“Büyüme” parametresi ile “enflasyon” manşeti arasında, en yalın yapılanma temelinde bir yakın ilişkinin bulunduğu biliniyor, yüksek büyüme; enflasyonu uyarıcı/destekleyici bir andacı ortaya getiriyor. Bu bakımdan, enflasyonu geriletici ve hemen daima “sıkılaştırıcı” sıfatlı politikaların etkinliği ile, ekonomik büyüme oran ve hızı arasında tersine bir mekanizma devreye giriyor. O halde, “büyüme-dostu politika ve kazanımların; aynı anda enflasyonla mücadele düşmanı şapkası takmasına” şaşırmamak gerekiyor! Büyüme kulvarında alınan mesafe ile enflasyon karşıtı (dezenflasyonist) politikaların başarısı arasında zıt/karşıt bir ilişkisel yapının varlığı, açıklanan güncel manşetler temelinde, bir kere daha, doğrulanmış oluyor.
Senenin ikinci çeyreğinde, %4,8 manşeti ile beklentilerin çok üstünde çıkan büyümenin, bir de alt kırımlarına bakıldığında, daha zorlayıcı bir portre karşımıza geliyor. Zira bu yüksek oranlı büyümenin %5,1 oranı ile Hanehalkı (Tüketim) Harcamaları kaleminden kaynaklanması geçeğine dikkat çekmek gerekiyor. Talep bacağına yönelik sıkılaştırıcı enflasyonla mücadele programının (güncel versiyonu iki senesini doldurmuş) istenilen neticeleri ver(e)mediği ortaya çıkıyor. Aktif ve pasif (emekli) ücretliler üzerinde yoğunlaşan sıkılaştırıcı politikaların sonuç vermediği izleniyor. Hızlı servet transferi ve bozulan gelir dağılımı üzerinden varlığını arttıran nüfusun küçük bir bölümünün, hız kesmeyen ve bağışıklık kazanmış harcamaları ile ekonomi programının temel kurgusunu “işlemez hale getirdiği” değerlendiriliyor. Harcamaların önemli oranda Hizmetler kaleminden kaynaklanması; İthalat büyümesinin İhracat büyümesini tam dört kat katlamış olması; Ücretler (Emek) sektöründe daralma görülmesi; Tarım sektöründe küçülme yaşanması gibi alt dinamikler de, destekleyici arka plan kanıtlarını teşkil ediyor. Güncel ekonomik büyüme tablosunun; faiz indirimi üzerinden sıkılaştırıcı parasal politikaların uygulanması ufuk ve marjını daraltacağı gerçeğini keskin çizgilerle ortaya koyduğuna dair şüphe bulunmuyor. Bu düzeyde ve kapsamda seyreden bir büyüme dinamiğinin, enflasyonla mücadele konusuna ket vuracağını peşinen kabullenmek gerekiyor ve mevcut program bakımından güncelleme ihtiyacı öncelik kazanıyor.
Ağustos ayına ait TÜİK enflasyon manşeti (TÜFE) beklentilerin üzerinde %2,04’lük bir düzeye ulaşmış bulunuyor. Bu durumda, Merkez Bankası’nın esas aldığı “mevsim etkisinden arındırılmış” manşetin 2,47 olarak hesaplanması gerekiyor. Ağustos ayı manşetlerinin arka plan okumaları kapsamında, çekirdek enflasyon; Yurtiçi ÜFE (Üretici Fiyat Endeksi); sektör ve gruplara göre dağılım ve benzeri kriterler temelinde analizler genişletildiğinde şu sonuca ulaşılıyor: Enflasyon seyrinde, sürdürülebilir; öngörülebilir ve muhafaza edilebilir niteliklerde bir “İniş/Gerileme Trendi” varlığına dair kanıtlar henüz ortaya çıkmadığı gibi, süregelen (kronikleşmiş) “kırılganlık” ve “yapışkanlık” sendromları varlıklarını dirençle sürdürüyor.
Mevsimsel düzeltme ile daha net rakamlara ulaşıldığında; Temel mallar grubundaki %1,84 düzeyinde (TÜFE manşeti altında) rakama karşılık Hizmetler grubunda aylık enflasyon %2,73 seviyesine (arındırılmış TÜFE’den de yüksek) çıkmış bulunuyor. Büyümenin ana itici gücü Hanehalkı Harcamalarının, büyük ölçüde nüfusun varlıklı kesimi tarafından gerçekleştirildiği; sıkılaştırıcı enflasyon-karşıtı politikaların etkisizleştirildiği gözlemine yeni destekler sağlandığı ortaya çıkıyor. İlaveten, Gıda Fiyatları grubundaki yüksek oranlı enflasyon katkısı gene dikkat çekiyor. TZOB (Türkiye Ziraat Odaları Birliği) ; TEPAV (Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı) ; İTO (İstanbul Ticaret Odası) ; Türk-İş (Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu) verileri kadar TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) bulguları aynı yöne işaret ediyor. Gıda grubunun Ağustos ayı enflasyonuna etkisinin 0,7 puanı aştığı görülüyor. Sadece taze meyve-sebze kaleminde mevsimsellikten arındırılmış aylık manşetin %6,37 düzeyine tırmandığını ve bu rakamın, yaşanan tarımsal don felaketinin dışında kronikleşmiş kaynakları olduğunu vurgulamak gerekiyor.
Önümüzdeki günlerde planlanmış Merkez Bankası PPK (Para Politika Kurulu) için beklenen “faiz indirimi” nefes ve derinliği bakımından “boğucu” bir iklimin ortaya çıktığı görülüyor. Beklenen faiz indirimi cephesinde bir muhtemel öteleme ve/veya oran iskontosu, gelir dağılımını bozucu; görece yüksek bir indirimin ise enflasyonla mücadeleyi köstekleyici etki ihtimallerini getirmesi gibi bir çetin ikilem ile karşı karşıya kalındığı gerçeğinden kaçılamıyor!
“Büyüme” parametresi ile “enflasyon” manşeti arasında, en yalın yapılanma temelinde bir yakın ilişkinin bulunduğu biliniyor, yüksek büyüme; enflasyonu uyarıcı/destekleyici bir andacı ortaya getiriyor. Bu bakımdan, enflasyonu geriletici ve hemen daima “sıkılaştırıcı” sıfatlı politikaların etkinliği ile, ekonomik büyüme oran ve hızı arasında tersine bir mekanizma devreye giriyor. O halde, “büyüme-dostu politika ve kazanımların; aynı anda enflasyonla mücadele düşmanı şapkası takmasına” şaşırmamak gerekiyor! Büyüme kulvarında alınan mesafe ile enflasyon karşıtı (dezenflasyonist) politikaların başarısı arasında zıt/karşıt bir ilişkisel yapının varlığı, açıklanan güncel manşetler temelinde, bir kere daha, doğrulanmış oluyor.
Senenin ikinci çeyreğinde, %4,8 manşeti ile beklentilerin çok üstünde çıkan büyümenin, bir de alt kırımlarına bakıldığında, daha zorlayıcı bir portre karşımıza geliyor. Zira bu yüksek oranlı büyümenin %5,1 oranı ile Hanehalkı (Tüketim) Harcamaları kaleminden kaynaklanması geçeğine dikkat çekmek gerekiyor. Talep bacağına yönelik sıkılaştırıcı enflasyonla mücadele programının (güncel versiyonu iki senesini doldurmuş) istenilen neticeleri ver(e)mediği ortaya çıkıyor. Aktif ve pasif (emekli) ücretliler üzerinde yoğunlaşan sıkılaştırıcı politikaların sonuç vermediği izleniyor. Hızlı servet transferi ve bozulan gelir dağılımı üzerinden varlığını arttıran nüfusun küçük bir bölümünün, hız kesmeyen ve bağışıklık kazanmış harcamaları ile ekonomi programının temel kurgusunu “işlemez hale getirdiği” değerlendiriliyor. Harcamaların önemli oranda Hizmetler kaleminden kaynaklanması; İthalat büyümesinin İhracat büyümesini tam dört kat katlamış olması; Ücretler (Emek) sektöründe daralma görülmesi; Tarım sektöründe küçülme yaşanması gibi alt dinamikler de, destekleyici arka plan kanıtlarını teşkil ediyor. Güncel ekonomik büyüme tablosunun; faiz indirimi üzerinden sıkılaştırıcı parasal politikaların uygulanması ufuk ve marjını daraltacağı gerçeğini keskin çizgilerle ortaya koyduğuna dair şüphe bulunmuyor. Bu düzeyde ve kapsamda seyreden bir büyüme dinamiğinin, enflasyonla mücadele konusuna ket vuracağını peşinen kabullenmek gerekiyor ve mevcut program bakımından güncelleme ihtiyacı öncelik kazanıyor.
Ağustos ayına ait TÜİK enflasyon manşeti (TÜFE) beklentilerin üzerinde %2,04’lük bir düzeye ulaşmış bulunuyor. Bu durumda, Merkez Bankası’nın esas aldığı “mevsim etkisinden arındırılmış” manşetin 2,47 olarak hesaplanması gerekiyor. Ağustos ayı manşetlerinin arka plan okumaları kapsamında, çekirdek enflasyon; Yurtiçi ÜFE (Üretici Fiyat Endeksi); sektör ve gruplara göre dağılım ve benzeri kriterler temelinde analizler genişletildiğinde şu sonuca ulaşılıyor: Enflasyon seyrinde, sürdürülebilir; öngörülebilir ve muhafaza edilebilir niteliklerde bir “İniş/Gerileme Trendi” varlığına dair kanıtlar henüz ortaya çıkmadığı gibi, süregelen (kronikleşmiş) “kırılganlık” ve “yapışkanlık” sendromları varlıklarını dirençle sürdürüyor.
Mevsimsel düzeltme ile daha net rakamlara ulaşıldığında; Temel mallar grubundaki %1,84 düzeyinde (TÜFE manşeti altında) rakama karşılık Hizmetler grubunda aylık enflasyon %2,73 seviyesine (arındırılmış TÜFE’den de yüksek) çıkmış bulunuyor. Büyümenin ana itici gücü Hanehalkı Harcamalarının, büyük ölçüde nüfusun varlıklı kesimi tarafından gerçekleştirildiği; sıkılaştırıcı enflasyon-karşıtı politikaların etkisizleştirildiği gözlemine yeni destekler sağlandığı ortaya çıkıyor. İlaveten, Gıda Fiyatları grubundaki yüksek oranlı enflasyon katkısı gene dikkat çekiyor. TZOB (Türkiye Ziraat Odaları Birliği) ; TEPAV (Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı) ; İTO (İstanbul Ticaret Odası) ; Türk-İş (Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu) verileri kadar TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) bulguları aynı yöne işaret ediyor. Gıda grubunun Ağustos ayı enflasyonuna etkisinin 0,7 puanı aştığı görülüyor. Sadece taze meyve-sebze kaleminde mevsimsellikten arındırılmış aylık manşetin %6,37 düzeyine tırmandığını ve bu rakamın, yaşanan tarımsal don felaketinin dışında kronikleşmiş kaynakları olduğunu vurgulamak gerekiyor.
Önümüzdeki günlerde planlanmış Merkez Bankası PPK (Para Politika Kurulu) için beklenen “faiz indirimi” nefes ve derinliği bakımından “boğucu” bir iklimin ortaya çıktığı görülüyor. Beklenen faiz indirimi cephesinde bir muhtemel öteleme ve/veya oran iskontosu, gelir dağılımını bozucu; görece yüksek bir indirimin ise enflasyonla mücadeleyi köstekleyici etki ihtimallerini getirmesi gibi bir çetin ikilem ile karşı karşıya kalındığı gerçeğinden kaçılamıyor!