Esra Öz Esra Öz

Covid-19 aşıları ile ilgili merak ettiğiniz sorular yanıt buluyor

15.12.2020 Salı | 09:04

“Faz 3 aşamasını tamamlamış ve kullanımına izin verilen aşıların hepsi güvenlidir ve yeterli koruyuculuğu sağlayacağı da ön görülüyor” diyen Türk İmmünoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Haluk Barbaros Oral, “En iyi aşı ulaşılabilen aşıdır. Hangi tip aşı olursa olsun etkinliğini kaybetmeden yaygın olarak kullanımının sağlanması salgının kontrolü için kaçınılmaz.” dedi.

Toplum bağışıklığının sağlanması için aşılamanın yaygın olarak yapılmasının şart olduğuna dikkat çeken Oral, toplumun mümkün olduğunca büyük kısmının bağışıklanmasının kesinlikle salgının hızını keseceğini belirtti.

Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Haluk Barbaros Oral, Covid-19 aşıları ile ilgili sorularımı yanıtladı.

Hangi aşı ne kadar güvenilir?

Aşılar üretildiklerinde belirli faz çalışmalarından geçiyor. Bu faz çalışmalarından en öncelikli olanı aşının güvenilirliğinin, çeşitli derecelerdeki yan etkileri ve sebep oldukları komplikasyonların test edilmesi amacıyla yapılanlardır. Faz 1 aşamasında az sayıda gönüllüde güvenlik ve bağışıklık sistemin uyarılması açısından değerlendirme söz konusudur; Faz 2, 100 ile bin gönüllüde güvenlik ve bağışıklık yönünden değerlendirmenin yanı sıra doz ve doz aralıklarını belirlemeye yönelik olarak gerçekleştirilir.

Faz 3 aşaması ise, çok merkezli olarak on binlerce gönüllüde önceki fazlarda belirlenen dozlarda ve doz aralıklarında aşının güvenliğinin ve etkisinin değerlendirildiği dönemdir. Aşının piyasaya sunulması için üreticinin Faz 3 aşamasını başarı ile tamamlamış olması gerekir. Dolayısıyla tüm üretim için onay almış aşılar oldukça güvenilirdir. Ayrıca, aşıyı ülkeler kendi toplumlarında uygulamadan önce üretici tarafından kendilerine sunulan çalışma verilerini titizlikle değerlendirir gerekirse kendi laboratuvarında ek testler yapılabilir.

Ülkemizde bu görevi Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü ve Türkiye Tıbbi İlaç ve Cihaz Kurumu (TİCK) üstlenmiştir. Aşı Türkiye’de Sağlık bakanlığımızın kontrolünde dağıtılarak uygulanacağı için büyük olasılıkla başlangıçta ruhsatlandırılmayacak. Dolayısıyla ilk etapta TİCK’den çok Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’ne bağlı birimler Aşı ile Önlenebilir Hastalıklar Daire Başkanlığı tarafından değerlendirilecektir. İthal edilecek olan aşı numuneleri veri dosyaları ile birlikte ilk önce Halk sağlığı Genel Müdürlüğü’nün yetkin komisyonları tarafından değerlendirilecek standartlara uygun olarak üretip üretilmediği ve içeriği açısından Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Laboratuvarlarında değerlendirilip uygunluğu onaylanırsa vatandaşlarımıza kullanılmasına izin verilecek.

İçeriğinde ileride bize zarar verebilecek başka bileşen var mı?

Şu anda onaylanan ve onay almaya yakın olan aşıların hiçbiri canlı aşı değil. Dolayısıyla aşıların hiçbirinde virüsün kendisine ait zarara yol açacak ya da aşı suşu enfeksiyonuna yol açacak bileşen yer almıyor. Ancak, aşıların bazılarında adjuvan adını verdiğimiz bağışıklık yanıtını güçlendiren veya bağışık kalma süresini uzatan maddeler bulunuyor. Bu uygulamanın diğer bir avantajı ise, kullanılan antijen yani bağışıklık sistemini uyarma yeteneğine sahip virüse ait parça miktarının daha düşük miktarlarda kullanımını sağlayarak, aşının üretim maliyetini düşürmesidir. Bu maddelerin aşı preparatları içerisinde kullanılacak miktarları güvenlik testleriyle birlikte saptanır, kişilerde zarar vermeyecek ve herhangi bir yan etkiye yol açmayacak düzeylerde kullanılabilecek adjuvanlar seçilir. Bunlar ve diğer koruyucu maddeler aşılarda çok küçük miktarlarda yer alırlar ve birkaç uygulamayla insan sağlığına zarar verecek dozlara asla ulaşmazlar. Bununla birlikte çok nadir de olsa bazı kişiler bu maddelere karşı duyarlı olabilir ve bu kişilerde alerjik reaksiyonlar gelişebilir. Ancak, bu risk aspirin gibi basit bir ilacın sebep olduğu yan etki oranlarından fazla değil.

Yan etkileri neler olabilir?

Aşılar da gördüğümüz en sık yan etkiler, uygulama yerinde ağrı ve şişlik, hafif ateş yüksekliği, kas ağrılarıdır. Bunlar geçicidir, basit ağrı kesiciler ve ateş düşürücüler ile kolaylıkla üstesinde gelinebilen yan etkilerdir. Gündemde olan aşılarla ilgili olarak ciddi yan etkiler bildirilmedi. 

Ancak bu tabloların aşıyla ilişkilerinin olmadığı ortaya konması ile çalışmalara devam edildi.

Aşıyı olmak istemeyen ne yapacak? Zorunlu mu?

Aşı olmayı zorunlu hale getirmek için toplumun en az yüzde 70-80’ini bağışıklamaya yetecek miktarda aşının sağlanması gerekir. Çünkü toplum (sürü) bağışıklığının sağlanması için toplumun en az yüzde 70’inin bağışık hale getirilmesi gerekiyor. Bu nedenle, şu anda aşıyı zorunluluk getirilmesi mümkün görünmüyor. Ancak, belirli risk gruplarına yani, 65 yaş üstü, ciddi kronik hastalığı olanlar ve hastalarla temas eden sağlık çalışanları gibi gruplara zorunluluk getirilmesi söz konusu olabilir.

Aşının saklama ve taşınma koşullarında bozulma olursa ne olacak?

Soğuk zincir gibi taşıma ve saklanma koşullarının bozulduğu durumlarda kişiye zarar verecek bir yan etki veya komplikasyon pek beklenmez. Ancak, bu tip aşı uygulanan kişilerde yeterli düzeyde bağışıklık yanıtı oluşmayabilir.

Antikorlar ne kadar süre koruyacak?

Değişik çalışmalar, çalışmalardan çalışmalara farklılıklar gösterse de enfeksiyonu geçiren kişilerde oluşan nötralize edici antikorların 3-6 ay süreyle saptanabilir düzeylerde bulunduğunu gösterdi. Ancak, aşıların hazırlanmasında kullanılan adjuvan dediğimiz bazı maddeler ile bu süre daha ileriye çekilebilir hatta daha yüksek düzeylerde antikor seviyelerine ulaşılabilir. Şu anda SARS-CoV-2’ye karşı hazırlanan hiçbir aşının ne kadar süreyle koruyucu düzeyde antikor ürettiği ve hücresel bağışıklığı ne derecede sağladığı tam olarak bilinmiyor. Ancak, 6 ay – 1 yıl süreli bir koruyuculuk sağlanacağı tahmin ediliyor.

5 farklı aşıyı kime neye göre değerlendirip ülkeler seçim yapacak?

An itibariyle dünyada kullanıma sunulmuş 5 aşı bulunuyor. Bunlardan bir tanesi Çin’de üretilen inaktif aşı (Sinovac) olup buzdolabında (+4oC) 3 yıla kadar saklanabiliyor. Bu aşının yüzde 90’ın üzerinde koruyuculuk sağladığı iddia edilmesine rağmen şimdiye kadar inakatif aşıların koruyuculuğu ile ilgileri deneyimlerimiz bu tip aşıların koruyuculuk oranının çoğunlukla yüzde 90’lara kadar ulaşmadığını gösterdi.
Diğer bir aşı grubu ise RNA tabanlı olup biri Almanya ve ABD’de üretilen Biontech/Pfizer aşısı diğeri ise, ABD’de üretilen Moderna aşısıdır. Bu aşıların her ikisinin yüzde 90-95 civarında koruyuculuğunun olduğu yayınlanmış olmasına rağmen saklanması ve depolanması konusunda diğer aşılardan daha problemliler. Biontech/Pfizer aşısı -70oC’de 6 ay, buzdolabı koşullarında özel koruyucu bir kap içerisinde 5 gün kadar; Moderna aşısı -20oC’de 6 ay buzdolabında 1 ay saklanabiliyor.

Bir başka aşı grubu ise adenovirüs isimli virüsün içine SARS-CoV-2’ye ait spike (diken) proteinin kodlayan genin yerleştirilmesiyle hazırlanan canlı virüs aşılarıdır. Bu aşılar canlı olmalarına rağmen insanda çoğalma yeteneğine sahip olmayan virüslerdir. Bunlardan biri Rusya’da üretilen Sputnik V aşısı diğeri İngiltere ve İsveç ortaklığında üretilen Astra-Zeneca aşısıdır. Bu aşılardan Sputnik V’in yüzde 90’ın üzerinde koruyuculuk sağladığı buna karşın, AstraZeneca aşısının koruyuculuğunun yüzde 70 civarında olduğu ve her iki aşının da buzdolabında 6 ay saklanabileceği biliniyor.
Dolayısıyla ülkeler aşı seçiminde soğuk zinciri ve depolamayı sağlıklı bir şekilde sürdürebilecekleri, etkin bir bağışıklık sağlayan, yan etkisi az olan aşıları seçecek. Bu seçim sırasında nüfuslarının büyüklüğü, yaş dağılımları, riskli hastalığı olana kişilerin sayısal dağılımları, aşının maliyeti gibi birçok parametreyi değerlendirmek durumundalar.

Çocuklara yapılmasa da olur mu?

COVID-19 enfeksiyonları çocuk yaş grubunda daha hafif seyirli olsa da çocukların bulaştırıcılığı söz konusu. Ayrıca, çocuk hastalarda çok nadiren birden fazla sistemi tutan iltihabi sendrom dediğimiz ağır tablolar ile karşılaşılabiliyor.. Bütün bunların yanı sıra, toplum bağışıklığının sağlanması için nüfusun en az yüzde 70’inin aşılanmasının gerektiği ve Türkiye nüfusunun yüzde 27,5’inin çocuk olduğu göz önünde tutulduğunda çocukların da aşılanmasının gerektiği görülüyor. Ancak, şimdiye kadar yapılan aşı çalışmalarında çocuklarda aşının koruyucu etkisine yönelik yeterli veri bulunmuyor. Dolayısıyla ilk etapta çocukların aşılanması söz konusu olamayabilir. Bu durum hemen hemen tüm erişkinlerin aşılanması gerekliliğini ortaya koyuyor.

Aşıyı hastalığı geçirmiş kişilerde yaptırmak zorunda mı?

Şimdiye kadarki gözlemlerde enfeksiyonu geçirenlerde uzun süreli bir bağışıklık sağlanmadığı (3-6 ay) görüldü. Yani bir süre sonra vücutta koruyucu düzeyde antikor kalmıyor. T hücre yanıtı dediğimiz hücresel yanıtın ne derecede sağlandığı ve koruyuculuğa etkisi de henüz tam olarak değerlendirilemedi. Kişiler enfeksiyonu geçirmiş olsa bile ikinci kez enfekte olma (re-enfeksiyon) olasılığı söz konusu. Bu nedenle Covid geçirenlerin 6 aydan sonra aşı yaptırması önerilebilir.

Aşılama ile aynı zamanda insanları takip edecekler mi?

Hali hazırda bakanlığımızın “Aşı Takip Sistemi (ATS)” adında uygulaması bulunuyor. Bu sistemin geliştirilmesi ve güncellenmesi ile birlikte tüm aşılar nerede olursa olsun her an sıcaklık kontrolüne ve GPS bağlantıları sayesinde bulundukları konumlarına varana kadar kontrol altında tutulabileceği ve gerektiğinde müdahale edilebileceği biliniyor. Bu sistem sayesinde, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü merkez depolarından tutun il ve ilçe sağlık müdürlüklerine ait aşı ve antiserum dağıtım merkezi depolarına; kamu hastanelerinden tutun kamu ve özel üniversite hastanelerine, özel hastane ve muayenehaneler, aile sağlığı merkezleri, göçmen sağlığı merkezleri, seyahat sağlığı merkezleri vb. kamunun ücretsiz aşı ve anti-serum tedariki yaptığı ve biyolojik soğuk zincir ürünleri depoladığı tüm birimlerin aşı depoları ve aşı dolapları, aşı sevkiyat araçlarına kadar birçok alan gerçek zamanlı (anlık) olarak kontrol edilebilecek. Bu aşıların transfer ve stok takibinde karekod (Barkod) sistemi kullanılması söz konusu olacak. Bunun yanı sıra, aşı uygulanan kişilerin sağlık ve bağışıklanma durumları da E-Nabız ve HES uygulamaları içerisinde de yer alarak kayıt altında tutularak izlenebilecek. 

Diğer Yazıları

"Türkiye’de 5 milyon civarında bireyin herhangi bir nadir hastalığı olduğu tahmin ediliyor"

Dünyada yaklaşık 350 milyon bireyin, Türkiye’de ise 5 milyon civarında bireyin herhangi bir nadir hastalığı olduğu tahmin ediliyor. Türkiye’de 2 bin kişide 1 kişiyi etkileyen hastalıklar nadir hastalık olarak kabul edilirken, bu hastalıkların sadece yüzde 5’inin tedavisi bulunuyor.

Devamını Oku 25.02.2021

Epigenetiğin gen kontrolünde oynadığı rol nedir?

Doktora çalışmaları sırasında genlerin nasıl aktif ya da inaktif halde tutulduğu ile ilgili temel bilimsel soruların anlaşılmasına katkı sağlayan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT)’nden Dr. Özgür Öksüz, Polycomb proteinlerinin hücre içerisindeki isleyişini, bir sonraki hücrelere nasıl aktarıldığını ve kanser hücrelerinde görülen hasarların hangi sonuçlara sebep olduğunu anlamak konusunda çalışıyor.

Devamını Oku 07.12.2020

Avrupa’dan iki doktora öğrencisi Türkiye’deki gençlere bilimi sevdirebilmek için “Gelecek Bilimde” diyor

Hollanda ve Polonya’dan Türkiye’ye bilimi sevdirmek için farklı liselerden öğrencilerden oluşan ekipleriyle Mühendis Burak Çankaya ve Psikolog Cevdet Acarsoy, her gün yeni bir şeyler deniyorlar. Avrupa’dan iki bilim meraklısının bilim yayıncılığı ile ilgili serüveni konuştuk.

Devamını Oku 06.12.2020
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS