Duygu Merzifonluoğlu Duygu Merzifonluoğlu

Yoko Ono'nun özgürleştiren kapıları

08.07.2026 Çarşamba | 11:56Son Güncelleme:

Sakıp Sabancı Müzesi'ndeki Yoko Ono'nun sergisine girerken enerjim biraz düşüktü çünkü son günlerde peş peşe kayıp haberleri almıştım. Dolayısıyla biraz üzgün ve de düşünceli bir haldeydim. "Biraz sergiyi dolaşırım, kafam dağılır" diye düşünüyordum ancak beklentimden fazlasını yaşadım. Bu nedenle sergiyi "iyileştirici ve de özgürleştirici bir deneyim alanı" olarak tanımlamakta bir sakınca görmüyorum.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Dış dünyayı kapının önüne bırakıp, kendi içimdeki dünyaya inerek Yoko Ono'nun hikayesinde gezinmek bende berrak bir zihin ve de düzenlenmiş hisler yarattı. Herşeyden önce, sergi daha ilk andan itibaren oyuna çekiyor insanı. Sert kimliklerden, egodan ne kadar dışarı çıkabiliyorsun, sınırlarını ne kadar koruyabiliyorsun veya var olan sınırlarını geçmek konusunda ne kadar rahatsın her köşe başında durup düşündürüyor. Duygularınla yüzleşmeye açıksan, onları gerçekte olduğu şekliyle yaşamakta ve de konuşmakta cesursan da bu durum doğal olarak sergiden farklı bir deneyim yaşayarak çıkmanı sağlıyor.

Ben sergide sanırım en çok Yoko Ono'nun hikayesini deneyimleyen halimin neye benzediğini görmeyi sevdim. Kendimi yeterince iyi analiz edebildiğim anlarda saklandığım veyahut kaybolduğum yerden dışarı çıkabildiğimi izlemek güzeldi.

Yoko Ononun özgürleştiren kapıları

Mesela kapılarla ilgili olan tüm çalışmalarda, hem sergi girişinde hem de en alt katta yer alan kapılarda, pek çok insandan daha uzun vakit geçirmek istedim. Çünkü bu kapılar beni "Hayatında geçip gidemediğin olaylar, hala duygusunu kalbinde capcanlı taşıdığın konular neler? Hangileri geçildi, hangileri geçildi zannedildi?.." soruları ile buluşturdu. Dolayısıyla bir yerden sonra sergide önüme çıkan tüm kapıları hayatımın dönüm noktaları ile eşleştirmeye başladım ve bunu düşünmek hoşuma gitti.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Bu sırada sergi sonrası Sakıp Sabancı Müzesi Pazarlama ve İletişim Yöneticisi Hande Erkent Yıldız ile görüştüğümüzde bana önünde "rüzgara, duvara, göğe karşı gelen çığlık" yazan, müzenin mağazasında da satılan iki parmak kalınlığındaki Yoko Ono sergi kitabını hediye etti. Ben de hemen sergi çıkışı müzenin kafesinde oturup kitaba sıcağı sıcağına şöyle bir göz attım.

Kitabın başında sırasıyla Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı, Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü Ahu Antmen ve de MUSAC, Museo de Arte Contemporáneo de Castilla y León Müdürü Álvaro Rodríguez Fominaya'nın sergiye ilişkin yazıları var. Devam eden sayfalarda ise Yoko Ono'nun çalışmaları. Kitap tabiki de sergiden daha kapsamlı ve de buradaki sıralama sergiden daha farklı. Ayrıca kitapta, sergide yer almayan çalışmalar da var. Bu nedenle kitabı incelerken sergi alanından daha farklı bir akışa teslim olduğunuzu hissedebiliyorsunuz.

Mesela; "Beyaz Satranç Takımı" (1966)'nın sergilendiği bölüm sergi alanında gördüğüm ancak yanında fazla vakit geçirmek istemediğim bir bölümdü. O satranç takımı orada, ben sergiyi gezdiğim sırada masada öylece duruyordu ve de iki kişi başına oturmuş beyaz taşları sıra ile oynatmaya çalışıyordu. Onların yanından geçerken duvarda yazan "Tüm taşlarının yerini hatırlayabildiğin sürece oynamak için." (Y.O.) cümlesini okudum ve sonraki odacığa doğru geçip gittim. Ancak kitabı incelerken taşlarından tahtasına kadar herşeyi ile bembeyaz olan, hiç siyahı olmayan bu satranç oyunundan aslında çok etkilenmiş olduğumu farkettim ve de "belli bir seviyenin üstü olan en iyilerin oyununda ayakta kalmanın gücü"nü gösterdiğini düşündüm.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Bu arada serginin girişinde yer alan "Kendinden Geçiş" kapılarının eksik olan 2 tanesini kitapta görmek hoştu. Çünkü bu kapılardan geçmeden önce, kapıların yanında duvarda duran Yoko Ono'nun çizimlerini ve de notlarını okurken B ve D'nin nasıl olduğunu merak etmiştim. Dolayısıyla kitap sayesinde bu kapılardan birinin "alçak başlayan, sonradan yükselen bir kapı" olduğunu, diğerininse "normal başlayan ancak gittikçe daralıp sonunda iyice sıkışık olan bir kapı" olduğunu öğrendim. Sergide olsalardı bunları da muhakkak denemek isterdim çünkü itiraf etmem gerekirse ben sergide yer alan 4 kapıdan en çok merdivenli ve kaydıraklı olan kapıdan geçmeyi sevdim. Bu nedenle de kapıların hepsinden geçtikten sonra bir müddet durup sergiye giren diğer insanların bu kapılardan geçerken neler yaptığını ve de hangisinden geçmeyi tercih ettiğini izlemek istedim. İlginç ancak ben oradayken kaydıraklı kapıdan geçen birine ne yazıkki hiç denk gelmedim.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Yoko Ononun özgürleştiren kapıları

Tabi şu da var, bu kapı diğer kapılara nazaran daha zorlayıcı dolayısıyla da caydırıcı bir kapı. Ufak fare kapısı gibi bir kapıdan geçmeniz dolayısıyla çömelmeniz, dizlerinizi ve ellerinizi yere değdirmeniz gerekiyor. Kirlenmekten çekiniyorsanız, bedeninizi yormak istemiyorsanız veyahut oyuna girmeye gerek duymuyorsanız doğal olarak bu kapıyı görmezden gelebiliyorsunuz. Ben bu kapıdan geçmeyi sevdim çünkü oradaki zorlamanın bana ne hissettireceğini görmek istedim. Kısacası serginin en başında ilk en uzun vakti bu kapılarda geçirdim ve de sergiye Yoko Ono'nun oyununa dahil olmuş olarak girdim.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Alt katta ortasında bir tuvalet olan plexiglastan Amaze adını taşıyan labirent vardı ve de bu yapıtın hikayesini anlatan metinde şöyle bir cümle yer alıyordu: "..başlangıçta bakma eylemi gibi görünen şey, giderek bir izlenme deneyimine dönüşür."

Labirent şeffaftı ve de içerideyken, labirentin merkezine gidene kadar dışarıdan izlenebiliyordunuz bu doğru ancak içeri giriş yaptığınız andan itibaren algınız değişiyordu. Yani kimin sizi izlediği ile ilgilenmiyordunuz. Labirentin içine çıplak ayak girdiğiniz için de bir sanat müzesinin içinde olduğunuzu düşündüğünüz her an daha da özgür hissediyordunuz.

Benim Annem Güzel (2004), eserinin önüne gelince ise kendimi tutamadım ve de hemen masaya oturup, elime bir kağıt kalem alıp yazmaya başladım. Yazarken yalnızca o an içimden gelenleri yazmaya çalıştım ve de hiç hata yapmadım.

Kağıdı duvara yapıştırmadan önce ise yazdıklarımı ilk ve tek okuyan kişi annemdi. Sergiye annemle beraber gelmiştik ve masaya oturduğumda ona, sen de bir şeyler yazmak ister misin diye sormuştum. Benim kadar istekli olmadığını görünce de hiç üstelememiş, onun yerine başkaları tarafından yazılmış ve de duvara yapıştırılmış kağıtlardan hangilerini bana gösterdiğine dikkat etmiştim. Bana göre işaret ettikleri zaten onun yazmadıkları ancak derinden hissettikleriydi. Yani aslında başkaları üzerinden giderek kendi metnini yaratmıştı ve bu yeterince anlamlıydı.

Yoko Ono'nun müzenin dış kapısına en yakın yerde, bahçesinde yer alan gökyüzü merdivenleri ise serginin son gördüğüm eseri oldu. Bu merdivenler normal şartlarda müzeye gidiş yolundan çıkmadan geçiş yapamayacağınız, müzenin ön bahçesinde yer alan kısımda. Yani esere ancak yoldan çıkar ve de çimlerin üzerine basarsanız ulaşabiliyorsunuz. Bu nedenle de merdivenlere yaklaştığınızda "izin alarak yasağı delmek" gibi his yaşadığınızı farkedebiliyorsunuz. Orada sanki bir süreliğine kurallar yoktu ya da Yoko Ono'nun kuralları vardı veyahut siz Yoko Ono'dan torpilliydiniz. Dolayısıyla da çimlere basıyor, gökyüzü merdivenlerine çıkıyor, göğe yaklaşıyor ve de Yoko Ono'nun "Dünyayı bir de buradan gör. Neyi bekliyorsun? Haydi yapsana.." çağrısına kulak veriyordunuz.

Yoko Ononun özgürleştiren kapıları

Bunlar yalnızca bir kaç tanesi..
Yoko Ono'nun sergisinde çekici pek çok oyun var. Labirentte çıplak ayak dolaşabiliyor, kaydıraktan kayabiliyor, annenizi onurlandırabiliyor, mutluluk çakıltaşları nehrinin kenarında dolaşabiliyor, geçilememiş eşiklerde yazan cümleleri bulmaya çalışabiliyor, dürbünle görünmez insanları sayabiliyor ve de gökyüzü merdivenlerine tırmanabiliyorsunuz..

Bu sergi, Yoko Ono'nun en erken ve etkili yapıtları arasından toplamda 67 yapıtının yer aldığı, bahçe de dahil olmak üzere SSM'nin tüm mekanlarına yayılmış olan bir sergi ve de düşündürürken eğlendiren hisli bir deneyim alanı sunuyor size. Basın bülteninde bu serginin Yoko Ono'nun bugüne kadar Türkiye'de gerçekleştirilen en kapsamlı sergisi olduğu ve de ziyaretçileri hayal gücü, algı, katılım, hafıza, barış ve insanlar arası bağlar üzerine düşünmeye davet ettiği yazıyor. Akbank'ın desteği ve de İspanya'daki Çağdaş Sanatlar Müzesi MUSAC'ın işbirliğiyle gerçekleştirilen SSM'deki İçses ve İçyapı Sergisi'ni 27 Aralık tarihine kadar ziyaret edebilirsiniz. Salı günleri ücretsiz giriş yapabiliyorsunuz aklınızda bulunsun.