“İleri gidebilmemiz için önce geri gitmemiz gerek”

Bazen ait olduğumu hissetmediğim sokaklara girerim. Ellerim cebimde başım önümde yürümeye başlarım. Tanımadığım insanların önüne kendimi atarım ve çaktırmadan onları izlerim. İnsanlar beni ben gibi tanımıyor bilmiyordur o yüzden benim farkıma varmaz. Beni kimsenin tanımayacağı kalabalıklar beni o yüzden kendime biraz daha fazla yaklaştırır. Çünkü o insanların sıradanlıklarına kendimi maruz bırakırım.

Farklı dünyaların farklı cümleleri vardır. Olayları farklı tanımlayış algılayış biçimleri vardır. Hayatı başka görürler. İnsanı başka görürler. Bir sayı doğrusu üzerinde ilerleyen insan türünün bugün ne mucizevi ilkler başardığının temsilidirler. Bugün ortalığa saçılmış olan tüm parçaların tek bir bütünün parçaları olduğundan habersiz bir biçimde gezinirler. Aynı parçaların vakti geldiğinde aynı büyük kaynağa geri döneceğini çoğu zaman hiç düşünmezler. Sanırım Şakir Gökçebağ’ın bir duvar yerleştirmesi şeklinde oluşturulmuş “Kozmos” isimli eserinin önünde o nedenle insanlığın farklı biçim ve tavırlarının yaratmış olduğu etki bende bu tip bir çağrışım yarattı. Ve ben o nedenle İstanbul Modern’deki sergide yer alan onca eser arasında en çok bu eserin önünde vakit geçirdim ve bir şark halısının birbirinden ayrı konumlandırılmış üç küçük parçasına bakarak görünenlerin, kendi içinde görünmeyenleri de barındırdığını düşündüm. Halılar, bilirsiniz ne kadar renkli, ne kadar desenli, ne kadar girdili çıktılarsa uzaktan o denli inanılmaz görünürler ve o kadar hayranlık uyandırırlar insanda. Çünkü farklılıklar bir düzen ve bir ahenk oluşturur. Aynı benim tanımadığım insanlar arasına kendimi attığım vakit kendi düzen ve ahengimi o insanların sıradanlıkları arasında buluşum gibi.



Geçen gün 90’ların mavi gökyüzü ve uçuşuk bulutlarla kaplı bir duvara sert bir biçimde çarpan ve duvarı parçalayan teknesi ile bildiği her şeyin bir yalan olduğunu anlayan Truman’ın filmine denk geldim. Film, sonuna gelmişti, Truman’ın bildiği hiçbir şeyin gerçek olmadığını artık anladığı sahnedeydi ve Truman gerçek olmayan dünyasının yalancı güneşinden gelen mikrofonik sese doğru bakıyordu. Şaşkınlıkla karışık hayal kırıklığını sesin ona söyledikleri esnasında Truman’ın gözbebeklerinin içinde görebiliyordunuz. Elimde bir bardak su ve uzaktan kumanda ile filmi izlemeye devam ettim. Güneşin ortasından gelen ses ‘Korkuyorsun bu yüzden de dışarı çıkamazsın.’ dedi ve Truman gülümseyerek az önce teknesiyle çarptığı mavi gökyüzü ve bulutlarla kaplı duvarın çıkış kapısından çıkıp gitti.

‘Bütün çaba Truman’ı gerçek olmayan dünyasından dışarı çıkarmamak üzerineydi ve işte Truman artık dışarı çıktı’ diyerek uzun yıllar önce izlediğim filmi gülümseyerek biraz geri sardım. Truman’ın teknesinin çarptığı mavi gökyüzü ve uçuşuk bulutlarla kaplı olan az sonra Truman’ın adım adım çıkacağı duvardaki merdiveni ilk gördüğümüz sahneye gelip orada durdum. Aynı Zecharia Sitchin’in “Gökyüzüne Merdiven” kitabının sembolik bir ifadesi gibi olan bir sahne. İnsanın bu dünyadaki kökeni ve kozmos ile olan bağlantısını anlatan çok güzel bir kitaptır. Hatta anlatmakla da kalmayan, kutsal kitaplardan, çağdaş bilime, yazıtlardan kitabelere kadar gerçek belgelerin içinde olduğu tezleri insanın gözüne gözüne sokan oldukça da özel bir kitaptır. İnsana ‘bilginin evrensel olduğunu ve onu merak edenin eninde sonunda o bilgiyi bulacağını’ hatırlatır.

 

Dünya üzerinde, en eski medeniyetlerden bugüne insanoğlunun hangi evrelerden geçtiğini, bu geçişleri dünyanın belli merkezlerine nasıl teker teker işleyerek sonraki nesillere mesaj bıraktıklarını ve sonra da nasıl bu dünyadan çekip gittiklerini hatta belki de hiç ama hiç gitmemiş olduklarını anlatır. İşte bana göre Truman’ın ‘Sitchin’in merdiveni’ ile ilk karşılaştığı sahne olarak da tabir edilebilecek olan filmin bu vurucu sahnesinde biz Truman’ın artık merdivenin sonunda bir çıkış kapısı olduğunu ve çıkış kapısından çıkarsa da Truman’ın özgürlüğüne kavuşacağını biliriz. Truman’ın buraya nasıl geldiği konusunu yeniden düşünerek filmi biraz daha geri sararsak da şunu görürüz. Truman için çıkış kapısı, aslında en büyük korkusunun sonunda olan bir yerde onu bekliyordur. Yani en büyük travmasının olduğu yerde. Hikayenin başını hatırlayın.

Truman’ın denizden ve tekneden korkusu vardır çünkü küçükken babası ile çıktığı bir tekne seyahatinde babasını denizin ortasındaki bir fırtınada kaybetmiştir. O yüzden de denizden ve teknelerden o gün bugündür korkmaktadır. İşte burada gördüğümüz şey tam olarak Truman’ın korkusunu yenerek denize tekne ile çıkması sayesinde yani bir anlamda travmasını aşması sayesinde içinde bulunduğu gerçek olmayan dünyadan ve kendine ait olmayan bir hayattan çıkışa gelebilmesi oluyor. Yani sanırım şöyle de diyebiliriz. Travmalarımız bizim asıl gideceğimiz yolu tıkayan engellerdir ve eğer biz bu engellerin üzerine gidip kendi korkumuzu aşabilirsek gerçek olmayan her şeyden de çıkmış oluruz. Çünkü kendi korkumuz ile yüzleşmek aslında bildiğimiz her şeyin de yıkılması anlamına gelmektir. Çünkü insan böyle anlarda o ana kadar bildiklerini ve sahip olduklarını kaybetme ihtimaline karşı içinde tarifsiz bir korku duyar. Ama belki de yeni gerçeklikte o sahip oldukları ve bildikleri zaten işine yaramayacaktır. Yani belki de bu yeni gerçeklik, bildiklerinin hayal edebileceklerinin de ötesidir.

Truman’ın filmini biraz daha geri sardım ve Truman’ın dünyasını Truman’a gerçekmiş gibi zannettiren yönetmene gerçek dünyadaki bir gazetecinin gerçek bir soru sorduğu yere geldim: “Truman şimdiye dek neden kendi dünyasının gerçek doğasını keşfetmeye çalışmadı?” dedi gazeteci ve yönetmen de bu soruya şöyle yanıt verdi: “Bizler dünyayı bize sunulduğu haliyle kabul ederiz, bu kadar basit.” Filmi son bir kez daha geri sardım ve karşıma çıkan son cümle ise şu oldu: “İleri gidebilmemiz için önce geri gitmemiz gerek.”



Şimdi tekrar kaldığımız yere geri dönersek. Bence o masallar çocukluğumuzu uyutmak için anlatılmadı aslında büyüklüğümüzü doğru zamanda uyandırmak için anlatıldı bize. Biz tabi o zamanlar daha çok küçüktük anlamadık, ama şimdi büyüdük. O yüzden artık anlayabiliriz. Aynı Truman Show’da olduğu gibi hayatımız ne zaman bilindik rotadan çıkarsa o zaman daha çok merak edilir daha çok izlenir ve daha çok ilham verir bir hal almış oluyor çünkü senaryonun dışına çıkmış, kendimizi gerçekte ait olduğu gerçekliğe doğru yolculuğa çıkarmış oluyoruz. Bu yolculuğun da bir bedeli olacak tabi. O da travmalar ya da daha yumuşak bir kelime ile korkularımızı alt etmekten geçiyor. Filmi aradan neredeyse 15-20 yıl geçtikten sonra bugünkü bakış açınızla yeniden izlemeyi size de öneririm. İnsana aradığı soruların cevaplarının etrafında olan insanlarda olduğunu ve eğer ki bu soruların cevaplarını bulamıyorsa, bu soruların cevabını yeterince iyi araştırmadığını yeniden hatırlatan bir film. En azından ben öyle anlamak istedim. Bana göre biz insanlar, sorularımızla beraber yaşadığımız gibi cevaplarımızla da beraber yaşıyoruz fakat farkında değiliz aynı diğer parçalarımızın da diğer insanlarda olduğunun farkında olamayışımız gibi.

Size aslında İstanbul Modern’in 7 Temmuz’a kadar sürecek olan “İplikten Çözülenler” Sergisi’ni anlatmak istemiştim. Bu sergi, tekstil malzemelerini yapıtlarında sanatsal ifade aracı olarak kullanan 25 sanatçıyı ve eserlerini izleyicilerle buluşturmuş diyecektim. Sergide önemli sanatçıların dikkat çekici eserleri vardı tabi ancak beni en çok etkileyen eser Şakir Gökçebağ’ın Goethe-Institut İstanbul’un desteği ile sergiye özel yapmış olduğu “Kozmos” isimli eseri oldu diyecektim. Ancak “Kozmos” deyince aklım başımdan gitti. Önce Gökçebağ’ın eserinin bende çağrıştırdıklarına ardından şans eseri denk geldiğim Truman Show’a ve oradaki göğe merdiven metaforundan da Zecharia Sitchin’e ve onun “Kozmos” una geldim. Çünkü Gökçebağ’ın eserinde de anlattığı gibi bütünün parçaları her zaman bütünü temsil ediyor ve bütüne gidebilmemiz için gerekli olan parçaları bulabilecek bilgi de bizde. Şimdi geri kalan parçaları hatırlama ve boşlukları doldurma zamanı. Yarım kalan her şeyi tamamlama zamanı. Çünkü artık vakit geldi.

 

Bahar geldi. Bahar ne demek? Temizlik demek. Yüklerden arınmak demek. Fazlalığı atmak demek. İçerde gizli olan uykuda olan şeyi dışarı çıkarmak demek. Açılmak demek. Açığa çıkmak demek. Temize çekmek demek. Temize çekilmeyi istemek demek. Sezen Aksu ‘ben her bahar aşık olurum’ der. Size bu baharda yeniden kendinize aşık olmanızı sonra da Truman’ın yaşadığı gibi gerçek olmadığına inandığınız bir hayat içinde olduğunuzu düşünüyorsanız o hayattan gerçek hayatınıza geçiş yapabilmeniz için önce çıkışı bulabilecek korkunuz ile yüzleşebileceğiniz cesareti diliyorum. Başarılı olduğumuz çok an yaşandı bu hayatta ancak tabi başarı, kendimizi an içinde nasıl hissettiğimizle ilgili bir durum. Kendimizi nasıl hissettiğimiz de kendimizi nasıl gerçekleştirebilmiş oluşumuzla.
İyi Nisan’lar olsun !

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS