırtı dönük bir biçimde duruyor oluşuna bakarak sorunun daha doğrusu kilitlenmenin nerede olduğunu görerek genç adam için şu açıklamayı yapıyor: "sözgelimi, ailede bir çocuk başkalarına verildiğinde - kuşaklar önce olmuş da olabilir bu - daha sonra birisi, verilen çocuk sanki kendisiymiş gibi davranacaktır. Kilitlenmiş olduğunu bilmeksizin bundan kurtulamayacaktır."
Zaten aile dizimlerinde beni en çok etkileyen konu da bu, bir çocuğun ailesine olan sevgi ve sadakatinden dolayı ailesindeki zor süreçlerden geçmiş kişilere bir anlamda "ben de yardıma geldim, ben yaparım, senin yapamadığını ben tamamlarım, bırak ben yapayım. Aileyiz, seni seviyorum, acını paylaşırım. Bu benim konum değil, aslında senin konun ancak sen tek başına işin içinden çıkamadın, çıkamıyorsun ve de çıkamayacaksın. O nedenle ben sana yardıma geldim. Artık yalnız değilsin. Beraberiz. Ben bu yükü seninle beraber yüklenirim." diyerek tekrarları veya tamamlanmaları kendi hayatına çekerek yaşıyor oluşu. Burası muazzam bir şey. Demek istediğim kendi üzerinizde size ait olmayanı görüp oradan dışarı çıkarak kendinizi özgürleştirmek ve aynı yaşamın içinde daha gerçek bir siz olmak.. Bana göre bu deneyim yeniden doğumdan farksız bir deneyim.

Çünkü her insanın zaman zaman hayatında tekrar eden olay örgüleri, kendi hayatını yaşadığı halde sanki o hayatı kendi değil de bir başkaymışcasına yaşama hissi gibi durumlar olur. Her insan hayatının bir noktasında sessiz kalmak zorunda olduğu bir konuyu bağırarak konuşmaya çalışmak için (veyahut bunun tam tersi için) istek duyar. Belki ailenin 7 jenerasyon gerisine şöyle bir bakıldığında ailedeki üyelerden çok çok daha farklı işler yaparak, farklı başarılar elde ederek, farklı olmanın yükünü taşımaya çalışır. Kısacası her insan hayatının bir döneminde ailesinin seçtiğinden çok daha farklı yollardan gitmeyi seçtiği için iç içten içe bir suçluluk hissi taşır. Mesele, hayatta gerçekte ne yapmak istediğini ve de neyin peşinden gitmek istediğini gerçekten söyleyebilmekte.
O nedenle kitabın başlığı olan "Kabul Etmenin Özgürlüğü" bile buradan bakınca insana iyi hissettirmeye yetiyor bile. Çünkü kabul etmek daha doğrusu bir şeyleri kabul edememek zaman içinde bizi ağırlaştırıyor. 5 yıl önce olan, o zaman zarfında kendinizi haklı gördüğünüz ancak bugünden bakınca çok da haklı olmadığınızı farkettiğiniz bir konuşmadan tutun da şu an hayatınızda olmayan bir insanın hayatınızdan çıkış şeklinde ne kadar payınız olduğuna kadar bir çok farklı konuda yük taşıyabiliyorsunuz bugünkü hayatınızda. İşte o nedenle kabul ederseniz hafifleyeceğiniz bazı şeylerin varlığını yok saymamak gerekiyor.
Bu arada kitabı okumak isteyebilecekler için bir ayrıntı, benim kitapta ilk altını çizdiğim bölüm "herkes kendince kilitlenmiştir" adını taşıyan bölümdü ve vicdanın rolünden bahseden bu bölümde ilk ele alınan konulardan biri "suçsuzluk ve suç" üzerineydi. Burada verilen örnekler beni gerçekten çok etkiledi ve de aile dizimi sistemi ile ilk tanıştığım döneme, yani 10 yıl öncesine beni geri götürdü.

Kitapta yer alan pek çok bölümün de bana göre oldukça etkileyici başlıkları var. Mesela bunlardan bir kaçı şu şekilde: "kötü olamayacak kadar iyi olan, ilişkiyi bozar" / "uyum içinde olan mücadele etmez" / "gelişim ile suç iç içedir" / "zafer, başarıdan vazgeçiştir." / "olmak, yaşamın ötesindedir." / "sevgiye her zaman güvenilir" / "çokbilmişler bilmekten kaçınırlar". Bu arada ölümle ilgili, ölümün nasıl kabul edilmesi gerektiğinin anlatıldığı bölüm de çok güzeldi. Kısacası bence kitabın tümü her manada "iyi bir insan olmak" isteyen herkes için bir hediye niteliğinde.
Bu nedenle yer yer sizi düşündürürken yer yer sizi kendinize getiren bu kitabı henüz daha yeni okuyup bitirmişken üzerine bir şeyler yazmak istedim. Şunu da ayrıca belirtmiş olayım. Bu dönem normalde kitap okumaya fazla vakit ayıramadığım bir dönem, ancak bu kitabı okumak için nasıl olduysa vakit yaratabildim. Sanırım bu kitabın bana söyleyeceklerini duymaya ihtiyacım vardı. Belki sizin de vardır.