{$ day.Temps.HighTemp $} °
Duygu Merzifonluoğlu Duygu Merzifonluoğlu

“Queen Project” Touche Sahnesinde Türkiye Prömiyerini yaptı..

09.01.2023 Pazartesi | 15:35

Bu konseri geçtiğimiz Ekim ayı’nda İsrail’de Jaffa Caz Festivali’nde ilk izlediğimde açıkçası böyle hissetmemiştim. O sırada daha farklı bir heyecanım vardı. İsrail’de 7 yıldır yapılan uluslararası bir caz festivaline Uraz Türkiye’den davet edilen tek caz müzisyeni, bense bu festivali yazmak üzere davet edilen tek basın mensubuydum.

O nedenle sanırım daha farklı hislerle yaşadım o günleri. Karı koca olarak İsrail’deki Türkiye Büyükelçiliği tarafından havalanında karşılanıp, hemen ertesi günün akşamında pek çok ülkeden katılan müzisyenlerin davetli olduğu Avusturya Konsolosluğu’ndaki gecede hem festivalin Kurucusu ve Müzik Direktörü Amikam Kimelman ile hem de bir çok başarılı müzisyen ile tanışmak çok daha farklı bir algı içine soktu beni.

İnsanın aklını çelen Tel Aviv’in ılık iklimi, sörf yapan, güneşlenen insanların bulunduğu sahilin festivalin düzenlendiği alana olan yakınlığı ise bir başka etkiledi beni. O nedenle belki de üzerinden haftalar geçtikten sonra aynı konseri bu defa da Türkiye’de ve Türk caz müzisyenlerinin performansı ile Touche sahnesinde izlerken daha farklı şeyler hissettim. Queen’i, Freddie Mercury’i, asla modası geçmeyen 1970’lere 1980’lere damgasını vurmuş hala da büyük zevkle dinlenen hit parçalarını, o parçaları yazdıran gerçek hikayeleri yeniden hatırladım. Hatta Queen’in en popüler olduğu günleri yeniden anlamak için artık herkesin izlemiş olduğunu düşündüğüm “Bohemian Rhapsody” filmini bile 3 yıl aradan sonra oturup yeniden izledim.

Freddie Mercury’nin varlığının ve de yokluğunun zaman içinde grubun kimliğinde nasıl etkiler bırakmış olduğunu görmek veya hangi parçanın hangi dönemde hangi olayların ardından ortaya çıkmış olduğunu farketmek haliyle insanın konseri daha iyi değerlendirmesine neden oluyor. Ben, konser sonrası izledim ama bir sonraki “Queen Project” konserine gitmeden önce size önerim mutlaka 2018 yapımı olan bu filmi yeniden izleyin. Çünkü o zaman, daha sonradan bir dişçi, bir elektronik mühendisi ve bir astrofizikçi olacak olan üyelerden oluşan Smile adındaki bir rock grubuna bir anda katılan renkli bir tasarımcı ile beraber grubun Smile’dan Queen’e dönüşme hikayesini hatırlayacak ve de bu konserde çalınan parçalar üzerine çok daha farklı şeyler düşünmeye başlayacaksınız. Mesela Freddie Mercury’nin sözlerini yazdığı meşhur Bohemian Rhapsody’sini daha kaydetmeden önce neden ‘Operada bir akşam’ adı ile opera ayarında Rock n Roll albümünün içinde olmasını istediğini daha iyi anlayacaksınız. Bu parçanın, Freddie Mercury’nin deyimiyle nasıl “Yunan trajedisi temposunda, Shakespeare’in nüktedanlığı tadında, dizginlenmemiş bir müzikal tiyatro keyfi yaşatarak, türleri karıştırıp, sınırları aşarak insanlara bir şarkıda kendilerini bulmalarını sağlamak konusunda” gizli bir görevi olduğunu görmüş olacaksınız.

Diğer bir yandan ise Freddie Mercury’nin muhafazakar zerdüşt bir aileden gelişinin ağırlığını kendi üzerinde nasıl taşıdığını görmek, bir gazetecinin ailesi ile ilgili olarak “kamu önündeki karakterin için ne düşünüyorlar? Seninle gurur duyuyorlar mı? Umdukları bu muydu?” sorusu üzerine ailesi ölmediği halde “ailemi bir kazada kaybettim.” deyişini izlemek, belki gerçek kimliğiyle tanışırsa ailesinin onu anlamak ve kabul etmek yerine ölmesini tercih edeceğini düşündüğü için böyle bu çaresizlikte olduğuna tanık olmak daha başka bir bakış açısına sürükleyecek sizi.

Sıradan bir aileden gelen sıra dışı bir ruh taşıyan çocuk: Freddie..

Babasının sözünü dinleseydi Faruk olarak kalacaktı ve belki hala yaşayacaktı ancak o Freddie olmayı seçti. Kendine yeni bir ad, soyad verdi ve istediği hayatın peşinden gitti. Faruk olsaydı ailesinin ona verdiği ismin kaderinin baskısını kabul etmesi gerekecekti ve belki de babasının hayatını yeniden tekrar edecekti. O ise “Kim olduğuma ben karar veririm. Bu hayata yapmak için geldiğim şeyi yapacağım. Bir sanatçı olacağım.” demeyi seçti ve de kendini Faruk Bulsara’dan Freddie Mercury’e çevirdi.

Hayatın, kendi güvenli köşesinde oturarak yaşanmayacağını, dizginlenemez bir ruhu olduğunu ve onu sıradan bir hayatın asla tutamayacağını erken kabul etti. Dalgalarla boğuşmadığında, kendini bulma yolculuğuna çıkmadığında bu hayatın gerçek olmayacağına inandığını herkese her an her hareketiyle belli etti. Bir gün biteceğini içinde bir yerlerde bilse bile yine de bunu düşünmek yerine “hayatımın aşkı” dediği Mary ile o aşkı yaşamayı seçti. Sonu acılı biten aşklardan korkmak yerine, aşkı yaşayamamış olmaktan korkmayı seçti. Aşkın acısını çekmek yerine “şu an tam olmam gerektiğim gibiyim” diyememekten çekindi. Çünkü başka türlü “love of my life” şarkısının sözlerini yazamazdı Freddie. “We are the Champions”, “Don’t stop me now” şarkılarının sözlerini de öyle. Gerçek kimliğini bulabilmesi için bu hayatı böyle yaşamaya ihtiyacı vardı Freddie’nin ve şov her nasıl olması gerekiyorsa öyle devam etmeliydi aynı “Show must go on” şarkısında söylediği gibi..

Çünkü sanatçı olmak böyle bir şeydi. Her şeyi insanların gözü önünde yaşamak, bir çok insan tarafından durmaksızın iyi, kötü konuşulmak, çoğu zaman dışlanmak, bazen yadırganmak hatta yargılanmak ama yine de her şeye rağmen kendi kimliğine sahip çıkmak demekti. Sanatçılık bunu gerektirirdi. Çünkü sanatçılar herkesin kolay kolay yaşayamayacağı, başa çıkamayacağı şeyleri başka türlü yaşar, orada o histe nasıl durulurmuş, o yerin hakkı nasıl verilirmiş en doğru yoldan kendi yaşamları ile kendi üzerlerinden gösterebilirlerdi.

Sonuçta şöyle bir yeniden düşündüğünüzde eğer bu hikayenin alternatifinde bu dünyada, bir çok eleştirmen tarafından tüm zamanların en iyi vokalisti kabul edilen Freddie Mercury isminde biri olmamış olsaydı, bu dünya ondan ve onun “Kim olacağını nerden geldiğin belirlemez, sen belirlersin.” diyen güçlü enerjisinden mahrum kalacaktı. Gerekiyorsa daha fazla riske girmeyi, geçmişe takılmayıp sadece ileriye bakmayı ve de “tarih cesurlardan yanadır” sözünü bize yeniden hatırlatamayacaktı.

Dolayısıyla bugün bu projeyle yani “Queen Project” aracılığı ile Freddie Mercury’nin “bu dünyaya her ne yapmaya geldiysen, sınırlara, kalıplara ve de tanımlara takılma, yap hadi !” dediğini duyuyor gibiyim ben. 6 Ocak akşamı Touche’de Türkiye prömiyerini yapan ve de içerisinde Bohemian Rhapsody dahil Queen’in unutulmaz pek çok eserlerinin caza uyarlanmış aranjmanlarının yer aldığı “Queen Project” konserinin bir tekrarı 4 Şubat akşamı The Badau sahnesinde gerçekleştirilecek. Size unutulmayacak türde bir konser deneyimi yaşatırken bir yandan da Queen’ın müzik tarihine damgasını vurmuş olan pek çok parçasının hikayeleri ile size dolu dolu yaşanmış hayatların gücünü yeniden hatırlatacak olan bu konserde Uraz Kıvaner (Vokal / piyano), Ozan Musluoğlu (kontrbas / elektrik bas), Bora Çeliker (gitar), Burak Durman (davul), Tamer Temel (Tenor Saksafon), Barış Doğukan Yazıcı (trompet) gibi Türkiye’nin önemli caz müzisyenleri yer alacak.

Not: “Queen Project” Jaffa caz festivali için Uraz Kıvaner tarafından Türkiye’yi temsilen özel olarak hazırladığı ve de dünyanın dört bir yanından başarılı ve de yetenekli caz müzisyenleri ile beraber Tel Aviv, ZOA’da sahnelediği bir caz projesi. Geçtiğimiz Ekim ayı’nda İsrail’de gerçekleştirilen bu festival ve de “Queen Project” hakkında biraz daha detaylı bilgi edinmek isterseniz 20 Ekim tarihli “İsrail, 7’nci Uluslararası Jaffa Caz Festivali’nde ayakta alkışlanan bir Türk !” yazımı okuyabilirsiniz.

Diğer Yazıları

2023’e girerken aklımda ve kalbimde bu sergiler vardı..

1) Bozlu Art Project - Cumhuriyet Kızları, son tarih 4 Şubat     Bozlu Art Project’teki bu anlamlı sergiyi 20 Aralık’taki açılış gününde gezdim ve sanatçısı Gamze Taşdan’dan eserlerinin hikayelerini dinledim. Sergi, Cumhuriyetimizin 100’ncü yılına yaklaşırken Cumhuriyet tarihinde kadın imgesinin neden ve nasıl başat bir rol oynadığını sorgulayan güçlü eserlerin olduğu bir sergi. Cumhuriyetin ilanından itibaren Türk kadınlarının kamusal bir görünürlük kazanma sürecini, kendi kimliklerini ve kendi benliklerini arayış süreçlerini anlatıyor.

Devamını Oku 03.01.2023

“En güzel intikam başarıdır, sizi sevmeyen herkesi üzer”

Geçen hafta Hustle’ı izledim. Bu hafta ise Tar’ı. Sonra bu sabah bir düşündüm ikisi sanki birbirinin aynadaki yansıması. Biri son derece yetenekli ve başarılı bir orkestra şefinin başarıdan başarısızlığa giden hikayesini konu alırken, diğeri son derece yetenekli ve başarılı olmayı fazlasıyla hak eden bir basketbol oyuncusunun zor yoldan başarıya giden hikayesini anlatıyor.

Devamını Oku 12.12.2022

Her şeyin istediğim gibi ve de tamamen mükemmel olduğu bir dünya ister miydim?

Arizona’ya benzeyen bir tabiat örtüsünde kırmızı punk saçlı asker yeşili bir mont ile koşan bir adam olarak gördük ilk olarak Koray Birand’ı. Beyaz spor ayakkabıları ile o kızıl topraklar üzerinde koşuyor, koşmak istemezse uçuyor ve sürekli bize bulunduğu yerin büyüsünü dev LG ekranlar üzerinden gösteriyordu.

Devamını Oku 29.11.2022
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS