Esra Öz Esra Öz

"Çocukluk çağındaki travma gelecekte şizofreni gibi psikiyatrik hastalıklara yatkınlığı artırabilir"

29.11.2020 Pazar | 11:37

Stresli yaşam olaylarının, ruh sağlığımız üzerindeki etkilerinin şizofreniye yatkınlık oluşturan genlerden ve önceden maruz kalınan çevresel etkilerden ne derece etkilediğini araştıran Doç. Dr. Sinan Gülöksüz ve ekibinin çalışması alanında öncü olan JAMA Psychiatry Dergisi’nde yayınlandı.

“Çalışmamızı, Hollanda’da halen yürütülen, 9 yılı aşkın süredir toplumda rastgele seçilen yaklaşık 6 bin 600 bireyin ayrıntılı tekrarlayan takiplerini içeren NEMESIS-2 isimli örneklemde yürüttük” diyen Hollanda Maastricht Üniversitesi ve Amerika Yale Üniversitesi Psikiyatri Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Sinan Gülöksüz, “Çalışmamızdaki bireylerin verileri COVID-19 öncesi toplanmıştı. NEMESIS-2 halen sürdüğü için gelecekteki takiplerde COVID-19’un izlerini de araştırma fırsatımız olacak” dedi.

Bir psikiyatrik hastalığa yatkınlık varsa, üzerine de stresli yaşam olayları eklenince, ruh sağlığının daha çok etkileneceğini söyleyen Gülöksüz, “Aynı şekilde özellikle çocukluk ve gençlik çağındaki çevresel faktörlere maruz kalma daha fazla olması durumunda ruh sağlığımızı daha fazla etkileyeceğini düşünüyoruz. Çevresel faktörler arasında, okulda zorbalığa uğramak, esrar kullanımı gibi durumlar arasında örnek verilebilir. Çocukluk çağındaki travma gelecekte psikiyatrik hastalıklara yatkınlığı artırabilir” şeklinde konuştu.

“Genetik yatkınlık ve çevresel faktörler ne kadar çoksa, risk de o kadar artıyor”

Şizofreni seçmelerinde ise, kronik ve dramatik bir süreç olduğu için tercih ettiklerini söyleyen Gülöksüz, “Şizofreniye yatkınlık genleri sik görülen varyantlar ve dolayısıyla herkeste değişen oranlarda var. Genetik yatkınlık ve çevresel faktörler ne kadar çoksa, risk de o kadar artıyor. Genetik yatkınlık illa şizofreniye yatkınlık olmasa da ruh sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Şizofreniye ne kadar yatkınlık varsa, insanların ruh sağlığı da o kadar kötü olabiliyor” diye konuştu.

Ruh sağlığı araştırmalarındaki en büyük zorluğun, ruhsal iyilik halinin genetik ve çevresel faktörlerin etkisinde kaldığını söyleyen Gülöksüz, şunları söyledi: “Birçok ruh sağlığı problemi için tetikleyici bir faktör olan stresli yaşam olaylarının, toplumda ruh sağlığı üzerine etkilerini inceledik. Stresli yaşam olaylarına örnek olarak yakın bir akrabanın ya da eşin ciddi hastalığı veya yaralanması, finansal kriz, işten atılma, yakın zamanda sevgiliden ayrılık, evlilik problemleri, yakın bir arkadaşın veya akrabanın kaybını verebiliriz. Tabii ki bunlar hayat boyu çok sık karşılaşılan stres nedenleri ve her bireyi farklı düzeyde etkiliyor”

“İyi bir kayıtlama ve modelleme ile gelecekte böyle bir durumla karşılaşıldığında toplumdaki risk altındaki grupları belirlemek ve önlemler almak mümkün olabilir”

COVID-19 pandemisinin gerek sağlık kaygıları gerek sosyal izolasyon ve yalnızlık gerekse ekonomik etkileri nedeniyle çok önemli bir stresli yaşam olayı olduğuna dikkat çeken Gülöksüz, “Ancak ruh sağlığı üzerindeki etkileri kişiden kişiye farklılık gösteriyor, kimileri çok fazla kimileri çok az etkilenebiliyor. İyi bir kayıtlama ve modelleme ile gelecekte böyle bir durumla karşılaşıldığında toplumdaki risk altındaki grupları belirlemek ve önlemler almak mümkün olabilir. Sadece böyle bir durumla karşılaşıldığında değil, riskli gruplar benzer şekilde belirlenerek toplum düzeyinde ruh sağlığını iyileştirmeye yönelik koruyucu önlemler alınabilir.”

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinden 2005 yılında mezun olduktan sonra, 2005-2011 yılları arasında Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde psikiyatri uzmanlık eğitimini tamamlayan Gülöksüz, Maastricht Üniversitesi’nde “Psikiyatrik hastalıklarda çevresel faktörlerin ve bağışıklık sistemin rolü” başlıklı teziyle doktora (PhD) unvanı aldı. Yale Üniversitesi Psikiyatri Bölümünde doktora sonrası araştırmacı olarak 2013-2016 yıllarında görev alan Gülöksüz, 2016 yılından bu yana Maastricht Üniversitesi ve Yale Üniversitesi Psikiyatri Bölümlerinde Doçent olarak görev yapıyor. Klinik psikiyatri ve epidemiyolojik araştırma alanında olan Gülöksüz, psikiyatrik bozukluklarda genetik ve çevresel faktörlerin etkileşiminin rolünün büyük örneklemlerde inceliyor.

“Ruhsal bozuklukların oluşumunda etkili olan ve genetikle açıklanamayan çevresel faktörler detaylı şekilde araştırılmalı”

Son 20 yılda, psikiyatride genetik araştırma alanı, büyük veri toplamak için dünya çapında çok uluslu işbirlikleri kurarak tarihi ilerlemeler kaydetti. Ruhsal bozuklukların oluşumunda etkili olan ve genetikle açıklanamayan çevresel faktörlerin detaylı şekilde araştırılması gerektiğini söyleyen Gülöksüz, “Bu yüzden ekspozom dediğimiz bu karmaşık çevresel faktörler ağına ışık tutmayı hedefliyoruz. Psikiyatrik bozukluklara genetik yatkınlığı olan bireylerde daha çok etkileri olan ve muhtemel olarak değiştirilebilir, çevresel faktörler için ipuçları sağlamak üzere araştırmalarımızı devam ettiriyoruz” şeklinde konuştu.

“Çocukluk çağı travması gibi faktörler stresli yaşam olaylarının ruh sağlığımızı ne kadar etkileyeceğini belirleyebiliyor”

Çalışmada, genetik faktörlerin çevresel faktörlere göre daha az etkili olduğunu bulduklarını söyleyen Gülöksüz, “Örneğin, çocukluk çağı travması gibi faktörler stresli yaşam olaylarının ruh sağlığımızı ne kadar etkileyeceğini belirleyebiliyor. İşte tam da bu noktada stresli yaşam olaylarının, ruh sağlığımız üzerindeki etkilerinin şizofreniye yatkınlık oluşturan genlerden ve önceden maruz kalınan çevresel etkilerden ne derece etkilediğini araştırdık. Şizofreni yatkınlığını seçmemizin sebebi psikiyatrinin en şiddetli ve kronik tablolarından biri olarak görülmesi” diye konuştu.

“Tek bir çevresel faktör maruziyeti şizofreniye tek başına yatkınlık oluşturmuyor”

“Şizofreniye yatkınlık oluşturan tek bir gen yok” diyen Gülöksüz, şunları söyledi: “Çok karmaşık bir yapıdan bahsediyoruz, şizofreniye yatkınlık oluşturan yüzlerce genetik varyant var ve bunların tek başlarına etkisi çok düşük. Ancak bireydeki yatkınlık genleri çoğaldıkça şizofreniye yatkınlık da o derece artıyor. Elimizdeki yöntemlerle bireyin DNA’sında bu genetik varyantların ne kadar olduğunu ölçerek şizofreni genetik risk skorunu hesaplayabiliyoruz. Şizofreni genetik risk skoru henüz sadece araştırmalarda kullanılabiliyor. Çünkü klinikte bireysel olarak şizofreni riskini öngörebilmek veya tanı koyabilmek için yeterli değil. Bunun bir nedeni de psikiyatrik bozuklukların genetiğinin oldukça karışık olması. Pek çok psikiyatrik bozukluğun genetik yatkınlığı benzer genetik varyantları içeriyor. Dolayısıyla, şizofreni genetik yatkınlığı diğer psikiyatrik bozukluklara da yatkınlığı arttırıyor. Biz de bu çalışmamızda şizofreninin çoklu genetik yapısını göz önünde bulundurarak şizofreni genetik yatkınlığını şizofreni genetik risk skoru ile ölçtük. Benzer bir şekilde tek bir çevresel faktör maruziyeti şizofreniye tek başına yatkınlık oluşturmuyor. Esrar kullanımı, çocukluk cağı travmaları gibi pek çok faktör var. Bu faktörler ne kadar fazla ise şizofreni riski o kadar artıyor. Buna istinaden şizofreni çevresel yatkınlığını da su ana kadar maruz kalınan toplam çevre yükü ile ölçtük.”

“Geçmişte ne kadar çok çevresel risk faktörüne maruz kalınırsa, stresli yaşam olaylarından da o kadar olumsuz şekilde etkileniliyor”

“Çalışmamızda hem şizofreni genetik yatkınlığının hem de şizofreniyle ilişkilendirilen toplam çevre yükünün toplum düzeyinde ruhsal iyilik halini olumsuz etkilediğini gözlemledik” diyen Gülöksüz, “Benzer şekilde daha önce örnek verdiğim yakın zamanda geçirilen stresli yaşam olaylarının ruh sağlığı üzerindeki etkisinin de bir o kadar yüksek olduğunu gözlemledik. Çalışmamızın en önemli bulgularından biri de daha önce maruz kalınan toplam çevre yükünün fazlalığının stresli yaşam olaylarının ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkisini daha da arttırdığını gösterdik. Yani basitçe, geçmişte ne kadar çok çevresel risk faktörüne maruz kalınırsa, stresli yaşam olaylarından da o kadar olumsuz şekilde etkileniliyor. Öte yandan bu durumu şizofreni genetik yatkınlığı için gözlemlemedik.”

“Sizofreni yatkınlığı ruhsal iyilik halini olumsuz etkiliyor”

Şizofreni genetik risk skorunun, şizofreni ile ilişkili çocukluk çağı travması ve esrar kullanımı gibi çevresel maruziyetlere duyarlılığı arttırdığını daha önceki çalışmalarında gösterdiklerini söyleyen Gülöksüz, “Ancak bu bir vaka-kontrol çalışmasıydı . Güncel çalışmamız ise, toplum temelli. Şizofreniye genetik yatkınlığın, ruh saglıgimıza kötü etkisi var. Yani şizofreniye yatkınlık, şizofreniye yol açmasa bile ruhsal iyilik halini olumsuz etkileyebiliyor. Pek çok psikiyatrik bozukluğun çoklukla ortak genetik yatkınlık faktörlerini paylaştığını göz önünde bulundurursak bu durum çok şaşırtıcı değil. Ancak, aradaki ilişki çevresel faktörlere göre çok daha zayıf. Dolayısıyla şizofreni genetik yatkınlığın, yakın zamandaki stresli yaşam olaylarının ruh sağlığı üzerindeki etkisini anlayabilmek için çok daha büyük örneklemlere ihtiyacımız var” dedi.

“Çevresel faktörleri daha çok anlamaya ihtiyaç var”

Doç. Dr. Sinan Gülöksüz, şunları söyledi: “Bulgularımız toplumdaki ruhsal iyilik halini saptayabilmek ve ruhsal dayanıklılığı toplum düzeyinde artırabilmek için genetik risk modellerini çevresel faktörlerle desteklemeye ihtiyacımız olduğunu gösteriyor. Bu bağlamda, klinisyenler, çevresel faktörlere maruziyet geçmişini ve yakın zamandaki yaşam olaylarını daha iyi kayıtlayarak elektronik sağlık kayıt sisteminin işlevselliğini çok az bir yük ile önemli ölçüde artırabilirler. Bu işlevselliğin artması doktorlar, sağlık hizmeti sağlayıcıları ve sağlık stratejisi belirleyen karar alıcı merciler gibi sağlıkla ilgili pek çok yapının ruh sağlığı düzeyini toplum düzeyinde daha iyi öngörmesine ve müdahale etmesine yardımcı olacak.”

Diğer Yazıları

"Türkiye’de 5 milyon civarında bireyin herhangi bir nadir hastalığı olduğu tahmin ediliyor"

Dünyada yaklaşık 350 milyon bireyin, Türkiye’de ise 5 milyon civarında bireyin herhangi bir nadir hastalığı olduğu tahmin ediliyor. Türkiye’de 2 bin kişide 1 kişiyi etkileyen hastalıklar nadir hastalık olarak kabul edilirken, bu hastalıkların sadece yüzde 5’inin tedavisi bulunuyor.

Devamını Oku 25.02.2021

Covid-19 aşıları ile ilgili merak ettiğiniz sorular yanıt buluyor

“Faz 3 aşamasını tamamlamış ve kullanımına izin verilen aşıların hepsi güvenlidir ve yeterli koruyuculuğu sağlayacağı da ön görülüyor” diyen Türk İmmünoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Haluk Barbaros Oral, “En iyi aşı ulaşılabilen aşıdır. Hangi tip aşı olursa olsun etkinliğini kaybetmeden yaygın olarak kullanımının sağlanması salgının kontrolü için kaçınılmaz.” dedi.

Devamını Oku 15.12.2020

Epigenetiğin gen kontrolünde oynadığı rol nedir?

Doktora çalışmaları sırasında genlerin nasıl aktif ya da inaktif halde tutulduğu ile ilgili temel bilimsel soruların anlaşılmasına katkı sağlayan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT)’nden Dr. Özgür Öksüz, Polycomb proteinlerinin hücre içerisindeki isleyişini, bir sonraki hücrelere nasıl aktarıldığını ve kanser hücrelerinde görülen hasarların hangi sonuçlara sebep olduğunu anlamak konusunda çalışıyor.

Devamını Oku 07.12.2020
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS