Türkiye ekonomisinin üçüncü çeyrekte %3,7; önceki çeyreğe göre %1,1 oranında büyüme sağladığı ortaya çıkıyor. Büyüme dinamiğinin, ağırlıklı olarak, iç tüketim ve inşaat sektörüne dayanarak gerçekleştiği görülüyor. Buna karşın, garip bir tecelli ile en yüksek büyüme oranını temsil eden inşaat kulvarı büyüme yüzdesi ile nerede ise aynı düzeyde olmak üzere, tarım sektöründe iki haneli bir daralma ifade ediliyor.
Tarım sektörü için adeta “felaket senaryosu” kabul edilen iki haneli daralma, yirmidört yıl sonra ilk defa yeniden yaşanılıyor. Bu sıkıntılı duruma işaret eden; “betona gömüldük; tarımı bitirdik!” veya “tarımdan vazgeçtik; inşaatla büyüdük!” benzeri gazete manşetleri tarihe geçiyor. Son onbir çeyreğin beşinde daralmaya devam eden ihracatımız gerilerken, tabloyu daha sıkıntılı hale getiren bir paralel gelişme ile ithalatımız istikrarlı biçimde tırmanmaya devam ediyor. Bu noktada, belki de “tüketim ve yatırımla büyüyen ekonomiye, tarım ve dış ticaret freni” başlığını da paylaşmak gerekiyor. Bir taraftan sanayi üretim endeksi düşerken, sanayi kesiminin, sürpriz ve manşeti aşan %6,3 oranında büyüme sağladığı izleniyor. Bir kısmı baz etkisi ile açıklanabilir olmakla beraber, sanayideki büyümenin büyük ölçüde iç tüketime dayalı bir şekilde yapılandığı ve ortaya çıktığı değerlendiriliyor. Öte yandan, işgücü kesiminin milli gelirden aldığı pay azalırken, sermayenin payını arttırma trendinde herhangi bir kırılma izlenmiyor.
Yüksek teknoloji ve katma değer ekseninde gerçekleştirilmesi 2023 vizyonu ile öngörülen büyüme formülünün, yılın üçüncü çeyreğinde de içinin doldurulamadığı; büyüme ve dezenflasyon politikalarının birbirleri ile senkronize edilemediği bir güncel tablo karşımızda duruyor. Talep üzerinden sıkılaştırma politikalarının etkinlik sağlamaktan uzak düştüğü görülüyor. Bu yönüyle, kalkınma formuna tahvil edilmesi güç; vatandaşın yaşam kalitesine taşınması yetersiz bir büyüme kompozisyonu, yerini; “sürdürülebilir kaliteli büyüme” idealine bırak(a)mıyor. OECD (Avrupa Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı) son değerlendirmesinde (*) Türkiye için büyüme beklentilerini yukarı yönlü revize etmiş bulunuyor. Buna göre, bu sene için tahmin %3,6’ya; önümüzdeki sene için %3,4’e ve nihayet 2027 için %4,0 oranlarına çıkarılıyor. Keza, enflasyon tahminleri bakımından, bu sene için manşetin %34,5; 2026 için %20,8 ve 2027 için %11,7 düzeyine, yukarı yönlü revize işlemine konu edildikleri okunuyor. O halde, büyüme ve enflasyonu düşürme politikaları arasındaki “ödünleşme” sorununun; önümüzdeki yıllara ertelenemeyecek kadar acil çözüm beklediğini not etmek gerekiyor.
TÜİK tarafından açıklanan Kasım ayı enflasyon TÜFE manşeti, en kötümser beklenti düzeyinin dahi altında kalan %0,87 (binde seksenyedi) rakamı ile karşılanıyor. Bu şekilde, yıllık oranın %31,07 çıtasına gerilediği görülüyor. Alt kırımlara bakıldığında, gıda kaleminde ortaya konan %0,69 oranında düşüş, sürpriz bir duruma işaret ediyor. Aynı döneme ait ilgili diğer gıda kalemi göstergelerine bakıldığında; İTO (1,19), TÜRK-İŞ (4,98); TEPAV (1,14) olmak üzere, tamamı için arada büyük farklılık bulunduğu görülüyor.
Manşet rakamda açıklanan düşüşe karşın, enflasyon seyrinde genel bir düşüş trendine geçildiğine dair işaret bulunmuyor. Bir anda “eksiye dönen” gıda kalemlerinden arındırılmış tüm çekirdek enflasyon manşetleri (B:1,27; C:1,22 ve D:1,35) açıklanan 0,87 düzeyinin üzerinde gerçekleşiyor. Bu noktada, yapışkanlık ve katılık handikaplarının varlıklarını sürdürdüğü anlaşılıyor. İlaveten “bakkal hesabı yaklaşımı” esas alındığında, enflasyon sepetinde yer alan 143 temel başlıktan 108 adedinin Kasım ayında zamlandığı, sadece 28 tanesinin ucuzladığı görülüyor. O halde, ekonomik aktörlerin fiyat arttırma konusunda herhangi bir tutum değişikliğine gitmediklerini teslim etmek gerekiyor. TÜİK tarafından açıklanan Kasım ayı enflasyon rakamı, tam da ücret artışları öncesi, aktif ve pasif çalışan (emekli) kesimlerin beklentilerini baskılama etkisi oluşturuyor; beklenti ve umutların daha iyimser platformlara taşınmasına destek ve zemin hazırlamıyor.
(*) “ OECD Economic Outlook, Volume 2025, Issue 2, Resilient Growth but with Increasing Fragilities “, Paris, 2 December 2025, 285 Sayfa.
Türkiye ekonomisinin üçüncü çeyrekte %3,7; önceki çeyreğe göre %1,1 oranında büyüme sağladığı ortaya çıkıyor. Büyüme dinamiğinin, ağırlıklı olarak, iç tüketim ve inşaat sektörüne dayanarak gerçekleştiği görülüyor. Buna karşın, garip bir tecelli ile en yüksek büyüme oranını temsil eden inşaat kulvarı büyüme yüzdesi ile nerede ise aynı düzeyde olmak üzere, tarım sektöründe iki haneli bir daralma ifade ediliyor.
Tarım sektörü için adeta “felaket senaryosu” kabul edilen iki haneli daralma, yirmidört yıl sonra ilk defa yeniden yaşanılıyor. Bu sıkıntılı duruma işaret eden; “betona gömüldük; tarımı bitirdik!” veya “tarımdan vazgeçtik; inşaatla büyüdük!” benzeri gazete manşetleri tarihe geçiyor. Son onbir çeyreğin beşinde daralmaya devam eden ihracatımız gerilerken, tabloyu daha sıkıntılı hale getiren bir paralel gelişme ile ithalatımız istikrarlı biçimde tırmanmaya devam ediyor. Bu noktada, belki de “tüketim ve yatırımla büyüyen ekonomiye, tarım ve dış ticaret freni” başlığını da paylaşmak gerekiyor. Bir taraftan sanayi üretim endeksi düşerken, sanayi kesiminin, sürpriz ve manşeti aşan %6,3 oranında büyüme sağladığı izleniyor. Bir kısmı baz etkisi ile açıklanabilir olmakla beraber, sanayideki büyümenin büyük ölçüde iç tüketime dayalı bir şekilde yapılandığı ve ortaya çıktığı değerlendiriliyor. Öte yandan, işgücü kesiminin milli gelirden aldığı pay azalırken, sermayenin payını arttırma trendinde herhangi bir kırılma izlenmiyor.
Yüksek teknoloji ve katma değer ekseninde gerçekleştirilmesi 2023 vizyonu ile öngörülen büyüme formülünün, yılın üçüncü çeyreğinde de içinin doldurulamadığı; büyüme ve dezenflasyon politikalarının birbirleri ile senkronize edilemediği bir güncel tablo karşımızda duruyor. Talep üzerinden sıkılaştırma politikalarının etkinlik sağlamaktan uzak düştüğü görülüyor. Bu yönüyle, kalkınma formuna tahvil edilmesi güç; vatandaşın yaşam kalitesine taşınması yetersiz bir büyüme kompozisyonu, yerini; “sürdürülebilir kaliteli büyüme” idealine bırak(a)mıyor. OECD (Avrupa Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı) son değerlendirmesinde (*) Türkiye için büyüme beklentilerini yukarı yönlü revize etmiş bulunuyor. Buna göre, bu sene için tahmin %3,6’ya; önümüzdeki sene için %3,4’e ve nihayet 2027 için %4,0 oranlarına çıkarılıyor. Keza, enflasyon tahminleri bakımından, bu sene için manşetin %34,5; 2026 için %20,8 ve 2027 için %11,7 düzeyine, yukarı yönlü revize işlemine konu edildikleri okunuyor. O halde, büyüme ve enflasyonu düşürme politikaları arasındaki “ödünleşme” sorununun; önümüzdeki yıllara ertelenemeyecek kadar acil çözüm beklediğini not etmek gerekiyor.
TÜİK tarafından açıklanan Kasım ayı enflasyon TÜFE manşeti, en kötümser beklenti düzeyinin dahi altında kalan %0,87 (binde seksenyedi) rakamı ile karşılanıyor. Bu şekilde, yıllık oranın %31,07 çıtasına gerilediği görülüyor. Alt kırımlara bakıldığında, gıda kaleminde ortaya konan %0,69 oranında düşüş, sürpriz bir duruma işaret ediyor. Aynı döneme ait ilgili diğer gıda kalemi göstergelerine bakıldığında; İTO (1,19), TÜRK-İŞ (4,98); TEPAV (1,14) olmak üzere, tamamı için arada büyük farklılık bulunduğu görülüyor.
Manşet rakamda açıklanan düşüşe karşın, enflasyon seyrinde genel bir düşüş trendine geçildiğine dair işaret bulunmuyor. Bir anda “eksiye dönen” gıda kalemlerinden arındırılmış tüm çekirdek enflasyon manşetleri (B:1,27; C:1,22 ve D:1,35) açıklanan 0,87 düzeyinin üzerinde gerçekleşiyor. Bu noktada, yapışkanlık ve katılık handikaplarının varlıklarını sürdürdüğü anlaşılıyor. İlaveten “bakkal hesabı yaklaşımı” esas alındığında, enflasyon sepetinde yer alan 143 temel başlıktan 108 adedinin Kasım ayında zamlandığı, sadece 28 tanesinin ucuzladığı görülüyor. O halde, ekonomik aktörlerin fiyat arttırma konusunda herhangi bir tutum değişikliğine gitmediklerini teslim etmek gerekiyor. TÜİK tarafından açıklanan Kasım ayı enflasyon rakamı, tam da ücret artışları öncesi, aktif ve pasif çalışan (emekli) kesimlerin beklentilerini baskılama etkisi oluşturuyor; beklenti ve umutların daha iyimser platformlara taşınmasına destek ve zemin hazırlamıyor.
(*) “ OECD Economic Outlook, Volume 2025, Issue 2, Resilient Growth but with Increasing Fragilities “, Paris, 2 December 2025, 285 Sayfa.