Prof. Dr. Murat Ferman Prof. Dr. Murat Ferman

"Asgari"de mutabakat sağlamak...

03.07.2022 Pazar | 11:57

Enflasyon sürecinin yukarı yönlü ve ivme kaybetmeyen yükselişi, 2015 yılından bu yana ilk kez, “sene içi asgari ücret düzenlemesi” ihtiyacını gündeme getirmiş oldu. Farklı talep ve beklentilerin arasında, sadece altı ay önce belirlenmiş olan rakam; yaklaşık %30’luk bir artış ile net 5500 lira (işveren maliyeti 7603 lira) düzeyinde tespit edildi. Kısa süreli müzakere sürecinin açılışında, işveren teklifinin 5200; işçi kesimi teklifinin ise 6391 Lira (Türk-İş açlık sınır rakamı) ile etiketlenmiş olduğunu ayrıca hatırlatmak gerekir.

Süregelen yüksek enflasyon-artan hayat pahalılığı sarmalı, her kesim ve zümreden vatandaşı, farklı oranda da olsa, etkilemeye; beklenti ile talepleri arttırmaya devam etmektedir. “Asgari ücret düzeyi”, ülkemizde, sadece belirli bir ücretli kesimi ilgilendiren; onları kapsayan bir gösterge olmanın ötesine geçmiştir. Türkiye’de kayıtlı-ücretli çalışan her on kişiden altısı; asgari ücret düzeyi civarında maaş geliri elde etmektedir. (Avrupa Birliği için bu oranın; her on ücretliden sadece birisi olduğunu hemen hatırlatalım) Son düzenleme ile birlikte bu sayının oniki milyon kişiye ulaştığı görülüyor. Bu durumda, asgari ücret kavramının, adeta dejenere edilerek; fiili planda, “ ortalama / referans ücret “ haline dönüştürüldüğü anlaşılıyor. İşveren temsilcisinin, ortak basın açıklamasında, “ asgari ücretin, ortalama ücret değil; taban ücret olarak kabul edilmesi gerektiğini “ belirten sözlerinin, an itibarıyla iyimser bir temenni olarak kaldığı açıktır.

İstihdamda önlen(e)meyen kayıt-dışılık gerçeği ile daha da koyulaşan bu gelişme ve dinamiklerin, ekonominin; “ucuz işgücü cenneti haline gelme” riskini azaltıcı-bertaraf edici değil, ve fakat, tam tersi etki doğurduğu açıktır. Üstelik, İhracat Yoluyla Fakirleşme(İYF) tuzağına karşı zafiyet yaratacak bir tablo ile karşı karşıya kalındığı görmezden gelinemez.

Altı aylık süreçte, TÜİK enflasyon rakamlarının % 40’ a yaklaştığı; İTO İstanbul Ücretliler Geçinme Endeksi’nin % 54’e ulaştığı bir seyir yaşanmakta, enflasyonda sürdürülebilir düşüş sürecini yılın son iki çeyreğinde görebilme ihtimali giderek ortadan kalkmaktadır. Hiç şüphesiz, “Dolar / TL Paritesi”; “satın alınabilecek simit sayısı”; “manşetten daha yüksek gıda fiyat artışları”; “Türk-İş Yoksulluk Sınırı”; “büyüme refah payı” gibi pek çok gösterge ve temeller üzerinden hareket etme imkan ve ihtimali bulunmaktadır. Ancak, mevcut enflasyonist gelişmelerin bunaltıcı kıskacında, herkesi memnun edecek, ortak bir “müşterek rakam”da buluşmak mümkün gözükmüyor. Enflasyonun, herşeyi çarpıtıcı; gerçekleri karartıcı ve toplumu bunaltıcı etkisi ortada kaldığı müddetçe, aksini düşünmek gerçekçi bir değerlendirme olmayacaktır. Gelinen noktada, üzerinde mutabakata varılacak temel müşterek, artık, bir “rakam/manşet” olma durumunu aşarak, “enflasyonu düşürmede ortak/diğer kesimlerin sırtına yüklenmeyen; ben-merkezci duruşları terk eden birlik-beraberlik sağlanması” karar ve iradesi düzeyine yükselmiştir.

Yüksek enflasyon koşulları geçerli olduğu müddetçe, hiçbir artış oranı’ nın; kalıcı ve ferahlatıcı bir etki gücü sağlama bakımından mutabakat ile karşılanması mümkün değildir. Hem zaten, bu cümleden düzenlemeler, ekonomi literatüründe, “Stress-Relief-stres giderici” önlemler kapsamına girmekte; temporal-geçici/arızi kabiliyet ve kapasiteleri temsil etmektedir. Esas mesele, “Yapısal Tedbirler” gibi kalıcı ve esası düzeltmeye yönelik vaziyet ile politikaların devreye alınması temelinde ortaya çıkmakta ve olgunlaşmaktadır. Yüksek enflasyon ile bozulmuş ekonomi konjonktüründe sağlıklı/gerçekçi durum analizi yapmak dahi zor ve “çarpıtıcı tuzaklarla dolu” hale gelmektedir.

Asgari ücret ortak açıklaması yapılırken, arka planda yer alan duvar yazısındaki ; “ Türkiye, Çalışanlarının Emeğiyle Büyüyor “ ibaresinin hakkı verilmelidir.

Sanayi ve hizmet sektörlerinde emekleri ile döviz kazandıran; Katma Değer’in ortaya konmasında; Milli Gelir’in yaratılmasında kritik rol sahibi; Yaşam Kalitesi’nin Mimar ve Emekçileri olan Nitelikli ve/veya Yarı-Kalifiye ÜCRETLİ kesimin (Faal ve Emekli) önem ve itibarı, her türlü önem ve takdirin üzerinde tutulmak gerekir. Kalkınma ile hemhal edilmiş; vatandaşın er veya geç; şu veya bu oranda refah arttırıcı etkisini bizzat hissedeceği bir Sürdürülebilir Büyüme sürecinin sağlanmasındaki temel dayanak, Ücretli Kesim’ den başkası değildir. İşte üzerinde mutabakata varılması gereken ASGARİ MÜŞTEREK, belki de bundan ibarettir.

Diğer Yazıları

Enflasyon’dan; Stagflasyon’a giden yol..

Bir ekonomide Enflasyon, bir kere yerleşik hale (esansiyal tansiyon misali ) gelir; bünyede yer ederse, daha ileri sıkıntılı açılım ve gelişmeler doğal olarak gündeme alınır. Nitekim, Stagflasyon – Resesyon – Slumpflasyon – Depresyon – Deflasyon dizgesinde gittikçe bozulan tablolar ile karşılaşmak işten bile değildir. Bugünlerde sıklıkla gündeme getirilen “resesyon” olmak ile birlikte, ilk aşamada yer alan trend açılımını ( Slumpflasyon ) ıskalamamaya; sistematik akışı sakatlamamaya özen gösterilmelidir.

Devamını Oku 06.08.2022

"Resesyon"un adını koymak...

Zor ve karmaşık zamanlarda yaşıyoruz! Her alan ve kulvarda olduğu üzere, ekonomi’nin de bilinen; yerleşik olduğu düşünülen kural ve akışları, adeta yeniden sorgulanıyor. Mesela, “güvenli liman” kavramı sözkonusu olduğunda, hangi finansal enstrümanın birinci sıraya yerleştirileceğini bilemiyor; altın-dolar-petrol fiyatları arasında yıllardır test edilmiş aritmetiği hesaplayamıyor; yirmi yıllık dolar-avro paritesi’ndeki bozulmaya şaşıramıyoruz!. Bu bakımdan, “yaz aylarında yavaşlayan ekonomi” ezberini adeta yerle bir eden” güncel küresel tempo ve tansiyonu” da işaret etmek isteriz. Küresel ısınma etkisi ile farklı rekorları test eden yaz sıcaklarının, adeta, ekonomi ikliminin de hararet ve temposunu arttırdığı; piyasaların tatil döneminin gevşeme moduna geçemediği izlenmektedir.

Devamını Oku 31.07.2022

Her kademedeki sanayici; sorumlulukta birinci!..

“Sanayisiz Bir Türkiye!” kavramından bahsetmeyi bırakın; akıllara getirmenin dahi mümkün olmadığı açıktır. Sanayi’ den; Üretim’ den güç almadan, ya da, onları hesaba katmadan Sürdürülebilir Büyüme ve Kalkınma hedeflerine ulaşmak imkan dahilinde olamaz. Her şart ve konjonktürde, “üretimden gelen güç ve katma değer”, eko-politik strateji ve duruşların temel elemanı nitelik ile kapasitesinde hesaba-modele katılmanın ötesinde, “ yönlendirici rol” üstlenmelidir.

Devamını Oku 24.07.2022
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS