Aşkta kalp çarpıntısı beyindendir

Söz konusu aşk olunca kalp giriyor devreye, yüreklerden dökülüyor şiirler, ayrılınca kalp ağrısı çekiliyor... Ama aşkın kalple ilişkisi gerçekten doğru mu?
Antik Yunan’da yaşayan ünlü filozof Aristoteles tüm duyguların ve hatta düşüncelerin kalpten çıktığına inansa da Aristo’dan 76 yıl önce dünyaya gelen, tıbbın babası Hipokrat “Duygular beyinden doğar” diyerek farklı bir tespit yapmıştı.

Yani söz konusu aşk olunca edebiyatın romantizmine karşı gelmek istemesek de, bilimin ışığı, kalbimizle mi yoksa beynimizle mi sevdiğimiz konusunda yolumuzu aydınlatmamıza belki biraz daha yardımcı olur.
Aşk beyinden diğer organlara giden sinyaller ile ‘doğuyor’ ancak kalp ve beyin arasında oldukça kritik bağlantılar var. Bu iki kıymetli organımız sürekli bir diyalog içinde ve duygular beynin kalbe gönderdiği sinyalleri değiştirebiliyor. Bunun yanı sıra beynin kalbe gönderdiği sinyallerden daha fazlasını kalp de beyne gönderiyor. Bu durum kalbimizin verdiği tepkileri ve bazı duyguların neden stres yarattığını açıklıyor.



BEYİNDE NELER OLUYOR?

Aşkı arzulamak, çekim duymak ve bağlanmak olarak 3 evreye ayırabiliriz. Bu 3 evrede de beyinde farklı hormonlar devreye giriyor.

Arzulamak dediğimiz evre ilk evre ve bu süreçte cinsel bir istek duyuluyor karşı tarafa. Burada östrojen ve testosteron hormonları giriyor devreye.

İkinci evrede kişiler arasında ya da tek taraflı olarak bir çekim başlıyor. O kişiye karşı duyulan heyecanı sağlayan hormonlar ise dopamin, adrenalin olarak da bilinen nöroepinefrin ve mutluluk hormonu serotoin devreye giriyor.

Üçüncü evrede ise o heyecan, kalp çarpıntıları azalıyor ama artık daha sakin, sindirilmiş bir duygu başlıyor. Beyinden ise oksitosin ve vazopressin hormonları salgılanmaya başlıyor. Sadakat ve bağlılık sağlanıyor. Oksitosin hormonu partnere temas edildiğinde salgılanan özellikle de orgazm sırasında salgılanan bir hormon. Çiftler arasında cinsel hayat da devam ettiği sürece bu 'sadakat' hormonları salgılanmaya devam ediyor.


KALP DUYGULARDAN NASIL ETKİLENİYOR?

Peki, beyinden salgılanan bu hormonlar kalbi etkiliyor mu ya da nasıl etkiliyor? Öfke, hayal kırıklığı, endişe ve güvensizlik gibi hisler kalp ritmini bozan bir etkiye sahip. Bu düzensiz ritimler, beyindeki duyguların işlendiği bölümlere gönderilir ve gerçek duygular yaratılır.



OLUMSUZ DUYGULAR KALBİ NASIL ETKİLİYOR?



Olumsuz duygular vücutta zincirleme bir reaksiyon oluşturuyor. Üzüldüğünüzde, duygularınız incindiğinde ya da öfke gibi yoğun duygularda stres hormonu olan kortizol seviyeleri artıyor, kan damarları daralıyor ve bunun sonucu olarak kan basıncı, yani tansiyon yükselir. Ayrıca bağışıklık sistemi zayıflar. Bu duygular uzun süre yaşandığında ise kalbimiz ve diğer organlarımız zarar görmeye başlar.



OLUMLU DUYGULAR KALBİ NASIL ETKİLİYOR?

Sadece olumsuz duygular değil sevgi, şefkat, aşk, takdir gibi duygular da kalpte farklı bir ritim üretiyor. Bu olumlu duygular bizi stresten uzaklaştırırken kalp ve damar sistemimiz ile genel sağlığımız üzerinde olumlu etki yaratıyor. Yapılan birçok araştırmaya göre evli ve mutlu ilişkileri olan insanların yalnız olanlara göre kalp sağlığının daha iyi durumda olduğunu biliyoruz.

AŞIK OLMAK TANSİYONU DENGELİYOR

 Peki, âşık olduğumuzda hızlıca çarpan kalp tansiyonumuzu yükseltiyor mu? Cevabı hayır. Aşk kan basıncını yükseltmek şöyle dursun dengeye gelmesini sağlıyor. Bunun nedeni ise âşık beyinden salgılanan oksitosin hormonu. Yalnız ve sosyal ilişkileri zayıf olan kişilerde ise plak oluşumu, damar sertleşmesi ve hipertansiyon daha sık görülüyor.

‘KIRIK KALP SENDROMU’ GERÇEK

Aşkın sağlığa bir sürü faydası var ama aşk acısının da bir o kadar zararı. 'Kırık kalp sendromu' adıyla bilinen hastalık gerçekten olumsuz duygular nedeniyle oluşuyor ve kalpte ciddi hasar meydana getirebiliyor. Uzun süren bir aşk acısı ya da haksızlığa uğradığınız bir ilişki kalbin yetersiz kan pompalamasına neden oluyor ve bu durum uzun sürerse kalp üzerinde fiziksel bir hasar ortaya çıkıyor. Yani gerçekten 'kalbiniz kırılabiliyor.'

Tüm bu bilgiler ışığında karşımıza çıkan tablo şudur: Aşk sürecini beyin yönetir ama duygularla ilgili tüm sinyalleri toplayan kalp de beynin duygusal cevaplarında pay sahibidir. Aşk sürecinde karşılaştığımız üzüntülü, sıkıntılı durumlarla önce kalp ritimlerimizi sonra ruh halimizi ve beynimizin genel planlamalarını değiştirebiliriz. Ayrıca, aşk ile kalp ve damar sağlığı arasında doğrudan bir ilişki vardır. Aşk, sevgi gibi güzel duygular, sadece beynimizin etki kapsamında değildir, kalp sağlığı üstünde de ciddi etkisi vardır.

KALBİN İŞLEVİ NE O ZAMAN?

Aşk duygusu beynin korteks ve duygusal kararları aldığımız limbik merkezinde oluşuyor. Ancak beynimizin emriyle salgılanan kimyasallar, kalbimizin etrafında hissedildiği için sevgilimizi kalbimizde sanıyoruz. Oysa kalbe daha hızlı çarpmasını beyin söylüyor.

NEDEN HEP AYNI TİP İLİŞKİLER YAŞIYORUZ?

Aşk ve duygular beyinde başlıyor ancak aile ilişkileri, çocukken kişiye rol model olan yetişkinler ya da genellikle anne ve baba figürleri de ilişkiye bakış açısı oluşturmada önem taşıyor. Çocuklar 3 yaşından itibaren ailelerini ya da sık iletişim kurduğu yetişkinleri taklit etmeye başlıyor ve davranışları böyle öğreniyor. Örneğin aldatan bir baba figürü varsa evde kız çocuğu ilerde hep ‘aldatan’ bir karşı cins bulabiliyor. Bu aslında insan beyninin kendi travmalarını iyileştirme yöntemi. Ayrıca davranışlar beyin kimyasına da etki ediyor. Bir davranışı sürekli tekrarladığınızda beyin buna inanıyor. Yapılan bir araştırma zoraki dahi olsa gülmenin bir süre sonra kişiyi gerçekten mutlu ettiğini ortaya koydu. Yani beyninizi davranışlarla kandırmanız mümkün. Ancak burada kritik bir nokta var: Beynin herhangi bir davranışı kesin olarak yerleştirmesi için 21 gün boyunca tekrarlaması gerekiyor.

İlişkilerde ise sürekli aynı hataları yapıyorsanız bunun da nedeni yine beynimizdir. Dediğim gibi kişiler sürekli kötü ilişkiler yaşıyorsa nedeni beynin bir travmayı iyileştirme çabası olabilir. İlişkilerinizde hep terk ediliyor, aldatılıyor ya da size saplantılı şekilde bağlanan birilerini buluyorsanız nedeni seçimlerinizdir. Ancak sizi bu seçimlere götüren asıl nedeni bulmalısınız.

Kendi özgüveniniz, özdeğeriniz, özsaygınız sağlıklı ilişkiler yaşamada anahtar rol oynar. Bunlardan herhangi biri düşük olduğunda yanlış kişilere çekilebilirsiniz. Aile ilişkilerinizi, kendi ilişkilerinizi gözden geçirin. İlişki yaşadığınız kişilerin ortak özelliklerini düşünün. Hangi içgüdü ile bunu yaptığınızı sorgulayın. Yaşanan travmaların beyin yapısını değiştirdiğini gösteren görüntüleme sonuçları var. Uzun süreli mutsuzluklar, uzun süren depresyon beyne zarar verdiği gibi ilerde Alzheimer gibi hastalıkların oluşmasına da zemin hazırlayabiliyor. Mutlu, sağlıklı bir ilişki sizin sadece ayaklarınızı yerden kesmenizi sağlayacak bir ilişki değil, uzun vadede sizi tamamlayan, ruhsal dengenizi korumanızı sağlayacak bir ilişkidir.

içerikler
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
 
LG
MD
SM
XS