Kiminle konuşsam hasta.
Toplu taşımada herkes bir mendil arayışı içinde. Ofiste masalar nane-limon, ıhlamur ve vitamin kutularıyla dolu. Telefon konuşmaları bile kısa kesiliyor çünkü karşı taraf ya öksürüyor ya da sesi gitmiş. Grip bu yıl sadece kapımızı çalmadı, adeta eve yerleşti.
Eskiden “mevsimsel” der geçerdik. Bir hafta yatar kalkar, sonra hayat normale dönerdi. Şimdi öyle değil. Birine bakıyorsun, iyileşmiş gibi… İki gün sonra yeniden yatakta. Sanki grip de çağ atladı; daha inatçı, daha uzun soluklu.
Uzmanlar uyarıyor: “Hafife almayın.”
Ama biz ne yapıyoruz?
Ateşimiz varken işe gidiyoruz, “Bir şeyim yok” diye diye herkese sarılıyoruz, dinlenmeyi lüks sanıyoruz. Sonra da salgın neden yayılıyor diye şaşırıyoruz.
Oysa vücut sinyal veriyor.
“Dur” diyor.
“Biraz yavaşla.”
Belki de bu grip dalgası bize sadece mikrop taşımıyor; bir mesaj da getiriyor. Sürekli koşturmaktan, uykusuzluktan, kendimizi ihmal etmekten yorulmuş bedenlerin isyanı bu.
Şu günlerde en büyük nezaket, mesafeyi korumak. En büyük lüks, evde kalıp dinlenebilmek. En büyük şifa ise hâlâ çok klasik ama çok etkili:
Uyku, su, sıcak bir çorba ve biraz sabır.
Kiminle konuşsam hasta…
Umarım yakında konuşmalarımız “İyiyim, geçti çok şükür” diye başlar.
Ama bunun için önce kendimize iyi bakmayı gerçekten öğrenmemiz gerekiyor.
Kiminle konuşsam hasta.
Toplu taşımada herkes bir mendil arayışı içinde. Ofiste masalar nane-limon, ıhlamur ve vitamin kutularıyla dolu. Telefon konuşmaları bile kısa kesiliyor çünkü karşı taraf ya öksürüyor ya da sesi gitmiş. Grip bu yıl sadece kapımızı çalmadı, adeta eve yerleşti.
Eskiden “mevsimsel” der geçerdik. Bir hafta yatar kalkar, sonra hayat normale dönerdi. Şimdi öyle değil. Birine bakıyorsun, iyileşmiş gibi… İki gün sonra yeniden yatakta. Sanki grip de çağ atladı; daha inatçı, daha uzun soluklu.
Uzmanlar uyarıyor: “Hafife almayın.”
Ama biz ne yapıyoruz?
Ateşimiz varken işe gidiyoruz, “Bir şeyim yok” diye diye herkese sarılıyoruz, dinlenmeyi lüks sanıyoruz. Sonra da salgın neden yayılıyor diye şaşırıyoruz.
Oysa vücut sinyal veriyor.
“Dur” diyor.
“Biraz yavaşla.”
Belki de bu grip dalgası bize sadece mikrop taşımıyor; bir mesaj da getiriyor. Sürekli koşturmaktan, uykusuzluktan, kendimizi ihmal etmekten yorulmuş bedenlerin isyanı bu.
Şu günlerde en büyük nezaket, mesafeyi korumak. En büyük lüks, evde kalıp dinlenebilmek. En büyük şifa ise hâlâ çok klasik ama çok etkili:
Uyku, su, sıcak bir çorba ve biraz sabır.
Kiminle konuşsam hasta…
Umarım yakında konuşmalarımız “İyiyim, geçti çok şükür” diye başlar.
Ama bunun için önce kendimize iyi bakmayı gerçekten öğrenmemiz gerekiyor.