Duygu Merzifonluoğlu Duygu Merzifonluoğlu

Jungnelius'un "ANNE" adlı nefes biriktiren camları

26.01.2026 Pazartesi | 14:45Son Güncelleme:

Anya Gallaccio'nun "Güzelliği Muhafaza Etmek" (Preserve Beauty) adlı eserinde 500 adet kırmızı gerbera çiçeği var. Eylül'den bu yana dev bir camın içinde yanyana dizilmiş bir şekilde öylece duruyorlar.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

İnsana epey hüzün veren bir eser.
Özellikle de benim gibi serginin ilk gününde ve de sonunda bu çiçekleri arkanıza alıp objektife poz vermişseniz bir tuhaf hissediyorsunuz kendinizi. İlk karede hepsi canlı, parlak ve diri. İkinci resimde ise 4 ayın ardından hepsinin solmuş, çürümüş ve de ölmüş olduğunu görüyorsunuz. Sonrasında o eserin önünden ayrılıp diğer katlara devam etmiş olsanız dahi o his bir türlü gitmiyor sizden. Nasıl söylesem.. Zamanın geçişine karşı koyamayacak olmanın sıkıntısı, güzelliğin kendi doğal haline bırakıldığında eninde sonunda yitirilecek olan bir şey oluşu, yaşamın sonluluğu ve de ölüme her geçen gün biraz daha yaklaşıyor olmanın ağırlığı.. Böyle şeylerden bahsediyorum.

Jungneliusun ANNE adlı nefes biriktiren camları

Dedim ya hüzün veren bir eser ama aynı zamanda şunu demesini de bilmeli insan: "Bizi yaşatacak, yaşam ateşimizi yakacak ortamımızdan koparıldığımızda sanki bize de aynı şeyi yapmıyor mu hayat?"

Doğru yerde doğru insanlar arasında olmadığı için, kendini doğru besleyemeyen, sıradışı bir potansiyeli varken sıradan bir yaşama sığması gerektiğine inanan, her geçen gün insanların gözü önünde eriyip giden, yok olan, neşesini, rengini yitiren, kendine yazık eden insanlar gibi aynı o güzelim gerberalar.. Tükenmişler..

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Bu sırada Gallaccio'nun eseri gibi British Council'ın koleksiyonundan yapıtların içinde yer aldığı "Ortak Duygular" sergisinde pek çok önemli sanatçının derin anlamlar taşıyan eseri var. Bir çoğu, hikayesini öğrendikten sonra daha da etkiliyor insanı. Ayrıca 4'ncü kattaki Kate Malone'un "denizkestanesi karnında deniz yıldızı" ve "külkedisinin fayton çaydanlığı"nı, hatta sanırım o bölmedeki masalsı dünyanın tümünü, benim gibi eve götürmeyi isteyen çok kişinin olduğundan da eminim.

3'ncü katta yer alan Asa Jungnelius'un sergisi ise benim için ayrı bir öneme sahip. Çünkü hiç tahmin etmediğim bir şekilde oradaki duygulara yakalandım.

Sergi her ne kadar elementlere referans veriyor olsa da sanırım ben daha çok kendimle ilgili - daha doğrusu 20 aydır büyük bir çaba, emek ve sadakatle adımın önünde taşıdığım anne kimliğime iyi gelecek türden - mesajlar gördüm.

Özellikle Jungnelius'un "Anne (Nefes)" adını taşıyan, ilhamını doğurganlığın sembolü olan Artemis Tanrısı'ndan alan, cam üfleme tekniğiyle yapmış olduğu eseri beni oldukça etkiledi. 100 tane göğüs yanyana gelmiş, şeffaf bir avizeye dönüşmüş, meme uçlarından dört bir yana ışık fışkırtıyordu sanki. Eserin adının "anne" oluşu, parantez içinde "nefes" yazışı ise eserin etrafında bir iki tur attıktan sonra bana şöyle şeyler düşündürdü.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Bir annenin bebeğine doğduğu günden itibaren nefesini, kendi sütü aracılığı ile göğsünden üflüyor oluşu, onu yaşamda tutmak için bedenini başka bir şeye dönüştürüyor oluşu, bir annenin sahip olduğu herşeyiyle (bilgisi, sevgisi, ilgisi, inancı, yaşamı) bebeğini beslemeye çalışıyor oluşu aslında ne büyük, ne mucizevi bir şeydi.. Emzirmeyi gördüm ben, süt vermeyi gördüm, sayısız kez bebeğini gece gündüz besleyen bir annenin bebeği tarafından göründüğü şekli gördüm ve bunu bu şekilde görmek de bana göre son derece nefes kesiciydi..

Asa kendisiyle yapılan röportajlarından birinde üretmenin kendisi için düşünmenin ve de gerçeği anlamanın yolu olduğunu söylemiş. Yaşamda hiçbir şeyin aynı kalmadığından, herşeyin hareket halinde olduğundan, dönüştüğünden ve de camın geçen zaman içinde onu büyüttüğünden bahsetmiş. Her yeni malzemenin, işbirliğinin ve de mekanın kendisi için bir eşik olduğunu söyledikten sonra da "o eşiği geçtiğinizde siz de değişiyorsunuz, iş de" demiş. Hayatta yaşadığı her krizin yapıta dönüştüğünden, bunun kendisini ileri taşıdığından bahsetmiş.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Stockholm metrosunda mimarlarla ve de mühendislerle çalışarak yaptığı "Shell" adını taşıyan yerleştirmesini anneliğe bir övgü olarak tasarlamış. Tüm metro istasyonunu tek bir sanat eseri olarak ele almış ve de istasyona bir kabuğun içine giriyormuşsunuz gibi ayrı bir kabuk tasarlamış. Burası, 2 yıl kadar sonra tamamlandığında hem işleyen bir metro istasyonu hem de kavramsal bir sanat eseri olacakmış.

Nefis bir hikaye.
Sanırım Stockholm'deki bu metronun açılmasını heyecanla bekleyenlerden biri de benim artık. O kabuğun içinden geçerken bana oranın hissettirdiklerinin ne olacağını şimdiden merak ediyorum. Çünkü Pera Müzesi'ndeki sergi sonrası böyle bir şey yaşadım ben. Bir şeyin içinden geçtim ve o içinden geçtiğim şey bana aradığım cevapları bir çırpıda buldurdu, kendime kendimi en duymak istediğim şekilde anlattı. Bu sergi bana böyle bir şey hediye etti, bunun için çok mutluyum. Şimdi bu hikayeyi bu yazıda herşeyi ile anlatmam mümkün değil. Daha sergiyi beraber gezdiğim sevgili Begüm'ün, Pera Müzesi, Süreli Sergiler Yöneticisi Begüm Akkoyunlu'nun cevaplarını paylaşacağım. Sergi sonrası "bana anlattıklarını benim için bir kez daha anlatabilirsen, bu önemli bilgileri herkesle paylaşmak istiyorum." diyerek bir kaç soru sordum. Kendisi de beni kırmadı ve de sorularımı yanıtladı. Aşağıda hepsini paylaşıyorum. Serginin bendeki hikayesini ise başka bir gün ayrıca anlatırım.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

İsveçli sanatçı Asa Jungnelius'un Türkiye'deki ilk kişisel sergisi üzerine..

D.M. - Asa Jungnelius, sergisini anlattığı videolarından birinde şöyle bir ifade kullanıyor:

"Kendi zirvemizde olduğumuz dönem çok çok kısa. Sonra ölüp, çürüyoruz. Sonra o toprakta bir tohum yeniden doğabiliyor."

Ardından da serginin küratörü Elif Kamışlı serginin adını doğanın gücünden ve de herşeyin birbiri ile bağlantılı olduğu anlayışından aldığını söylüyor. Bu nedenle serginin adını "Toprak, Ateş, Su ve Havayla Yazılmış bir dize" koymuşlar. Bu dört elementi sergide nasıl görüyoruz?

B.A. - Toprak, ateş, su ve hava cam üretiminin temelinde yer alan ana unsurlar en açık ifadesiyle. Fakat sergi ve Åsa’nın işinde hepsi birbiri içinde. Çünkü varoluşsal temele işaret eden dört element. Åsa her ne kadar usta bir cam sanatçısı, artık mermer, metal her tür malzemeyle haşır neşir bir heykeltraşsa da bugün; bu sergi ve dört elementle Åsa Jungnelius’un doğayla, bir kadın sanatçı olarak doğa ve yaşamla ilişkisini izliyoruz.

D.M. - Serginin girişinde etkileyici bir eser karşılıyor bizi. Sergiyi beraber gezerken bana merkezinde daire şeklinde bir ayna olan, ucunda İmparatorluk porfirinin asılı olduğu bu eserdeki hasır ipi Asa'nın Stockholm'de evinde kendisinin yapmış olduğunu, oradan getirdiğini anlatmıştın. Eserin hikayesi nasıldı, neyi sembolize ediyordu?

B.A. - Elif Kamışlı metninden alıntı; …”Biraz duraksayıp otuz yıldır aralıksız çalıştığını, belki de bu yüzden artık yavaşlama arzusu duymasının olağan kabul edilebileceğini söyledi. Huzurunu besleyen erken kalkmak, stüdyoda vakit geçirmek, bahçeyle uğraşmak, ekmek pişirmek, küçük oğluna zaman ayırmak ve ormanda sanatçı ve çiftçi komşusu Markus Vallien ile uzun yürüyüşler yapmaktan ibaret olan gündelik rutiniydi. Gezintileri esnasında hasır otundan ip örüyorlardı. Markus bu düğümleme tekniğini, yazlarını İsveç’te geçiren Britanya Kolumbiyası yerli halklarının bir üyesinden öğrenmişti. Yakınlarda aynı bilgiyi Åsa’ya da aktarmış – eller aracılığıyla taşınan bir tarih. Otel yolunda, ördüğü ipi kırmızı imparatorluk porfirinden yonttuğu bir çekülü asmak için kullanacağını belirtti. Bu alet en azından eski Mısır döneminden beri hassas hizalamayı sağlamak için kullanılıyordu."

D.M. - Asa, sergide yer alan cam eserlerin bazılarını Denizli'de Şişecam ustaları ile birlikte şekillendirmiş. Bana Asa'nın bu eserleri yaratma sürecinde beraber çalıştığı ustalardan camlara özellikle son nefeslerini üflemelerini istediğini anlatmıştın, bunun nedeni neydi?

B.A. - Sergi fikri doğduğunda üretim olanakları anlamında aklımıza ilk gelen kurumların başında yer aldı Şişecam. Konuya müthiş pozitif yaklaşımları ve sonsuz destekleri Åsa’nın hayalini zenginleştirdi. El üretimi üzerine çalışan Denizli Fabrikası onun için heyecan verici bir merkez oldu. “Nefes” fikrinden doğan işlerde Şişecam’ın geniş ekibiyle çalıştı. Temelde her ustanın günün kapanışında üflediği son cama serbest şekil vermesiydi plan. Süreç içinde birlikte çalışmalarında güzel bir sinerji doğdu. Kusursuz objeler üretmeyi hedefleyen cam ustaları sanatçının bir bakış, göz ve bedenle kurduğu iletişimde kendileri için zor yeni bir hedefle serbest camlar üflemeye yöneldiler. Her nefes yeni ve tekil bir iş oldu.

Jungneliusun ANNE adlı nefes biriktiren camları

D.M. - Bu sırada sergide obsidiyen seyahatlerini betimleyen fotoğrafçı Peo Olsson'un çekmiş olduğu 30 adet de fotoğraf yer alıyor. Aslında hikayenin başında Asa'nın Türkiye'ye geliş amacı obsidiyen taşlarıymış. Ne onun ne de sizin aklınızda böyle bir sergi o sırada yokmuş. Bu serginin, bu yolculuğun bir parçası olarak, kendiliğinden gelişen bir süreci olduğunu düşünmek sergiyi daha da sihirli bir hale getiriyor. Asa'nın obsidiyen taşlarının peşinden nasıl ve neden böyle bir yolculuğa çıktığını merak ediyorum..

B.A. - Åsa 2024’te tekrar karşılaştığımızda İsveç Konsolosluğu ve Enstitüsü'nün bir araştırma daveti için gelmişti Türkiye’ye. Buradaki üretim koşullarını araştırırken aklındaki sorulardan biri camın atası diyebileceğimiz obsidyenin imkânlarını camla nasıl çalışacağını merak ediyordu. İsveç kırsalında sürdürdüğü yaşamı sanki onu toprakla camla, lavın yerin üstündeki haliyle buluşmaya çağırıyordu sanki. Doğu Anadolu’ya yaptığı seyahat bu merakla ortaya çıktı. Bozkır yürüyüşleri onun işinin bir parçası, yürürken düşünme ve içe dönme pratiği aynı zamanda. Sanırım Doğu Anadolu’ya yaptığı bu seyahat de onun için eşsiz bir deneyim oldu.

D.M. - Bu arada sergi, Pera Müzesi'nin 3'ncü katında ve içeri girdiğimiz andan itibaren oldukça ilginç bir düzenekle karşılıyor bizi. Kız bebek odaları gibi toz pembe duvarların arasında, son derece sert ve soğuk inşaat iskeleleri duruyor. Serginin bir parçası olan bu iskelelerin de oldukça önemli bir anlamı var. Nasıl anlatabilirsin bize?

B.A. - Tam olarak böyle. Demirden, soğuk ve güçlü konstürksüyon bir evi simgeliyor. Yumuşacık pudra pembesi duvarlar ve gökyüzü mavisi halı zemin konstrüksiyonun sağlam soğukluğuyla tezat yaratırken bizi evin sıcaklığıyla kapsıyor. İskele Åsa’nın Doğu Anadolu’ya yaptığı seyahatte erken dönem yerleşimlerinin kalıntılarını destekleyen çelik konstrüksiyonlardan bir alıntılama. Sağlam destek bir yapı. Burada sanatçı için bir evi ifade ediyor. Sergileme ünitesi gibi dursa da işin bütünü bu konstrüksiyon ve içinde barındırdığı objelerle bir bütün. Bu iş tekrar kurulursa her seferinde başka bir bütünü sergileyecek belki de..

D.M. - Bu arada Pera Müzesi'nin youtube hesabında yayınlanan videolarından birinde Elif Kamışlı "sergide kaç heykel var diye sorulunca buna iki şekilde bakabiliriz" diyor ve de "her öğeyi ayrı ayrı sayarsak 200'ü geçebilir, fakat bizim fikrimizi soracak olursanız sadece bir tane var" diyor. Serginin kurgusunu ve de sergide yer alan eserleri bize kısaca nasıl anlatabilirsin?

B.A. - Bu sergiyle Asa Jungnelius’un son iki yıllık üretimine bakıyoruz. Sergi aslında onun yolculuğuna eşlik etmek gibi. İsveç’in ünlü cam üretim merkezi, Asa’nın da tasarımcıları arasında yer aldığı Kosta Boda’da yaptığı serbest hacimli cam heykeller ve mermerden yonttuğu kaideleri, bu proje başlarken Türkiye’ye geldiğinde araştırmasının odağına yerleşen obsidyen ve cam ilişikisi arayışları ve Şişecam cam ustalarıyla birlikte üfleyerek hayat verdiği heykelleri üç ana başlıkta toplanabilir. İlginç bir şekilde Asa bu sergide İsveç’te uzun yıllardır harmanlandığı cam serüvenini ve Anadolu’dan aldığı ilhamı buluşturuyor. Küratör Elif Kamışlı’nın bahsettiği gibi her bir obje ve yerleştirme tek tek okunabileceği gibi aslında sanatçının içinden geçtiği sürecin ve bu “yolculuğun” bir araya gelmiş tek bir yapıtı.

D.M. - Bir de sohbetimiz sırasında bundan 10 yıl evvel Asa'nın bazı eserlerinin Pera Müzesi'nde sergilenen bir karma sergide yer aldığını, aslında Asa'yı o zamandan tanıdığınızı öğrendim. Fakat o zamanki eserler bugün sergilenen eserlere göre çok daha farklıymış...

B.A. - Åsa 2014 yılında Pera Müzesi’nde açtığımız Aurora, Kuzey Ülkelerinden Çağdaş Cam Sanatı Sergisinde yer almıştı. “O Saçla Güzel Görünüyorsun” başlıklı eseri, feminist bir okumayla kadın ve erkek cinsiyetlerin ifade edildiği parlak cam objelerin bir araya geldiği bir yerleştirme sunuyordu. Kuzey cam sanatının çağdaş örneklerini sunan ve daha çok malzeme ve forma dayalı örnekleri bir araya getiren sergide Åsa’nın bu işi konsept ve içerdiği sorgulamayla diğer sanatçıların işlerine göre yansıttığı farklı tarzı ve derin okumasıyla hemen ayırt ediliyordu ve akılda kalıcı işler arasında yer almıştı.

D.M. - Tanık olduğun kadarıyla Asa'nın yıllar içindeki değişimini nasıl anlatabilirsin bize?

B.A. - Bir sanatçının, özellikle kırklarında bir kadın sanatçının yolculuğuna eşlik etmek benim için son derece keyifli oldu. Sohbetlerimizde de farkettiğimiz gibi kırklar bir kadın için kendini izlediği, dönüştürdüğü, yeniden keşfettiği, deneyimle araştırmayı buluşturan bir zaman dilimi. Yukarıda bahsettiğimiz gibi on yıl önce feminist bir okumayla sergilediğimiz Åsa Jungnelius bugün çok daha varoluşsal sorgulamalarla karşımızda. Malzemesiyle daha da uzun yollar kat etti, muhtemelen kendi içsel yolculuğuna dair bir işaret bu. Bugün daha çok varoluşsal temellere, doğaya; doğanın dişil, etken, zorlu ve bir o kadar üretken kaynaklarına yöneliyor ve biçimlendiriyor. Dişilliğinin yine farkında; bunu üretkenlikle, kırılganlıkla bence bir yandan da içinde var olduğu kuzey coğrafyanın sert kırılgan amma güçlü yapısıyla yorumluyor.

D.M. - Sergi "zafer" adını taşıyan, bir bebeği simgeleyen beyaz mermer bir eserle sona eriyor. Bu heykeli Asa 2024 yılında yontmuş ve de yeni doğan veya yeni başlangıç anlamına geldiğini söyleyerek, "her yeni hayat bir zaferdir" diyerek anlatmış. Ne kadar ilham verici..

Duygulara güvenmeyi, sezgilere inanmayı, yeni başlangıç ihtimalinin daima olduğunu, dolayısıyla umudun da varlığını göz ardı etmememiz gerektiğini söyleyen özel bir sergi.. Sohbetimiz sırasında söylemiş olduğun gibi hem çok güçlü hem de çok kırılgan..

Teşekkür ediyorum..

Jungneliusun ANNE adlı nefes biriktiren camları

Not: Pera Müzesi'nde sergilenen her iki sergi de normalde 18 Ocak'ta kapanacaktı ancak açıldığı günden bu yana yoğun ilgi gördükleri için 8 Şubat'a kadar uzatıldılar. Dolayısıyla henüz gezmediyseniz bu şansı bana göre kaçırmamalısınız.