Efsane teknenin öyküsü ve İzmir…

  1. Yazarlar
  2. Güncel
  3. Hakan Atis

Kısmet, Cumhuriyet dönemi Türk Denizciliği’nin gurur tablosudur. Bizler için efsaneleşmiş olan bu zarif teknenin anlamlı öyküsünü Sadun Boro’nun güçlü kaleminden aktarıyorum.

2 Kasım 1965 Salı günü, garp ile şarkın kucaklaştığı tezatlar şehri Tanca’dan ayrıldık. Hafif bir karayel yelkenlerimizi doldurdu. Akşamüzeri Avrupa kıtası, sabaha karşı da Afrika’nın kuzeybatı burnundaki Spartel feneri arkamızda gözden kayboldu. Artık Kısmet, Atlantik sularında yol alıyor… Önümüzde, Kanarya Adaları’na kadar 700 küsur millik bir mesafe var. Bu bizim ilk açık deniz yolculuğumuz. Gök ve deniz kirli gri renkte, birbirinden ayırt edilemiyor. Barometre düştü. Fırtınada Afrika sahillerine yakın düşmemek için rotamızdan daha fazla batıya, açık denize doğru yol veriyoruz.

Fırtına…

Nihayet dördüncü gece hava karayelden bir bora ile patladı. Kuvvetlendikçe batı lodosa dirise edip devamlı 8, çoğu zaman 9 kuvvetinde esmeye başladı. Dalgalar birden büyüdü. Etraf bembeyaz köpük içinde. Arada yağmur şelale gibi boşanınca teknenin başı zor seçiliyor. Güvertede çatlayan her dalga, Kısmet’i bir an su üstünden silip, beyaz bir köpük yığını altında bırakıyor. O gece zifiri karanlıkta Oda (Boro) belinden kıç direğe bağlı dümen tutarken, ben de emekleyen çocuklar gibi dizlerimin üstünde, suların içinde başa gidip yelkenleri değiştirmeye çalışıyorum. Denize düşmemek için kendimi belimdeki kemer ve ucunda bir kulaçlık naylon halatla çarmıhlara bağladım.

Su içinde saatler gibi uzayan dakikalar... Kısmet, kendini gömmeye, içine çekmeye çalışan azgın denizlerden rahatlıkla silkinip yükselebiliyor. Güverteyi neta ettikten sonra biz de her tarafı kapalı kamarada, sırtımızda muşambalar ranzalara uzandık. Güvertede çatlayan her dalga içeride top atılmış gibi gürlüyor. Zavallı tekne bu yükün altında sıtma nöbetine tutulmuş hasta gibi titriyor. Uyumak mümkün mü ? Dışarıda kudurmuş vahşi denizle aramızı 33 mm’lik bir kaplama tahtası ayırıyor. Bu Kısmet’in girdiği ilk imtihan, ilk büyük fırtına.

Kendi kendime söyleniyorum: Neden sen de herkes gibi karada, sıcak evinde rahat rahat oturmazsın? Aradığım hayat budur ve onsuz yapamam. Tehlike ise alın yazısı. Ecel, zamanı gelince nerede olsak gelir bulur. Zaten, onun için de teknenin adını ‘’Kısmet’’ koymadık mı?

Rahmi M. Koç Müzesi’nde… 

Türk denizciliğin anıt ismi Sadun Boro, "Pupa Yelken / Kısmet’in Dünya Seyahati’’ başlıklı kitabında, değerli eşi Oda Boro ile hayat verdikleri teknelerinin öyküsünü kısaca böyle anlatır. İstanbul seyahatlerimde vakit buldukça Kısmet’in sergilendiği Rahmi M. Koç Müzesi’ne giderim. Etrafında dolaşırken havuzluğunda Sadun Boro’yu görür gibi olurum. Her defasında anısı önünde saygıyla eğilerek tamamlarım turumu. Bu vesileyle değerli büyüğümüz Oda Boro’yu en içten dileklerimle selamlıyorum. Denizciliğimize katkısı en az eşi kadar büyüktür. Bunu vurgulamayı vazgeçilmez bir görev sayıyorum. Tekrar konuya dönelim…

Kısmet’in öyküsü bir anlamda cumhuriyet dönemi Türk denizciliğinin gurur tablosudur. 1963 yazında Salacak’ta Athar Beşpınar’ın atölyesinde kızağa konulan Kısmet, ona hayat veren Sadun Boro’nun ifadesiyle "Double ender" yani baş kıç bir veya Norveç tipidir. Boyu 10.30, eni 3.30 su çekimi de 1.65 metredir. Altında 3.5 ton sabit omurga bulunmaktadır. Bu efsane tekne, 17 Temmuz 1964 günü denizlere kavuşmuş olup bütün okyanusları dümen suyunda bırakmıştır. Günümüzde ise sergilendiği Rahmi M. Koç Müzesi’nde adeta tarihe ışık tutuyor.

Ziyaretçilerini ilk olmanın haklı gururuyla selamlıyor. Güncel bir bilgi daha paylaşmak istiyorum. Sadun Ağabey’in denizcilerin başucu kaynağı olan ‘’Pupa Yelken’’ isimli harika kitabı geçtiğimiz aylarda Kısmet Deniz Polat’ın editörlüğünde yeniden basıldı. Mezar taşı martılar olmuş denizcilerin anısına notuyla gerçekleştirilen özel baskı kısa sürede tükendi. Merak edenler duayenimizle ilgili tüm gelişmeleri www.sadunboro.com.tr sitesinden takip edebilir.

Fotoğraf: Kısmet Deniz Polat

Öneriyorum…

İzmir’de ‘’Sadun ve Oda Boro Deniz İzciliği Müzesi’’ kurulması gerektiğini her fırsatta ifade ediyorum. Bu konuda Yelken Federasyonu, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Ege Bölgesi Sanayi Odası, Ticaret Odası, İMEAK Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi gibi köklü kurumların yöneticilerinden gelecek müjdeli haberleri iyimserlik içinde bekliyorum. Dilerim bu çağrıya kayıtsız kalmazlar. Müzeciliğin son derece ciddi bir toplumsal hizmet olduğunu farkındayım. Uzmanlık, kamusal destek, yetkin kadrolar, iç ve dış bağlantı, finansal sürdürülebilirlik ve fiziki alan gerektirdiğini biliyorum. Çünkü yurtdışı seyahatlerimde mutlaka müzeleri ziyaret ederim. O nedenle önerimin ‘’müze’’ olarak değil içinde sergiler, söyleşiler ve özellikle çocuklara çevre ve temel denizcilik bilgilerinin verileceği dinamik bir ‘’deniz eğitim merkezi’’ olarak hayata geçirilmesine bile razıyım. Yukarıda sıraladığım kurumların bu öneriye kayıtsız kalmamasını diliyorum.

Böyle bir adım atılacaksa elbette Kısmet Deniz Polat ve Oda Boro’nun görüş ve önerileri esas alınmalıdır. İnsan ve toplum odaklı çalışmaları önemsiyorum. Bu nedenle Kısmet’e kapılarını açan Koç Topluluğu Şeref Başkanı Sayın Rahmi Koç’u ülkemize kazandırdığı mükemmel müze için kutluyorum. Yolunuz İstanbul’a düştüğünde Haliç’e uğrayın. Rahmi M. Koç Müzesi’ne mutlaka zaman ayırın.

Orada tarihe tanıklık edeceğiniz güzel saatler yaşayacaksınız. Yazımı bizleri mavi düşler atlasının sayfalarında diyar diyar dolaştıran Sadun Boro’yu saygıyla anarak noktalıyorum. Fotoğraf desteği için Çetin Kent ve Kısmet Deniz Polat’a yürekten teşekkür ediyorum. Tüm denizcilerin pruvası neta, rüzgar kolayına olsun.

Haftaya Perşembe’ye kadar hoşçakalın.

Fotoğraf: Çetin Kent

{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS