Esra Öz Esra Öz

NIH'den Dr. Billur Akkaya: Gelecekte romatolojik hastalıklar, tip 1 diyabet gibi kronik hastalıkların kesin ve yan etkisiz tedavi edilme ihtimali var

25.11.2020 Çarşamba | 15:52

İnsan vücudunun bağışıklık sisteminde önemli görevleri olan T hücreleri üzerine uzun yıllardır araştırmalar yapan National Institutes of Health (NIH)’den Dr. Billur Akkaya, “Bilinen bir hastalık örneğiyle anlatacak olursak, tip 1 diyabette T hücreleri pankreasa saldırır ve düzenleyici T hücreleri de onları etkisiz hale getirmeye çalışır. Biz düzenleyici T hücrelerinin bu görevi yerine getirmesinde önemli yeni bir çalışma prensibi tanımladık. Bu çalışma prensibi hedeflenmek suretiyle romatolojik hastalıklar ve tip 1 diyabet için hasar gören organlara yönelik tedaviler geliştirmek mümkün. Gelecekte romatolojik hastalıklar, tip 1 diyabet gibi kronik hastalıkların kesin ve yan etkisiz tedavi edilme ihtimali var” dedi.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi (İngilizce) Bölümü’nden mezun olan Dr. Akkaya doktorasını İngiltere’nin Oxford Üniversitesi’nde T hücre biyolojisi üzerine yaptı. Şu an Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH)’nde düzenleyici T hücreleri üzerine çalışan Dr. Akkaya, Nature Immunology Dergisi’nde bu alanda çok ses getiren bir araştırmaya imza attı.

Doktora çalışmalarını Oxford Üniversitesi Felix bursu ile yapan Dr. Akkaya’nın aldığı ödüller arasında Oxford Universitesi Hugh Pilkington bursu, NIH Ustun Başarılı Araştırmacı Ödülü, Amerikan İmmünoloji Birliği Yılın Doktora Sonrası Araştırmacı Ödülü, Dünya Sitokin ve Interferon Derneği Üstün Araştırmacı Ödülü bulunuyor.

“T hücrelerini vücuda giren mikroplarla savaşan bir askeri birlik gibi düşünürsek, düzenleyici T hücreleri (Regulatory T cells, kısaca Treg) bu savaşçı birliğin mikroplarla savaşının kontrolden çıkmasını engellemekten sorumlu birimleridir” diyen Akkaya, “Doktora sonrası çalışmalarımı düzenleyici T hücreleri üzerine yaptım. Düzenleyici T hücreleri oldukça yüksek öneme sahip yeni tedavi hedefleri olmalarına karşın vücuttaki çalışma prensipleri hala tam olarak bilinmiyor. Eğer nasıl çalıştıkları daha iyi bilinirse ki, benim ilgi alanım tam da bu, otoimmünite, kanser ve kronik enfeksiyonlarda kişiselleştirilmiş yeni dönem bağışıklık sistemi tedavileri (new-generation personalized immunotherapies) geliştirilebilir. Benim bu alandaki en önemli katkım, kısa sürede bilim çevreleri tarafından kabul görmüş yeni bir düzenleyici T hücre çalışma prensibi tanımlamış olmam. Bu çalışma prensibinin şimdiye kadar öne sürülmüş çalışma prensiplerinde de merkezi bir rolü olduğunu ve önemli bir tedavi hedefi olabileceğini düşünüyoruz” diye konuştu.

“T hücreleri, vücudun bağışıklık sisteminin kendi dokularına saldırmasını önlemekle görevli”

Düzenleyici T hücrelerinin bağışıklık sisteminin vazgeçemeyeceği kadar önemli olduğunu vurgulayan Akkaya, “En basit tanımla düzenleyici T hücreleri, vücudun bağışıklık sisteminin kendi dokularına saldırmasını (otoimmunite) önlemekle görevli. Eğer ben birinin T hücrelerini öldürür ya da başka şekilde etkisiz hale getirirsem, bu kişi muhtemelen birkaç hafta ya da ay içinde bağışıklık sisteminin kendi vücuduna saldırması sonucu ölebilir. Ancak, bir kanser hastasında, kanser dokusuna yerleşen düzenleyici T hücrelerini etkisiz hale getirmenin de muazzam bir tedavi edici potansiyeli var. Otoimmun hastalıklarda düzenleyici T hücrelerine yönelik tedavilerin denendiğini ve çok umut vaad edici olduklarını biliyoruz” şeklinde konuştu.

“Düzenleyici T hücreleri, usta hırsızlar gibi bağışıklık sistemi cevabını başlatan antijen sunucu hücrelerden antijen çalıyor”
Düzenleyici T hücrelerinin, usta hırsızlar gibi bağışıklık sistemi cevabını başlatan antijen sunucu hücrelerden antijen çaldıklarını belirten Akkaya, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ama düzenleyici T hücrelerinin bunu oldukça spesifik bir şekilde sadece kendi tanıdıkları antijene odaklı yaptıklarını bulduk. Altınları çalmaya gelen hırsızların sadece altınları çalması ama diğer eşyalara dokunmaması seklinde anlatabiliriz. Önemi de şu, otoimmuniteye ya da kansere özel antijen sunumları düzenleyici T hücreleri hedeflenerek değiştirilebilirse T hücrelerinin dokulara verdiği zarar engellenmek ya da kansere yönelik T hücre cevabi güçlendirilmek suretiyle her iki hastalık tipinde de tedavi sağlanabilir.”

“Romatolojik hastalıklar, diyabet gibi kronik hastalıkları kesin tedavi edilme ihtimali var”

Düzenleyici T hücreleri için yeni bir çalışma prensibi tanımlayan Akkaya, “Normalde düzenleyici T hücreleri, diğer T hücreleri gibi aktive olurlar. Vücudumuza giren mikroplar bazı bağışıklık sistemi hücreleri tarafından alınır, bunlar T hücrelerine sunulur. Süreç düzenleyici T hücreleri için aynı şekilde başlar. Şimdiye kadar ortaya konan mekanizmalarda, düzenleyici T hücreleri antijeni tanır, ondan sonra her türlü düzenleyici fonksiyonlarını başlatır şeklindeydi. Bizim mekanizma tanımımız şu şekilde: Antijeni tanırlar ve antijeni yemeye başlarlar. Bu daha önce bilinmeyen bir şeydi. Bu antijen yendiği takdirde aslında, düzenleyici T hücreleri çok özgül bir şekilde sadece kendi antijenlerini yiyerek onları azaltacak şekilde bağışıklık sistemini düzenliyor.

Yani, Tip 1 diyabet hastalığı olan birinin vücudunda T hücreleri pankreasa saldırdığında düzenleyici T hücreleri bir şekilde onları durdurmaya çalışıyor. Bir takım baskılayıcı kimyasallar salgılayarak bu zararlı T hücrelerini baskılayabilirler, ancak bu seçici olmayan bir yöntem, yani düzenleyicilerin etki alanına giren her T hücresi, faydalı ya da zararlı, etkisiz hale getirilebilir. Bizim gösterdiğimiz mekanizma ise, muhtemelen, vücutta doku antijenlerinin bağışıklık sistemi tarafından hastalık oluşturacak şekilde tanınmasını engellemekle görevli. Örneğin pankreasın insülin salgılayan hücrelerine özgü antijenler düzenleyici T hücrelerince yenirse saldıran hücreler bu antijenlere ulaşamaz ve doğal olarak pasifleşip etkisiz hale gelirler. Pankreas antijenlerini yiyen düzenleyici T hücrelerini vücuda daha fazla verebilirsek, pankreasa saldırıyı önlerken genel bir bağışıklık zafiyetine neden olmayız. Yani tip1 diyabeti tedavi edeyim derken hastaların ölümcül enfeksiyonlara ya da kansere yakalanmasına sebep olmayız. Düzenleyici T hücrelerinin antijen yeme mekanizması hedeflenerek romatolojik hastalıklar, diyabet gibi kronik hastalıkların kesin tedavi edilme ihtimali var” bilgisini verdi.

“Organ nakli olan bireyleri bağışıklık sistemi baskılanmak zorunda kalmayabilir”

Organ nakli olan bireylerin de bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullandığını hatırlatan Akkaya, şunları söyledi: “Nakil olan organa yönelik, sadece T hücrelerinin saldırmasını durduran tedaviler üretebiliriz. Su anki tedaviler, T hücre bağışıklığını tamamen baskılıyor. Bu hiç istemediğimiz bir durum çünkü, T hücreleri aslında bizim için gerekli. Genel baskılama kanser gelişmesine ya da kişilerin enfeksiyona yatkınlığına neden oluyor. Ama kişinin kendi düzenleyici T hücreleri kullanılarak, yalnızca nakil edilmiş organa yönelik T hücre cevabinin baskılanması mümkün olabilir. Birincil organ hasarına bağlı gelişen tip 1 diyabet hastalığında örnek verdiğim gibi nasıl pankreasa yönelik T hücre cevabi yine pankreasa spesifik düzenleyici T hücreleri ile kontrol altına alınabilirse organ nakli hastalarında da hastanın yaşamını yan etkisiz bir şekilde kronik olarak iyileştirmek mümkün olabilir. En büyük umut da bu noktada zaten.”

Diğer Yazıları

"Türkiye’de 5 milyon civarında bireyin herhangi bir nadir hastalığı olduğu tahmin ediliyor"

Dünyada yaklaşık 350 milyon bireyin, Türkiye’de ise 5 milyon civarında bireyin herhangi bir nadir hastalığı olduğu tahmin ediliyor. Türkiye’de 2 bin kişide 1 kişiyi etkileyen hastalıklar nadir hastalık olarak kabul edilirken, bu hastalıkların sadece yüzde 5’inin tedavisi bulunuyor.

Devamını Oku 25.02.2021

Covid-19 aşıları ile ilgili merak ettiğiniz sorular yanıt buluyor

“Faz 3 aşamasını tamamlamış ve kullanımına izin verilen aşıların hepsi güvenlidir ve yeterli koruyuculuğu sağlayacağı da ön görülüyor” diyen Türk İmmünoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Haluk Barbaros Oral, “En iyi aşı ulaşılabilen aşıdır. Hangi tip aşı olursa olsun etkinliğini kaybetmeden yaygın olarak kullanımının sağlanması salgının kontrolü için kaçınılmaz.” dedi.

Devamını Oku 15.12.2020

Epigenetiğin gen kontrolünde oynadığı rol nedir?

Doktora çalışmaları sırasında genlerin nasıl aktif ya da inaktif halde tutulduğu ile ilgili temel bilimsel soruların anlaşılmasına katkı sağlayan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT)’nden Dr. Özgür Öksüz, Polycomb proteinlerinin hücre içerisindeki isleyişini, bir sonraki hücrelere nasıl aktarıldığını ve kanser hücrelerinde görülen hasarların hangi sonuçlara sebep olduğunu anlamak konusunda çalışıyor.

Devamını Oku 07.12.2020
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS