{$ day.Temps.HighTemp $} °
Nilgün Mıhçıoğlu Nilgün Mıhçıoğlu

Baltık Denizi’nin Beyaz Şehri :  HELSİNKİ

Son yılların en gözde seyahat rotalarından biri Baltık Ülkeleri. Şahane doğasıyla ve huzurlu ortamıyla Finlandiya bu ülkeler arasında öne çıkan minik bir cennet. Bugün ”Baltık Denizi’nin Kızı” diye bilinen Finlandiya’nın Başkenti Helsinki ‘ye gidiyoruz.



Finlandiya’ya seyahat planlayan herkese, gitmeden önce  “Beyaz Zambaklar Ülkesi” kitabını okumasını tavsiye ediyorum. Bu kitap; tüm fakirliğe, imkansızlıklara ve zor doğa koşullarına rağmen, bir avuç aydının önderliğinde; askerlerden din adamlarına, profesörlerden öğretmenlere, doktorlardan işadamlarına kadar, her meslekten insanın omuz omuza bir dayanışma sergileyerek, Finlandiya’yı, ülkelerini geri kalmışlıktan kurtarmak için nasıl büyük bir mücadele verdiklerini, tüm insanlığa örnek olacak biçimde gözler önüne seriyor. Mustafa Kemal Atatürk, bu kitabı okuduğunda bu destansı başarıya hayran kalarak, derhal kitabın ülkemizdeki okulların, özellikle de askeri okulların müfredatına dahil edilmesini emretmiş.

Henüz uçaktan inmeden pencereden göreceğiniz yemyeşil ormanlar ve göller insanı heyecanlandırmaya yetiyor. Doğa nefesinizi kesecek kadar güzel. Temmuz ayı, ülkenin en sıcak olduğu dönem. En sıcak derken, gündüz maksimum 28 dereceye çıkıyor ve akşamları 14-16 derece arasında. Finler  için çok sıcak sayılan bu havalarda parklar güneşlenen insanlarla dolu oluyor. Ama siz bavulunuza sıcak tutacak bir şeyler koymayı ihmal etmeyin. Bizim gibi “mangal” kültürleri var. Ancak son derece temiz ve doğaya saygılılar. Yeri gelmişken Finlandiya halkından da kısaca bahsedeyim. Sade ve gösterişten uzak bir yaşam tarzları var. Özgüvenleri yüksek, açıksözlülük, saygı ve dürüstlük kültürlerinde çok önemli. Türk halkını çok sevdiklerini de belirtmeden geçmeyeyim.

Helsinki adım başı turist gruplarıyla karşılacağınız bir “turistik şehir” değil. Ancak tarihi, doğal ve kültürel açıdan görülmesi gereken pek çok yer var. Helsinki’nin simgesi haline gelen ve “Kuzeyin Beyaz Şehri” ünvanını almasına neden olan  Helsinki (Luteran) Katedrali de bunların başında geliyor. Senato Meydanı’nda bulunan katedrala dik merdivenleri tırmanarak ulaşıyorsunuz. İçinde Martin Luther King’in heykelinin olduğu bu kilise, dışarıdan oldukça heybetli görünse de içi son derece sade.

Bir diğer ziyaret noktası ise Temppeliaukio Kilisesi. Kayanın içine inşa edildiğinden 'Kaya Kilisesi (Rock Church)' olarak da bilinen bu kilise bir dini yapı olmasının ötesinde, olağanüstü akustiği nedeniyle müzikal etkinliklere de evsahipliği yapıyor. Görmenizi tavsiye edeceğim bir diğer yer ise Suomenlinna Adası. Helsinki’den 15 dk. lık bir feribot yolculuğu ile ulaşabileceğimiz bu ada , Rus istilasından korunabilmek için o dönem Finlandiya topraklarına da sahip olan İsveç Kralı’nın emriyle 1748’de inşa edilmiş. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan bu güzel adada piknik yapabilir, yürüyüşler yapabilir veya restoran ve kafelerinde keyifli saatler geçirebilirsiniz.

Finlandiyalı besteci Jean Sibelius'a ait anıtın bulunduğu park ‘da görülmesi gereken yerlerden. Yüzlerce tüpün birleşimi ile hazırlanan anıtın, rüzgarlı havalarda melodik bir ses çıkarması ilgi çekici. Bu yüzden ziyaretçisi çok oluyor. Benim maalesef göremediğim Kuzey Işıkları’nın (Aurora Borealis) büyüleyici güzelliğini görmek isterseniz seyahatinizi Ekim, Şubat veya Mart ayları için planlamanız gerekiyor. Bu muhteşem doğa olayı için bu aylarda turistlerin akın akın geldiğini bilmenizde de fayda var. Helsinki Avrupa’nın en pahalı şehirlerinden birisi. Ancak bazı temel gıdalar (süt gibi) “herkesin hakkı” politikası doğrultusunda son derece ucuz. Avrupa yolculuklarında bizim için genel sorun içme suyudur. Hem çok pahalı, hem de tadı güzel değildir.. Finlandiya bu konuda harika bir iş çıkarmış. Bataklık alanlardaki suyu bile filtrelemişler. Çeşmelerden akan su o kadar temiz ve yumuşak ki, içmeye doyamıyorsunuz.

Yemek konusuna gelirsek, geniş ormanlık alanları nedeniyle geyik ve ayı gibi av hayvanları, başta somon olmak üzere deniz ürünleri ve yine orman nedeniyle mantar çeşitleri ve orman meyveleri çok bol.  Patates, süt ve süt ürünleri bolca tüketiliyor. En çok yenen sokak yemekleri somon balığı ve patates. Özellikle liman tarafında hergün kurulan pazarı Kauppatori ‘de nefis lokal yemekler deneyebilirsiniz. İnanılmaz lezzetli ekmekleri var. Finlandiya dünyada en çok kahve tüketilen ülkelerin başında geliyor. Yani benim gibi kahveseverler için cennet! Oldukça sert ama lezzetli kahveleri var.

Votkasıyla ünlü Finlandiya’da içki çok pahalı. Bira’dan daha sert olan tüm içkiler devletin Alkol dükkanlarında satılıyor. Akşam 21.00’e kadar içki satışı var ve bira için 18, diğer içkiler için 20 yaş sınırı var. Gece eğlence mekanlarında da 18, hatta bazı yerlerde 24 yaş sınırlaması var. Bu nedenle Finler de eğlenmek ve alışveriş yapmak için Tallin gibi kolayca ulaşabilecekleri ve daha ucuz olan yerlere gidiyorlar. Sinema, tiyatro, konser gibi kültürel ve sosyal organizasyonları da oldukça yoğun. Ancak tüm bunlara rağmen sokaklarda akşam saat 18.00’de sonra pek kimseyi görmek mümkün olmuyor.

Yaşam kalitesinin çok yüksek olduğunu söylemiştim,  bu konuda yapılan çalışmalarına hayran olmamak elde değil ve sayfalarca yazmak gerek. Ancak beni özellikle  eğitime verdikleri  önem çok etkiledi ve bazı başlıkları paylaşmadan geçmek istemiyorum.Yaşam kalitesinin çok yüksek olduğunu söylemiştim,  bu konuda yapılan çalışmalarına hayran olmamak elde değil ve sayfalarca yazmak gerek. Ancak beni özellikle  eğitime verdikleri  önem çok etkiledi ve bazı başlıkları paylaşmadan geçmek istemiyorum.

⦁ Finlandiya’da eğitim parasız ve bu “Anayasal Hak” . Eğitim harcamalarının tümü devlet tarafından destekleniyor. Böyle olunca herkesin üniversite mezunu olmasını bırakın, çoğunluk master, doktora yapmış durumda. O kadar ki herkes beyaz yakalı olunca, hizmet kademesinde çalışacak eleman bulamıyorlar ve genelde Estonya’dan işçi getiriyorlar.

⦁ Özel okul yok. Okullar birbirleriyle rekabet etmiyor, aksine dayanışma halinde.

⦁ Eğitim “herkes için eşit imkanlar sağlamak” demek. Eşitlik kavramına büyük değer veriliyor. Tüm çocuklar zeka ve becerileri ne olursa olsun aynı sınıflarda okuyor⦁ Finlandiya’da zorunlu okula başlama yaşı 7. Ama çocuk kendini hazır hissediyorsa başlıyor.

 ⦁ Çocukların özellikle bağımsız yetişmesine önem veriliyor. Yaşı kaç olursa olsun çocuk okula yürüyerek veya bisikletiyle kendi kendine gidiyor, ebeveyni getirip götürmüyor. Zaten sokaklar o kadar güvenli ki bir sorun yaşamıyorlar.

⦁ Öğrenciler ve Öğretmenler, kendi ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda kendi eğitim-öğretim programlarını şekillendirme haklarına sahipler. Öğrencilere ilk 6 yıl hiçbir şekilde not verilmiyor. Sınav yok, ödev yok. 16 yaşında ülke genelinde bir sınava giriyorlar.

⦁ Öğretmenler günboyu sınıfta ortalama 4 saat ders veriyor. Haftada 2 saat ise kendi mesleki gelişimleri için eğitimlere katılıyorlar. Tüm öğretmenlerin en az master derecesi var. Üniversite başarısı en yüksek %10’a girenler arasından seçiliyorlar. Öğretmenlik toplum gözünde, statüsü en yüksek, geliri en iyi olan mesleklerden biri. Öğretmeni başarılı/başarısız olarak yargılamayan bir kültürleri var. Eksiği bulunan öğretmene yeni bir eğitim/öğretim programıyla gelişme imkanı veriliyor. Performansı nedeniyle öğretmenlerin işten atılma korkusu olmuyor.

⦁ Çocuklardan biri yeterince iyi öğrenemiyorsa öğretmenleri bunu hemen fark ediyor ve çocuğun öğrenme programını onun bireysel ihtiyaçlarına göre düzenliyor. Aynı şey, okula uyum göstermeyen, sıkılan ya da öğrenim durumu programın ilerisinde olan çocuklar için de geçerli. Öğretmenlerin yüksek eğitim düzeyi bu nedenle önemli.

⦁ Fin okullarında spora bol bol yer var ama spor karşılaşmaları yapacak takımlar yok. Rekabet, üstünlük kazanmak Fin kültüründe değer verilen bir şey değil. ⦁ 2010 yılından beri internet erişimi “yasal hak” 

Görüldüğü gibi eğitim sistemine  hayran olmamak elde değil.  Yurtdışında okumak isteyen öğrenciler bence Finlandiya’yı da  mutlaka araştırmalı.Tüm bu olumlu şartlara rağmen depresyonun en çok görüldüğü ülkelerden birinin Finlandiya olması çok ilginç değil mi? Soğuk iklimin, özellikle sonbaharda  sadece 2 saat görülebilen güneşin ve genellikle herkese mesafeli kişiliklerinin bu durumu tetiklediği söyleniyor. 

Yine de son derece modern, refah, güvenli, yemyeşil ve temiz bir şehir olan Helsinki’ye  hayran olmamak elde değil. Son derece planlı, modern, buna karşılık lükse kaçmayan yaşam tarzı ve yüksek refah seviyesi ile tüm  seyahatseverlere Helsinki’yi görmelerini tavsiye ediyorum.

Yeni rotalarda görüşmek üzere…

Diğer Yazıları

Rengarenk bir masal diyarına yolculuk: ALSACE!

Çocukken içimizi ısıtan, her şeyin canlı ve rengarenk olduğu masal diyarlarının gerçek olduğunu söylesem ne dersiniz?

Devamını Oku 28.04.2021
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS