Esra Öz Esra Öz

Silikon Vadisi’nden Selim Önal: “Sosyal medya uygulamaları dinlemiyor daha da ötesine geçiyor”

05.12.2020 Cumartesi | 14:16

İnsanlara sunulan içeriklerin algoritmalarla  belirlendiğini söyleyen Google Search’te 5 yıl çalışan Selim Önal, “Kesinlikle ve kesinlikle sıralamaya hiçbir insan müdahalesi yapılmazdı. Her şirket bu kadar hassas mı bilmiyorum ama genel olarak evet. Buradaki aksi zaten çok olası da değil, yüz milyonlarca insan bu servisleri kullanıyor ve 40-50 ayrı dilde 200’e yakın ülkede kullanılıyor. Algoritmik olarak içerik sunmak dışında çok da bir şansınız yok, zaten bu şirketleri çok başarılı yapan da bu işi iyi yapmaları” dedi.

Telefonunun yanında kedinizden bahsedince, çantadan karşınıza kedi maması reklamı çıkması kadar ürkütücü. İnsanlar konuşurken söylediklerinden sonra nasıl ürün reklamları çıkıyor. Telefonlarımız dinleniyor mu? Bu sistem nasıl işliyor?

Silikon Vadisi’nden Selim Önal, bu konuda şu yanıtı verdi: “Bu son 5-6 yıldır çok fazla sorulan bir soru ve Facebook özelinde çok daha fazla soruluyor. Bu konuda Facebook defalarca bu tarz bir veri kullanmadığını açıkladı[1], 2017’de VP of Ads, yani reklam departmanının başındaki kişi kendi Twitter[2] hesabında ne Facebook ne Instagram için böyle bir uygulamalarının olmadığını söyledi. Wandera[3] diye bir bulut güvenlik firması da bu konuda kapsamlı bir deney yaptı. Detayları yayınladıkları raporda, belirli bir süre boyunca hem bir Android hem bir Iphone telefona mama reklamlarının olduğu bir Youtube listesi dinletiyorlar.

Sonra telefondaki tüm diğer güncellemeleri durdurup, her uygulamanın ne kadar veri transfer ettiğine ve daha sonra her uygulamada gördükleri reklamlara bakıyorlar. Onlar hiçbir korelasyon yani odada konuşulan konu ile reklamlar arasında bir bağlantı bulamıyorlar. Wired’ın[4] benzer bir araştırması var ve vardıkları sonuç konuşmaların dinlenilmediği yönünde.

Youtube’da da bunu test eden ve sonra sonuçları paylaşan videolar var. Youtube’da iki yönde de sonuç bulduğunu iddia edenler var ama genel olarak bunu düzgün bir metodoloji ile yapanlar böyle bir şeyin olmadığı sonucuna varıyorlar ve aksini iddia eden, benim incelediğim tüm videolarda deneylerde çok ciddi problemler var ve birçoğunda da videoyu yayınlayan kişi kendi sonradan doğru metodoloji ile test etmediğini kabul etmiş.”

“Mikrofonların dinlenmediğini, dinlemeye hiç de gerek olmadığını düşünüyorum”

“Çok fazla teknik detaya boğmak istemiyorum” diyen Önal, “Ancak, zaten bir kişinin tüm konuşmasını kaydedip bunu sunuculara yollamak ve orada analiz etmek, hem telefon pili açısından hem de transfer edilecek veri miktarı açısından gizli şekilde yapılabilir şeyler değil. Genel olarak herkes sesli konuştukları uygulamalarının çok daha fazla veri kullandığını ve pili daha hızlı bitirdiğini kendileri de gözlemleyebilir. Belirli kelimelerin dinlendiğini iddia edenler var, bu iddiaları da yine teknik olarak destekleyen hiçbir veri yok.

Ben genel olarak veriyle, deneyle ikna olmanın doğru olduğunu düşünenlerdenim ve mikrofonların dinlenmediğini, dinlemeye hiç de gerek olmadığını düşünüyorum, çünkü sosyal medya şirketlerinin elinde o kadar çok veri var ki ve bu veriyi o kadar iyi kullanıyorlar ki, mikrofonla dinlemek, onun içinden öğrendiklerinden reklamlarda kullanmak için sinyal üretmek, gereksiz riskli ve uğraşlı bir yol, bu firmaların hiçbirinin buna ihtiyacı yok” dedi.

“Bir şeye ikna olmak istediğimizde o yöndeki veriler dikkatimizi çeker, aksi yöndeki verilere dikkat etmeyiz”

Herkesin bu tarz hikayeler anlatmasıyla ilgili Önal, şu tespitte bulundu: “Bu durumu şuna bağlıyorum, bence belirli konuları konuştuğumuz için o reklamları görmüyoruz, o reklamları gördüğümüz için bazı konuşmalarımızı hatırlıyoruz. Yani kedilerden konuşup, kedi maması reklamı görünce, o konuşmamızı unutmuyoruz, hep onu örnek veriyoruz.

Ama aynı gün içinde bir sürü konuştuğunuz farklı şeyle ilgili hiç reklam görmüyoruz ya da reklam gördüğümüz konularla ilgili kimseyle bir şey konuşmuyoruz. Ancak, bu negatif verilere odaklanmıyoruz. Psikolojide motivated reasoning yani güdülenmiş düşünme ve confirmation bias yani onay önyargısı diye iki kavram vardır. Kısacası bir şeye ikna olmak istediğimizde o yöndeki veriler dikkatimizi çeker, aksi yöndeki verilere dikkat etmeyiz. Bence burada olan bu.”

“Dinlemeden hakkımızda bu kadar şeyi bilmeleri, bence bizi dinlemelerinden çok çok daha fazla kaygı duyulması gereken bir şey”

“Bir de ben bu tartışmaların aslında esas problemi geriye attığına ve tartışılması gereken şeylerin tartışılmasının önüne geçtiğine inanıyorum” diyen Önal, “Yani bu konuda aksini söyleyen açıklamalara, deneylere rağmen ‘büyük resmi gördüğünü’ söyleyenler ve sürekli başka bir komplo teorisi ile çıkanlar bence aslında tam tersi bu konunun sağlıklı ve doğru tartışılmasının önüne geçiyor. Bence burada doğru soru bizi dinliyorlar mı değil, nasıl bu kadar başarılı bir şekilde reklamları kişiye özel gösterebiliyorlar. Dinlemeden hakkımızda bu kadar şeyi bilmeleri, bence bizi dinlemelerinden çok çok daha fazla kaygı duyulması gereken bir şey” dedi.

Dinlemenin ötesinde de kameralara ulaşma, mesajları okuma, fotoğrafları kullanma durumu için okunmayan anlaşmaları onaylıyoruz. Bunlar nasıl kullanılıyor?

Bu uygulamalarda çok fazla veriye erişimi zaten kendimizin verdiğine dikkat çeken Önal, sözlerini şöyle sürdürdü: “Neredeyse kimse hangi verilere erişim verdiğini kontrol etmiyor. Sosyal medyada her şeyi paylaşan, dakika dakika nerede olduğunu bildirenler sonra çıkıp, “Instagram beni dinliyor herhalde, ne kadar korkunç” diyor. Burada birincisi kendimiz hakkında zaten çok fazla bilgi paylaşıyoruz. Yaşımız, nerede yaşadığımız, nerede çalıştığımız, mesleğimiz, ilkokuldan üniversiteye okullarımız, medeni halimiz, bizim için önemli günler, hangi şarkıcıyı, filmi ya da markaları beğendiğimiz gibi yüzlerce bilgiyi zaten paylaşıyoruz. Bunların bir kısmını bilinçli paylaşıyoruz, bir kısmını çok fark etmeden paylaşıyoruz.

Mesela, ev adresimi girmedim diyebilirsiniz ama geceleri hangi konumda olduğunuzdan bunun çıkarımını yapmaları çok zor değil ya da belki üniversite bilgilerinizi girmemişsinizdir, ama arkadaş yoğunluğunuzdan aynı yıl, aynı üniversiteden mezun olan çok fazla kişi ile arkadaşsanız, sizin de üniversitenizi ve mezuniyet yılınızı tahmin etmek çok zor değil.

Bunun üzerine, aynı yaş grubunda, sosyal çevrede olan insanların ilgi alanları, alışveriş yaptığı siteler, gittiği restoranlar, aldığı ürünler, politik tercihleri, kaygıları, özlemleri öyle çok da birbirinden farklı değil, yani kimse zannettiği kadar tek değil. Sizinle benzer yaş grubunda, benzer sosyal çevrede olan birinde hangi reklam işe yarıyorsa büyük ihtimalle sizde de aynı reklam işe yarıyor. Yani sosyal medya platformları sadece sizden öğrendikleri ile size reklam göstermiyor, başkalarından öğrendikleri ile size, sizden öğrendikleri ile başkalarına da reklam gösteriyor. Üçüncü olarak sizi dinlemiyor olabilirler ama konumunuzdan, bağlandığınız WİFİ’dan, nerede konum bildirdiğinizden, kimlerle vakit geçirdiğinizi biliyorlar, nerelere gittiğinizi biliyorlar.

Arkadaşınızla konuştuğunuz bir konu üzerinde siz telefonunuzdan hiçbir şey aramıyor olabilirsiniz, telefonunuzu hiç açmayabilirsiniz, ama arkadaşınızın ne aradığı, neyi ziyaret ettiği aslında sizinle ilgili de çok fazla ipucu veriyor. Bunların dışında Facebook ile giriş yapılan sitelerden hangi siteleri kullanıyorsunuz bunları biliyorlar, o sitelerdeki verilerinizin bir kısmına erişimleri var.

Yine Facebook özelinde webte neyi like ettiğinizden sadece Facebook üzerinde değil, webteki birçok eyleminizle ilgili bilgileri var. Bu şekilde liste çok çok uzatılabilir, farkında olarak ya da olmayarak o kadar farklı bilgiyi paylaşıyoruz ki. Cambridge Analytica tartışmalarının ortasında bir ara herkes Facebook’u silsin, kimse kullanmasın kampanyası vardı, o çeyrekteki Facebook kullanım rakamlarına bakın, hiçbir şekilde Facebook kullanımını etkilemedi. Yani aslında herkes bir yandan şikayet ediyor, bir yandan da tam gaz tüm bu sosyal medya ağlarını kullanmaya devam ediyor, çünkü bu çağın gerçeği artık bu. Yani içerik üreten ya da içerik tüketen olarak neredeyse istisnasız herkes bu işin bir şekilde içinde” dedi.

Dinlemenin ötesinde de kameralara ulaşma, mesajları okuma, fotoğrafları kullanma durumu için okunmayan anlaşmaları onaylıyoruz. Bunlar nasıl kullanılıyor?

Bu uygulamalarda çok fazla veriye erişimi zaten kendimizin verdiğine dikkat çeken Önal, sözlerini şöyle sürdürdü: “Neredeyse kimse hangi verilere erişim verdiğini kontrol etmiyor. Sosyal medyada her şeyi paylaşan, dakika dakika nerede olduğunu bildirenler sonra çıkıp, “Instagram beni dinliyor herhalde, ne kadar korkunç” diyor.

Burada birincisi kendimiz hakkında zaten çok fazla bilgi paylaşıyoruz, ikincisi aynı yaş grubunda, sosyal çevrede olan insanların ilgi alanları, alışveriş yaptığı siteler, aldığı ürünler öyle çok da birbirinden farklı değil, yani kimse zannettiği kadar tek değil, üçüncüsü de sizi dinlemiyor olabilirler ama konumuzdan, bağlandığınız WİFİ’den kimlerle vakit geçirdiğinizi biliyorlar, nerelere gittiğinizi biliyorlar, siz Facebook’u, Instagram’ı çok nadir kullansanız bile arkadaşlarınız bu uygulamaları çok daha yoğun kullanıyorlar.

Bu şekilde liste çok çok uzatılabilir, farkında olarak ya da olmayarak o kadar farklı bilgiyi paylaşıyoruz ki. Cambridge Analytica tartışmalarının ortasında bir ara herkes Facebook’u silsin, kimse kullanmasın kampanyası vardı, o çeyrekteki Facebook kullanım rakamlarına bakın, hiçbir şekilde Facebook kullanımını etkilemedi. Yani aslında herkes bir yandan şikayet ediyor, bir yandan da tam gaz tüm bu sosyal medya ağlarını kullanmaya devam ediyor, çünkü bu çağın gerçeği artık bu. Yani içerik üreten ya da içerik tüketen olarak neredeyse istisnasız herkes bu işin bir şekilde içinde.”

“Psikografi ile bu tarz nitel gözlemler, nicel ölçümlere dönüştürülüyor”

2016’da Alexander Nix’in yaptığı ünlü sunumda[5] insanları nasıl ikna ettiklerini anlatıyor. Büyük verinin gücü ve psikografik hakkında etkileyici bilgiler veriyor.

Selim Önal, bu konuda şunları söyledi:

“Psikografi aslında çok yeni bir kavram değil, bildiğim kadarıyla reklamcılıkta uzun yıllardır kullanılan bir metot. Hepimizin belirli kaygıları, özlemleri, hedefleri var. Hepimizi sinirlendiren, kızdıran, umutlandıran, mutlu eden, üzen farklı farklı olaylar var, ama bunların hepsi nitel gözlemler. Biri için genel olarak kolay sinirlenen, elmayı çok seven, göçmenler konusunda açık fikirli dediğinizde ölçülebilir şeyler, yani nicel gözlemler paylaşmıyorsunuz, nitel gözlemlerinizi paylaşıyorsunuz.

Psikografi ile bu tarz nitel gözlemler, nicel ölçümlere dönüştürülüyor. Yani artık, “göçmenler konusunda açık fikirli” diye tanımlanmıyorsunuz, ama bu alanda 0 ile 1 arasında  skorunuz 0.9 oluyor. Yani bir şekilde tüm bu gözlemleri ölçümlere dönüştürüyorlar. Bu nicel ölçümlere göre de size hangi reklamları göstereceklerine karar veriyorlar.”

“Bilgiye erişme, eriştiği bilgiye kuşkuyla yaklaşma, analiz ve sentez edebilme becerilerini kazandıran eğitim sistemine sahip ülkeler dördüncü sanayi devriminde de öncü oluyorlar, olacaklar”

Bilginin en büyük güç olduğunu söyleyen Önal, “Bilgi git gide de daha önemli hale geliyor. Eğer doğru bilgiye erişmeyi bilen, bilgi üretebilen bireyler haline gelebilirsek, bunu doğru kullanmak, hem kişisel, hem toplum refahı için kullanmak çok zor değil, ama bence esas soru, “Nasıl bilgi üreten, doğru bilgiye ulaşan kişiler ve toplum olacağız?” olmalı. Bu noktada dünya son yüzyılda çok değişse de bence ana prensip hiç değişmedi, cevap her zaman kaliteli bir eğitim. Biliyorsunuz dünya artık 4. sanayi devrimini konuşuyor.

Dijitalleşmenin de bir adım ötesi olarak yoğun bir şekilde yapay zekayı konuşuyoruz. Git gide fiziksel gücüyle hayatını kazananların iş bulması zorlaşırken, birçok alanda iyi yetişmiş insan gücüne ihtiyaç artıyor. Bilgiye erişme, eriştiği bilgiye kuşkuyla yaklaşma, analiz ve sentez edebilme becerilerini kazandıran eğitim sistemine sahip ülkeler birinci, ikinci, üçüncü sanayi devrimlerinde öncüydü, dördüncü sanayi devriminde de öncü oluyorlar, olacaklar. Yalnız burada bence büyük bir yanlış anlaşılma var. Kaliteli eğitim olarak, son model tabletler, en iyi bilgisayarla süslü sınıflar anlaşılıyor, ama bence eğitimin ana gücü ne akıllı tahtalar, ne bilgisayarlar, ne de gelişmiş yazılımlar, eğitimin ana gücü her zaman öğretmenler. Eğer öğretmenler mutlu olursa, huzurlu olursa, işini sevgiyle yapacak maddi manevi rahatlıkta olursa ve gerekli donanımlara erişimi olursa, bence bilgi üreten de doğru kullanan da bir toplum oluruz. Yapay zekanın y’sini bilmeyen bir öğretmen yarının yapay zeka araştırmacılarını yetiştirebilir, çünkü eğitimin altın kuralı bence hala değişmedi, değişmeyecek de” şeklinde konuştu.

“Sosyal medyada paylaştığımız her şey bizi kötü niyetli kişilere karşı av geline getiriyor. Burada bence iki şey var, birincisi hesaplarımızı korumak, ikincisi paylaştığımız bilgilerle av olmamak”

Black Mirror dizisinin  5. Sezon ikinci bölümde güvenlik kuvvetleri, ulaşamadıkları kişi hakkındaki bilgileri sosyal medya hesaplarından öğreniyor. Dijital platformları akıllıca kullanmak gerektiğini hatırlatan Önal, şu önerilerde bulundu: “Sosyal medyada paylaştığımız her şey bizi kötü niyetli kişilere karşı av geline getiriyor. Burada bence iki şey var, birincisi hesaplarımızı korumak, ikincisi paylaştığımız bilgilerle av olmamak. İlki için benim önerilerim, birincisi kesinlikle iki adımlı doğrulama hizmeti veren her serviste bunu açmanız olacak. Şifrenizin çalınmasına karşı bu bence kolay ama etkili bir yol. Onun dışında çok standart ama başkasının bilgisayarında şifrenizi girmek zorundaysanız bunu incognito modda yapmanız olacak. Burada yine de klavyeyi takip eden yazılımlarla şifreniz ve kullanıcı adınız ele geçirilebilir.

Bu durumda eğer iki adımlı doğrulamanız yoksa hatta olsa bile, emin olmadığınız bir bilgisayarda şifrenizi girmek zorunda kalırsanız, hemen değiştirmenizi öneririm. Onun dışında yine çok klişe ama çok geçerli bir şeyde, bilmediğiniz programları indirmemek, emin olmadığınız siteleri incognito modda ziyaret etmek yine önemli adımlar. Sosyal medyada paylaştıklarınızdan kurban olmamak için de önerim, bankalarda ve benzeri sitelerdeki güvenlik sorularınız için hayali ve sadece sizin bildiğiniz profiller yaratmak ve her önemli hesap için farklı bir profil oluşturmak.

Yani mesela annenizin evlilik öncesi soyadı için hiçbir bankaya gerçek soyadını değil, yarattığınız farklı farklı soyadlarını vermek, hangi bankaya ne verdiğinizi unutmamak şartıyla tabi. Aynı şekilde mezun olduğunuz lise vb. gibi soruları da hiçbir zaman gerçek bilgilerle cevaplamamak.”

“Git gide veri bilimi gelişiyor ve sosyal medya da aslında birçok kişiyle ilgili geçmişte toplanması çok güç ve maliyetli olan verileri toplamayı çok kolaylaştırdı”

“Person of Interest isimli dizide The Machine diye bir karakter ya da daha doğrusu bir kavram vardı” diyen Önal, “The Machine istatistikten faydalanarak, çok büyük bir veri tabanına dayanarak olası atakları tahmin eden bir sistemdi. Genel olarak birçok dizi bu konulara göndermeler yapıyor ve aslında dizilerdeki anlatılar abartı da olsa, alttaki tema bence doğru.

Git gide veri bilimi gelişiyor ve sosyal medya da aslında birçok kişiyle ilgili geçmişte toplanması çok güç ve maliyetli olan verileri toplamayı çok kolaylaştırdı. Bunların ikisi birleştiğinde bazen bu bir suçlunun yakanlanmasını kolaylaştırıyor, bazen bir insanın dolandırılmasına sebep oluyor, bazen de insanların siyasi tercihlerini etkilemek için kullanılıyor. Bence yine aynı şekilde bunlar olacak, bu noktada sosyal medyadan vazgeçemeyiz, bence yapmamız gereken sosyal bilimleri, hukuku, eğitimi bu düzene adapte etmek” diye konuştu.

[1] https://www.theverge.com/2016/6/3/11854860/facebook-smartphone-listening-eavesdrop-microphone-denial

[2] https://twitter.com/robjective

[3] Wandera Raporu: https://www.wandera.com/phone-listening/

[4] https://www.wired.com/story/facebooks-listening-smartphone-microphone/

5] https://www.youtube.com/watch?v=n8Dd5aVXLCc 

Diğer Yazıları

"Türkiye’de 5 milyon civarında bireyin herhangi bir nadir hastalığı olduğu tahmin ediliyor"

Dünyada yaklaşık 350 milyon bireyin, Türkiye’de ise 5 milyon civarında bireyin herhangi bir nadir hastalığı olduğu tahmin ediliyor. Türkiye’de 2 bin kişide 1 kişiyi etkileyen hastalıklar nadir hastalık olarak kabul edilirken, bu hastalıkların sadece yüzde 5’inin tedavisi bulunuyor.

Devamını Oku 25.02.2021

Covid-19 aşıları ile ilgili merak ettiğiniz sorular yanıt buluyor

“Faz 3 aşamasını tamamlamış ve kullanımına izin verilen aşıların hepsi güvenlidir ve yeterli koruyuculuğu sağlayacağı da ön görülüyor” diyen Türk İmmünoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Haluk Barbaros Oral, “En iyi aşı ulaşılabilen aşıdır. Hangi tip aşı olursa olsun etkinliğini kaybetmeden yaygın olarak kullanımının sağlanması salgının kontrolü için kaçınılmaz.” dedi.

Devamını Oku 15.12.2020

Epigenetiğin gen kontrolünde oynadığı rol nedir?

Doktora çalışmaları sırasında genlerin nasıl aktif ya da inaktif halde tutulduğu ile ilgili temel bilimsel soruların anlaşılmasına katkı sağlayan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT)’nden Dr. Özgür Öksüz, Polycomb proteinlerinin hücre içerisindeki isleyişini, bir sonraki hücrelere nasıl aktarıldığını ve kanser hücrelerinde görülen hasarların hangi sonuçlara sebep olduğunu anlamak konusunda çalışıyor.

Devamını Oku 07.12.2020
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS