Vazifesi biten, gider

Hem tenden hem bedenden. Hem senden hem kendinden. Hem aşktan hem de bu dünyadan. Kaybolur yani görüntüden. O yüzden sen vasiyet neymiş ona bak. Ne bıraktı sana giderken onu gör. Mühim olan ne öğretti sana sendeyken onu hatırla. Ve sor kendine, sonra da onun için cevapla.. Onunla daha mı çok sen oldun sonuçta? Daha mı çok kim olman gerektiğinin farkına vardın onunla? Daha mı çok yolcusun artık hayat yolunda? Daha mı çok yol oluyorsun insanlığa? Yapmış mı, yapabilmiş mi yani vazifesini gururla? 

Teslim et hakkını rahatla..

Derin bir nefes.

Vazifesi devam eden, gidemez.

 

***

İnsan bu hayatta pek çok kişi ile karşılaşır. 

Doğduğu andan o an olduğu kişi olana kadar. Pek çok kişi ile hayatı teğet geçer. Kimisi ile uzun soluklu derin ilişkiler kurar. Kimisi ile son derece lezzetli ancak eninde sonunda bitmeye mahkum olan rüyalar yaşar. Kimisi ile dünyaları kendi yarattı sanır. Kimisi ile kendi gelip geçiciliğine tanık olur, egosu yere düşüp kırılır. Kimisi, kendine kendini hatırlatır, kimisi kendinden daha da uzaklaştırır. 

Kısacası insan ,bu hayatta pek çok kişi ile karşılaşır ve onun için de üzerinde pek çok kişinin izini taşır. 

***

Açıkçası, “Sense 8” dizisini izlemem gerektiğini hep biliyordum ancak bu kadar çok etkileneceğimi tahmin etmiyordum. Sanırım bu etkilenme sürecinde diziyi doğru zamanda izlememin yanısıra yaratıcı ekibinin de röportajlarında önerdiği gibi sindirerek ve aralıklarla izlememin de bir etkisi var. 

 

Şimdi sıcağı sıcağına, finali yeni bitirmişken, tutup da “konusu şuydu, şöyle karakterler vardı ve şunlar oldu” diye diziyi anlatmaya kalkmayacağım. Onun yerine her zaman ki üslubumu takınarak, dizi üzerine yazılan pek çok yorumdan bağımsız bir şekilde dizinin bende çağrıştırdıklarını yazacağım. Fakat her şeyden önce bana göre “Sense 8”, LGBT yanlısı oluşu, azınlıkların yanında duruşu, ayrımcılık karşıtı oluşu, daha gelişmiş yeni bir insan türünün bildiğimiz sıradan insanlar arasındaki konumu gibi öne çıkan önemli meselelerin yanısıra, insanlara hiç alışık olmadıkları bir dille hayatlarına yeniden dönüp bakmalarını tembihleyen bir dizi olmuş. Tabii bunda haliyle dizinin “The Matrix”, “Cloud Atlas” ve “V for Vandetta” gibi filmlerin yaratıcısı olan “Wachowski Kardeşler”in imzasını taşıyor oluşunun da etkisi tartışmasız çok büyük. 

Ancak dizi sende hangi genleri aktive etti derseniz? (Diziyi henüz izlememiş olanlar için üstü kapalı bir biçimde anlatacağım.)

Bana göre aynı dizideki karakterlerin yavaş yavaş birbirileri ile tanışması gibi, bizler de hayatımız boyunca karşımıza çıkan ve bizde iz bırakan her insanla, kendi içimizde sakladığımız bir kimliğimizi daha keşfediyoruz. (Tabii eğer keşfetmek istiyorsak, daha doğrusu kendimiz konusunda meraklıysak, otoriteyi dışarda bırakarak, gerçeğin peşine düşme yanlısı olan, sıradan insan profiline göre daha asi bir ruha sahipsek.) Dolayısıyla her keşif bizim içimizde gizli olan yeni bir kimliği açığa çıkarırken, bir yandan da bize, eski kimliklerimize yeni bir kimlik ekleyerek yola devam etmesini öğretiyor. Zihnimizde disiplinler arası bilgi aktarımı bu şekilde sağlanıyor ve dolayısıyla da bu yaşamın içinde gerekli hallerde kullanabildiğimiz ölçüde kendi en güçlü olduğumuz alanları, yenilmeze yakın bir hale gelerek bu ayede bulmuş oluyoruz.

İçimizde gizlediğimiz kimliklerin sayısına diziden yola çıkarak 8 diyebilirsiniz. (Hatta kendinizden yola çıkarak bu kimliklerin daha az veya daha çok olduğunu da iddia edebilirsiniz.) Fakat benim açımdan buradaki mesaj, insanın, içinde sakladığı gizli kimliklerine bütünüyle ulaşıp, hepsiyle tanışıp, hepsinin en güçlü yönünü anlayıp sonrasında da doğru anda doğru kişiyi sahneye çağırarak aslında insan türünün en üstün halinin bir prototipine ulaşabilirliğini görmek. Yani bu şekilde hem fizik, hem ruh, hem kalp, hem de zihin olarak -  bu 4’üne ek olarak doğuştan yetenekli olduğumuz veya zaman içinde özel olarak eğitimini alıp iyi bir biçimde öğrenmiş olduğumuz bizi biz yapan tüm güçlü yanlarımızı da ekleyebiliriz - hep olmamız gereken kişiye dönüşmüş oluyoruz.

Diğer bir yandan, dizideki tüm karakterler de aslında bize bu hayatla ilgili çok önemli mesajlar veriyor. Bazısıyla beraber ölümün, yaşamın bitmesiyle değil de kişinin o insanın yaşamını kendi kafasında bitirmesiyle ilgili olduğunu görüyoruz. Bazısıyla beraber içimizdeki otoriteyle tanışıp, bir toplumun içerisinde yaşıyorsak eğer, o toplumun  kurallarına uymamız gerektiğini yeniden hatırlarken bazısıyla, kurallara uyulmadığı takdirde ceza alınacağı bilinmesine rağmen mecbur kalındığında o kuralların nasıl çiğnenebildiğini görüyoruz.

Bazısıyla beraber, aşık olduğu adamla değil de ona aşık olan zengin bir adamla evlenen güzel ancak mutsuz kadınların, bu hayatlarıyla nasıl başa çıkmaya çalıştıklarını daha iyi anlarken, bazısıyla, ömrümüz boyunca eğitimini aldığımız bilgi birikimimizi normal hayatın içinde nasıl kullanmamız gerektiğini görüyoruz. Bazısıyla beraber, her durumda doğruyu söylemenin bizi hayalimize ulaştıracak olan tek şey olduğundan bir kez daha emin olurken, bazısıyla da, gerçekleşmesini beklemediğimiz bir hayalin gerçekleştiği noktada ne yapmamız gerektiğini görüyoruz.

Bazısıyla beraber, ailemiz için kendi isteklerimizden ve belki de kendimizden vazgeçmek zorunda kaldığımız zamanları hatırlarken, bazısıyla da  taşıdığımız her duygunun en başta aile ya da anne / baba tarafından bize aktarılmış olduğunu yeniden görüyoruz. Bazısıyla beraber, içinde bulunduğumuz dijital çağda, teknoloji, internet ve akıllı bilgisayarların dilinden anlamak zorunda olduğumuzu, aksi takdirde kilitli kapılarımızı açamayıp köşeye sıkışabileceğimizi çok daha iyi bir şekilde anlarken, bazısıyla, henüz daha bitmemiş olduğundan emin olduğumuz bir yaşama, bambaşka bir kimlikle çok daha iyi bir biçimde devam etmeyi seçebilme özgürlüğünün her zaman bizde olduğunu yeniden hatırlıyoruz. 

Dolayısıyla da en sonunda şu çıkarıma ulaşıyoruz:

Dünyaya gelmiş geçmiş tüm insanlar, seninle yolu kesişmiş olanlar, sende en çok iz bırakmış olanlar, sende en çok iz bırakmış olduğunu bilenler ve bilmeyenler, en uzak olduğun halde en yakın oldukların ve sende en büyük değişimleri yaratmış olanlar. İyi ki vardılar, iyi ki iz bıraktılar ve senin eksik benliklerini bulmanı sağladılar. Bu sayede kendi içindeki kayıp parçalarını buldun.

Onlarla beraber toydun, onlarla beraber hata yaparak hatanın ne olduğunu anlayabildin ve ancak onlardan sonra doğru yapmaya karar verebildiğin için doğru bir insan olabildin. O insanların bazıları belki de senin ileride olacağın kişiyi senden önce sende gördükleri için seni her şeyin başlangıcında çok sevmeyi seçtiler. Sende en çok bugün olduğun kişi olabilme ihtimalini sevdiler. O zamanki geleceğin onların geçmişteki akıllarını çeldi. O yüzden, ancak onlardan sonra, onların sende hep istediği kişiye dönüştün. Onlar hayatın boyunca seninle kalamazlardı, çünkü senin sen olma sebeplerinden biri olmak zorundalardı ve bu zorunluluk da ancak senden uzakta olarak mümkündü. 

Hayalperest bir serseriden, hayaline ulaşmış bir yetişkine dönüşüşün işte böyle gerçekleşti.

içerikler
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
 
LG
MD
SM
XS