Altın fiyatlarındaki gelişmeleri tetikleyen güncel faktör olarak, Bank of America’nın; “FED’in yıl içerisinde üç kere faiz artışı yapacağı” yönündeki sürpriz açıklaması işaret ediliyor.
Faiz getirisi sağlamayan finansal varlık kategorisinde yer alan altının piyasa fiyatlaması, her türlü faiz artışı (Amerikan Doları ve tahvilleri temel olmak üzere) karşısında aşağıya yönlü baskılanıyor. Güçlü Dolar sendromunun yeniden hakimiyet kazanması ile birlikte, tüm mali varlıklar üzerinde “Dolar sopası” etkisi ortaya çıkıyor. FED’in; faiz indirimi patikasından ziyade faiz artırımı yolunu tercih edeceğine dair kanıt ve kanaatlerin kuvvetlendiği anlaşılıyor. Bu durumda, başta Çin ve Polonya olmak üzere, yirmiyi aşkın merkez bankasının “altın alım taleplerinin devam etmesi” dahi, aşağı yönlü trende set çekemiyor.
Gelişmelere Teknik Analiz penceresinden bakıldığında, yakın geçmişte sağladığı “rekor kazançlar” hafızalardaki tazeliğini koruyan altının; artık Ayı Piyasası trendine girdiği ifade ediliyor. Yakın dönem zirvesinden %20 düzeyinde kayıp yaşanan ve yukarı yönlü istikrarlı trend gösteremeyen altın, bu etiketin şartlarını sağlamış görünüyor. Teoriye göre, ayı piyasasından çıkış için son üç haftalık ortalamanın üstüne çıkılması gerekiyor ki; bu rakam 4300 Dolar seviyelerine denk düşüyor.
Bu çerçevede, altın fiyatlarına ilişkin sene sonu öngörülerinin aşağı yönlü revizyon ortak görüşü ile yoğunluk kazandığı izleniyor. Goldman Sachs ve Deutsche Bank, Aralık ayı için 4900 Dolar seviyesine geri çektikleri revize hedef açıklamalarını kamuoyu ile paylaşıyor. Standard Charter’ın; 5100 Dolarlık bir öngörü çıtasını, ancak, bir yıl sonra, 2027 yılının ortasına takvimlediği görülüyor. Altın; kısa vadede yukarı yönlü beklentileri karşılama bakımından güçsüz kalan ve faiz ile güçlü Dolar kıskacında kalan bir finansal varlık karşımıza çıkıyor.
Kayıtlı olarak 732 ton, yastık altında ise kayıtsız biçimde beş bin ton altın varlığının bulunduğu değerlendirilen ülkemiz piyasasında da, paralel bir gerileme ile Gram fiyatının altı bin Liranın altına düştüğü izleniyor. Körfez Savaşının hemen öncesinde, hızlı bir yukarı yönlü ralli ile sekiz bin Lira düzeyini test eden ve “yüksek getiri beklentilerini vatandaş nezdinde besleyen” altın, her halde farklı endişe ve okumaları da çağırıyor. Bizzat Merkez Bankası Başkanın sözlü olarak; konut ve araba satışları rakamlarının ise somut biçimde ortaya koyduğu, “altın/gümüş sahibi olanların elde ettiği yüksek getiri” yaşanmışlığına bağlanan yeni umutların kırıldığı yönünde gözlemler yoğunluk kazanıyor. Gene de, vatandaşımız; dünya fiyatlarının üzerinde, primli satılan daha pahalı fiziksel altına olan talebini muhafaza ediyor.
TCMB, Bahçeşehir ve Koç Üniversiteleri’nin güncel tespitlerinde; “yüksek enflasyon yönünde beklentilerini korudukları” ortaya konulan hanehalkının, varlık koruma aracı olarak ve tarihsel hafıza doğrultusunda altın tercihini ön planda tutacağına dair şüphe bulunmuyor.
Ancak, başta “güvenli liman” anlayışının kapsam ve kavranması gelmek üzere, kısa dönemli yüksek kazanç beklentisi psikolojisinin yeniden değerlendirilmesi gereği de kendisini artık hissettiriyor. Belirsizlik ikliminin yoğunluk; fiyat değişimlerinin oynaklık kazandığı bu gibi dönemlerde, “kısa dönemli yeni yüksek kazanç beklentisi yerine, eldeki serveti korumaya” öncelik vermek gerekiyor. “Eldeki malı kaptırmamak; kademeli alım-satım yapmak; sepet-çeşitlendirme ilkesine uygun hareket etmek” başta gelmek üzere finans prensiplerini hatırlamak önem kazanıyor.
Simyacıların asırlar süren çabalarına karşın “sentetik” olarak elde edilemeyen altın; pırlanta ile aynı kaderi (orijinale yakın laboratuvar üretimi) paylaşmadan, “nadir olmanın şerefiyesini” korumayı başarıyor. Üstelik, finans mühendisliğinin getirdiği türev ürünlerin (altın sertifikası ve pay senedi) aşırı artışı da, fiziksel altını daha değerli/aranılır konuma taşıyor. Ancak, bu tespiti değerlendirir iken, parıltılı sarı madenin, sonuç itibarıyla bir “finansal varlık” olduğunu unutmamak gerekiyor.
Suda erimeyen; rüzgarda uçmayan; kemirgenlerce yenilemeyen altın, günümüz koşullarında, başta, “Güçlü Dolar” sendromunu aşacak ve dışına çıkacak kabiliyet ile kapasiteye henüz ulaşamamış gözüküyor!.
Altın fiyatlarındaki gelişmeleri tetikleyen güncel faktör olarak, Bank of America’nın; “FED’in yıl içerisinde üç kere faiz artışı yapacağı” yönündeki sürpriz açıklaması işaret ediliyor.
Faiz getirisi sağlamayan finansal varlık kategorisinde yer alan altının piyasa fiyatlaması, her türlü faiz artışı (Amerikan Doları ve tahvilleri temel olmak üzere) karşısında aşağıya yönlü baskılanıyor. Güçlü Dolar sendromunun yeniden hakimiyet kazanması ile birlikte, tüm mali varlıklar üzerinde “Dolar sopası” etkisi ortaya çıkıyor. FED’in; faiz indirimi patikasından ziyade faiz artırımı yolunu tercih edeceğine dair kanıt ve kanaatlerin kuvvetlendiği anlaşılıyor. Bu durumda, başta Çin ve Polonya olmak üzere, yirmiyi aşkın merkez bankasının “altın alım taleplerinin devam etmesi” dahi, aşağı yönlü trende set çekemiyor.
Gelişmelere Teknik Analiz penceresinden bakıldığında, yakın geçmişte sağladığı “rekor kazançlar” hafızalardaki tazeliğini koruyan altının; artık Ayı Piyasası trendine girdiği ifade ediliyor. Yakın dönem zirvesinden %20 düzeyinde kayıp yaşanan ve yukarı yönlü istikrarlı trend gösteremeyen altın, bu etiketin şartlarını sağlamış görünüyor. Teoriye göre, ayı piyasasından çıkış için son üç haftalık ortalamanın üstüne çıkılması gerekiyor ki; bu rakam 4300 Dolar seviyelerine denk düşüyor.
Bu çerçevede, altın fiyatlarına ilişkin sene sonu öngörülerinin aşağı yönlü revizyon ortak görüşü ile yoğunluk kazandığı izleniyor. Goldman Sachs ve Deutsche Bank, Aralık ayı için 4900 Dolar seviyesine geri çektikleri revize hedef açıklamalarını kamuoyu ile paylaşıyor. Standard Charter’ın; 5100 Dolarlık bir öngörü çıtasını, ancak, bir yıl sonra, 2027 yılının ortasına takvimlediği görülüyor. Altın; kısa vadede yukarı yönlü beklentileri karşılama bakımından güçsüz kalan ve faiz ile güçlü Dolar kıskacında kalan bir finansal varlık karşımıza çıkıyor.
Kayıtlı olarak 732 ton, yastık altında ise kayıtsız biçimde beş bin ton altın varlığının bulunduğu değerlendirilen ülkemiz piyasasında da, paralel bir gerileme ile Gram fiyatının altı bin Liranın altına düştüğü izleniyor. Körfez Savaşının hemen öncesinde, hızlı bir yukarı yönlü ralli ile sekiz bin Lira düzeyini test eden ve “yüksek getiri beklentilerini vatandaş nezdinde besleyen” altın, her halde farklı endişe ve okumaları da çağırıyor. Bizzat Merkez Bankası Başkanın sözlü olarak; konut ve araba satışları rakamlarının ise somut biçimde ortaya koyduğu, “altın/gümüş sahibi olanların elde ettiği yüksek getiri” yaşanmışlığına bağlanan yeni umutların kırıldığı yönünde gözlemler yoğunluk kazanıyor. Gene de, vatandaşımız; dünya fiyatlarının üzerinde, primli satılan daha pahalı fiziksel altına olan talebini muhafaza ediyor.
TCMB, Bahçeşehir ve Koç Üniversiteleri’nin güncel tespitlerinde; “yüksek enflasyon yönünde beklentilerini korudukları” ortaya konulan hanehalkının, varlık koruma aracı olarak ve tarihsel hafıza doğrultusunda altın tercihini ön planda tutacağına dair şüphe bulunmuyor.
Ancak, başta “güvenli liman” anlayışının kapsam ve kavranması gelmek üzere, kısa dönemli yüksek kazanç beklentisi psikolojisinin yeniden değerlendirilmesi gereği de kendisini artık hissettiriyor. Belirsizlik ikliminin yoğunluk; fiyat değişimlerinin oynaklık kazandığı bu gibi dönemlerde, “kısa dönemli yeni yüksek kazanç beklentisi yerine, eldeki serveti korumaya” öncelik vermek gerekiyor. “Eldeki malı kaptırmamak; kademeli alım-satım yapmak; sepet-çeşitlendirme ilkesine uygun hareket etmek” başta gelmek üzere finans prensiplerini hatırlamak önem kazanıyor.
Simyacıların asırlar süren çabalarına karşın “sentetik” olarak elde edilemeyen altın; pırlanta ile aynı kaderi (orijinale yakın laboratuvar üretimi) paylaşmadan, “nadir olmanın şerefiyesini” korumayı başarıyor. Üstelik, finans mühendisliğinin getirdiği türev ürünlerin (altın sertifikası ve pay senedi) aşırı artışı da, fiziksel altını daha değerli/aranılır konuma taşıyor. Ancak, bu tespiti değerlendirir iken, parıltılı sarı madenin, sonuç itibarıyla bir “finansal varlık” olduğunu unutmamak gerekiyor.
Suda erimeyen; rüzgarda uçmayan; kemirgenlerce yenilemeyen altın, günümüz koşullarında, başta, “Güçlü Dolar” sendromunu aşacak ve dışına çıkacak kabiliyet ile kapasiteye henüz ulaşamamış gözüküyor!.