Duygu Merzifonluoğlu Duygu Merzifonluoğlu

“İnstagram festival ülkesi”nden sessiz kaçış planı..

20.06.2022 Pazartesi | 11:14

Bu ara bana ne yapıyorsun diye sorduklarında “yavaşlıyorum” diyorum. Çünkü fevkalade hızlandı hayat. 10-20 km hızla giderken birden 100’leri 120’leri geçer olduk. O nedenle arada midesi tutuyor gibi oluyor insanın, gayri ihtiyari olmayan bir arabanın olmayan şöförüne “sağda biraz duralım, soluklanalım, telaşsız, paniksiz, yolculuk yapmanın tadına varalım” diyesi geliyor.

Çünkü biz, her zaman ne yoksa onu şikayet etmeye alışkın olan bu devrin insanları, şimdi de sayısız etkinlik arasında hangi birine, nasıl, ne zaman, hangi sıra ile gideceğimizi şaşırdığımız günlerden geçiyoruz. Pandemi sonrası sürekli oyuna davet eden bu yeni dünya düzeni, bilmiyorum sizde de bende olduğu gibi aynı etkiyi yaratıyor mu? “Pandemide hayalini kurduğumuz şey bu muydu yoksa yolun bizi ulaştırdığı yer mi böyle bir şey oldu?” diye arada bir sizi de söylettiği oluyor mu?

Açıkçası ben Mayıs’ın ortalarından beridir yolculuk içinde yolculuk yaşayan, sürekli bu yolculuklara uyum göstermeye çalışan, bir yandan da davet edildiği sergi açılışlarına, gösterilere, kültür sanat etkinliklerine katılmaya çalışan bir haldeyim ve arada kendimi pandemide gündelik yaşantımız haline gelmiş olan o sakinliğin, dinginliğin peşinde koşarken yakalıyorum. Çünkü gittikçe artan bu tatlı koşturmacalar arasında bir yerden sonra kendi iç sesimi duymakta zorlanıyorum.

Sanırım, hem her şeye birden aynı anda yetişme hevesi hem de bir yandan layıkıyla kendine yetişme gereksinimi yapıyor bize bu hali. O zaman da insanın kendini merkeze alması ve rotayı yeniden bir hesaplaması gerekiyor. Çünkü en iyiler, en gerekliler, fiziken hızlıca ulaşılabilecekler, zaman farkı ile kıl payı kaçırılabilecekler gibi onlarca başlık arasından sürekli en doğru seçimi yapmak kolay değil. Bu eliminasyonun zamanla insanlara, işlere, isteklere, hayallere, düşüncelere, gerekliliklere, vazgeçilebilirliklere sirayet edecek oluşunu düşünmek ise hiç ama hiç kolay değil.

İlginç bir farkındalık hali bu. Artık kabul etmek gerekiyor, iletişim biçimimiz bütünüyle değişti.

Saniyede bir dokunuş ile günün her saatinde sorunsuz iniş yapabildiğimiz “instagram festival ülkesi” olduğu sürece çabasız sanal sevgi deneyimleme fırsatı her yerde. Size de öyle geliyor mu bilmiyorum ama sanırım sırf bu yüzden bile ilişkilerde daha tembeliz artık. Daha vurdumduymaz, daha duygusuz, daha unutkan, daha mükemmel beklentili ve zaman zaman da acı ama mükemmel hayal kırıklıkları ile dolu. Çünkü artık eskinin zor ancak anlamlı ve gerçek buluşmaları yerine instagram hikayelerinde birbirine rastlamak var. Layıkıyla özlemek, ne yaptığını merak edip göz göze gelip dinlemek, telefonu bir kenarda bırakarak yan yana olmak yerine bir beğeni, bir kalp, hikayelere emoji göndermek var. Sevgi ve ilgi dinamiklerimiz gerçekten de bu halde artık.

Duygu paylaşımına dair olan deneyimlerimiz o nedenle hep haberlerin, yemeklerin, kıyafetlerin, sporun, sanatın, eleştirilerin, alkışların, bir kişilik şovları ile 15 dakikalık ün peşinde koşan tanımadığımız tüm insanların ve bir de iki dünya arasında kalmış gizli sanal mahkumların üzerinden yaşatılıyor bize. Dolayısıyla da gün geçtikçe bir şeyleri hissedişimiz, isteyişimiz, beğenişimiz hiç tahmin etmediğimiz şekillerde değişmeye başlıyor.

Günün sonunda da insan, tüm dünyaya kendi mutfağından bağlanan instagram şeflerinin 1 dakikalık reel videosunda en zahmetli yemeği bile kolaylıkla yaptırışları gibi kolay bir hayatın reçetesini bekler oluyor. İstenen malzemeleri aldıktan sonra o yemekleri yapar gibi aynı en güzel hayatı yaşayacağını sanıyor. Ama işte öyle olmuyor. Çünkü hayat instagram gibi değil, çünkü hayat instagram değil. Zaman oradaki gibi hızlı aksa dahi gerçek hayatın izi oradakinden çok daha kalıcı oluyor. Özellikle de bu hayatı bu sanal dünyadan evvel yaşamış, yaratımları, bakış açıları ve de ilhamları ile bu dünyaya iz bırakabilmiş olan sanatçılar için..

Biz de bir gün onlar gibi olur muyuz? Bugünden uzun uzun yıllar sonra da bizim için “bu sanal dünyaya rağmen başarmışlar !” diyenler olur mu kestirmek zor şimdi.. Ama hayal kurmak bedava. O hayalleri kurmak için de hemen bilet alıp katılabileceğiniz bu hafta gösterimleri olacak sanat etkinlikleri aşağıda;

Belgesel - Caniko: ENKA Sanat’ın yapım sponsorluğunu üstlendiği, Türk tiyatrosunun ve sinemasının en önemli isimlerinden biri olan sevgili Yıldız Kenter’in kişiliğini, yaşamını, Türk tiyatrosuna kattıklarını konu alan “Caniko” adını taşıyan belgesel, bu akşam (20 Haziran) izleyici ile buluşmaya hazırlanıyor. Yönetmenliğini Selçuk Metin’in, senaristliğini Zeynep Miraç’ın ve danışmanlığını ise Prof. Dr. Dikmen Gürün’ün yaptığı bu belgesel, 30’un üzerinde röportaj, 1940-50’lerin Ankara’sı ile son 50 yılın İstanbul’una dair ipuçları sunan fotoğraf ve kaydı harmanlayan bir belgesel olma özelliği taşıyor.

Belgesel’in ardından bir sonraki günün akşamı (21 Haziran) ise piyanist ve besteci Çiğdem Erken yönetmenliğinde hayata geçirilen Yıldız Kenter’e bir saygı duruşu niteliği taşıyan “Yıldız’ın Yıldızları” adlı konserin yine belgeselin gösterildiği ENKA Açıkhava Tiyatrosu’nda izleyiciler ile buluşması planlanıyor.

Tiyatro - Amadeus: Başrollerini Selçuk Yöntem (Antonio Salieri), Okan Bayülgen (Wolfgang Amadeus Mozart) ve Özlem Öçalmaz (Costanze Weber)’in oynadığı, “Amadeus” yeniden sahne almaya başladı. Ben uzundur izleme fırsatı bulamamış olduğum bu tiyatro oyununu 18 Mayıs’ta Zorlu PSM’de izlemiştim. Şimdi ise Işıl Kasapoğlu rejisiyle, Çolpan İlhan - Sadri Alışık Tiyatrosu ve Piu Entertainment işbirliği ile 22, 23 ve 30 Haziran tarihlerinde yine Zorlu PSM’de sahne almayı planlıyor.

Biliyorsunuz bu tiyatro oyunu Peter Shaffer tarafından kaleme alınan, dünya müzik tarihinin unutulmaz bestecileri Wolfgang Amadeus Mozart ile Antonio Salieri’nin hikayesini konu alıyor. Sahnelendiği her oyunda tüm biletleri hızlıca tükenen bu oyun, 6 Kristal Elma, 4 Felix ile bu ödülleri almaya hak kazanan ilk ve tek tiyatro oyunu olmasının yanında “ADC 100th Annual Awards” Logo kategorisinde ödül alarak uluslararası alanda başarı kazanmış bir oyun olma özelliği taşıyor.

Konser - İstanbul Müzik Festivali: Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO) ile dünyaca ünlü şef ve besteci Tan Dun, 22 Haziran akşamı Borusan Holding’in sponsoru olduğu 50. İstanbul Müzik Festivali’nde bir araya gelecek ve “BİFO ile bir prömiyer: Tan Dun” adını taşıyan konser, Atatürk Kültür Merkezi’ndeki Opera Salonunda gerçekleştirilecek.

Diğer Yazıları

Bursa’da geçen sanat dolu 30 saatin ardından..

Geçtiğimiz hafta sanatçılar ve basından oluşan oldukça kalabalık bir grup Nilüfer Belediyesi'nin ve de İmalat-Hane'nin yeni sergilerinin açılışı için Bursa’ya gittik. Oldukça etkileyici eserlerin hikayelerini dinleyip, bu eserlerin sanatçıları ile sohbet ettik ve de İstanbul’a 1,5 gün gibi kısa bir süre içerisinde toplamda 7 sergi gezmiş olarak döndük.

Devamını Oku 01.06.2022

Oscar Ödüllü Florian Zeller’den çarpıcı bir oyun: “Anne”

Aramızda kalsın ama ben ilkbaharı pek sevmem. İnsanı hep zayıf yerlerinden üşütür. Olmakla olmamak arasında kaldığı yerleri yeni baştan düşündürür. O yüzden de çabuk geçemem ben kıştan yaza. En son açacak çiçeğin peşine düşer, bekledikçe bekler, izledikçe izlerim olanı biteni.. Taa ki yaz, geri adım atamayacak bir biçimde tam anlamıyla gelene kadar..

Devamını Oku 18.05.2022

Contemporary İstanbul’dan Baharı Karşılayan Fuar: “CI Bloom”

İki haftayı geçmiş..  Contemporary İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli’nin The Marmara Taksim Oteli’nin roof’unda basın mensuplarını bir araya toplayıp, 10-15 Mayıs tarihleri arasında Tersane İstanbul’da gerçekleştirilecek olan “CI Bloom” adlı ara fuarı basına tanıtalı..

Devamını Oku 09.05.2022
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS