Sadece saatler öncesine kadar sürekli yukarı yönlü çıkış gösteren altın ve gümüş, haftanın son gününde sırasıyla %14 ve %33 oranlarında değer kaybı ile sürpriz yapıyor. Aslında, ayın son günü zamanlaması ile büyük oyuncuların “kağıt” altın ve gümüş taahhütlerini ikmal etme operasyonunu tamamladıklarını görmek gerekiyor. Hafta başında start verilen koordineli yüksek finans harekatı ile beş trilyon dolar civarında fonun, bir anda bu kesime aktarıldığı hesaplanıyor.
Bu sene dörtte biri ödenmesi/çevrilmesi gereken 34 trilyon dolarlık ABD dış borcunun, dörtte bir oranında “iskonto edildiği” değerlendiriliyor; her gelişmede “kasa(ABD)” kazançlı çıkıyor. Rezerv paraya ilaveten, bu ülkenin fiziki altın ve kripto varlıkların bir numaralı sahibi olduğunu unutmamak gerekiyor. Dolara bağlı ürünü ile tanınan kripto şirketi Tether’in fiziki altın alımında merkez bankalarını dahi geride bırakması gibi “ilginç” gelişmeleri yakından takip etmek gerekiyor. Dönemin Hazine Bakanı John Bowden Connally’nin 1971 yılında, altın-dolar çıpasının kaldırıldığı anda sarf ettiği; “Dolar bizim paramız, ama başkalarının problemi!” ifadesi, hükmünü icra etmeyi sürdürüyor. Küresel ticaretin %90 oranında değişim aracı olan Amerikan Dolarının, yakın-orta vadede ağırlığını koruyacağı değerlendiriliyor.
İTO (İstanbul Ticaret Odası) İstanbul Tüketici Fiyat Endeksi verisi; %4,56 aylık ve %36,15 manşetleri ile yüksek Ocak enflasyonu beklentilerini destekleyici işaret veriyor. İlaveten, Merkez Bankası’nın da dikkat çektiği gıda fiyatları için TZOB (Türkiye Ziraat Odaları Birliği) üretici ve market fiyatları güncel endekslerindeki tespitler, aynı minvalde bir muhtemel gelişmeye vurgu yapıyor. Enflasyon seyrinde yılın ilk manşetinin, başta Şubat içinde yayınlanacak Dönemsel Enflasyon Raporundaki yılsonu hedef rakamı olmak üzere, “yeniden vaziyet etme” zaruretini dayatacağı öngörülüyor.
Manşette son 25 yılın en düşük seviyesini gören TÜİK İşsizlik Oranı (Aralık), arka plan okumalarında benzer bir iyileşmeye işaret etmiyor. İşgücüne dahil olmayan nüfus kalemi de en yüksek seviyede seyreder ve geniş tanımlı işsizlik artış gösterirken, işgücüne katılım oranı da %50’lere gerilemiş bulunuyor. Mesele, istihdam konusuna geldiğinde; nicelik temelli yaklaşımların; nitelik / kalite bazlı perspektiflerle hemhal edilmesi gerekiyor.
Bir numaralı dış ticaret ortağımız Avrupa Birliği’nin MERCOSUR (Güney Amerika) ve Hindistan ile gerçekleştirdiği yeni ticaret anlaşmalarının sadece söylem/yakınma temeli ve formatında değil, ve fakat, teknik ve aksiyon çerçevesinde ele alınması gerekiyor. Başta iş dünyası olmak üzere her kesimin sorumluluk kabul etmesi ve “zamanında pro-aktif davranıl(a)madığı için reaktif duruş kapanına kısıldığımız” gerçeğini içselleştirmesi şart haline geliyor. Özellikle iş dünyası aktörlerinin yürürlüğe giren Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) benzeri gelişmeler karşısındaki hazırlıksız durumları, ümitli bir tablodan bahsedilmesini engelliyor.
Merkez Bankası’nın krediler için son sıkılaştırma karar ve düzenlemelerinde iç tutarlılık görülür iken, BDDK’nın kredi kartı limit düzenlemesinde bilhassa zaten sıkıntı yaşayan orta gelirli kesimin muhtemel mağduriyeti gündeme geliyor. Özellikle, eğitim, sağlık, sigorta ve acil ihtiyaçlar bakımından elde bulunan bu “güven yastığının vatandaşın altından çekilmesi” ve “finansal kaldıracın elinden alınması” risklerini yeniden değerlendirmek gerekiyor.
Son oniki yılda %5000’e yakın oranda artan M1/M2 ve %3000 oranında artış gösteren M3 (geniş tanımlı para arzı) rakamları; enflasyondaki gelişimi gösteren TÜFE manşetleri ile paralellik gösteriyor (Ş.Uyanık). Bu suretle, Prof.Dr. Milton Friedman’ın ;“enflasyonun tek nedeni, devletin aşırı harcama yapması ve gereğinden fazla para basmasıdır!” sözleri bir kez daha kendisini hatırlatmış oluyor.
Sadece saatler öncesine kadar sürekli yukarı yönlü çıkış gösteren altın ve gümüş, haftanın son gününde sırasıyla %14 ve %33 oranlarında değer kaybı ile sürpriz yapıyor. Aslında, ayın son günü zamanlaması ile büyük oyuncuların “kağıt” altın ve gümüş taahhütlerini ikmal etme operasyonunu tamamladıklarını görmek gerekiyor. Hafta başında start verilen koordineli yüksek finans harekatı ile beş trilyon dolar civarında fonun, bir anda bu kesime aktarıldığı hesaplanıyor.
Bu sene dörtte biri ödenmesi/çevrilmesi gereken 34 trilyon dolarlık ABD dış borcunun, dörtte bir oranında “iskonto edildiği” değerlendiriliyor; her gelişmede “kasa(ABD)” kazançlı çıkıyor. Rezerv paraya ilaveten, bu ülkenin fiziki altın ve kripto varlıkların bir numaralı sahibi olduğunu unutmamak gerekiyor. Dolara bağlı ürünü ile tanınan kripto şirketi Tether’in fiziki altın alımında merkez bankalarını dahi geride bırakması gibi “ilginç” gelişmeleri yakından takip etmek gerekiyor. Dönemin Hazine Bakanı John Bowden Connally’nin 1971 yılında, altın-dolar çıpasının kaldırıldığı anda sarf ettiği; “Dolar bizim paramız, ama başkalarının problemi!” ifadesi, hükmünü icra etmeyi sürdürüyor. Küresel ticaretin %90 oranında değişim aracı olan Amerikan Dolarının, yakın-orta vadede ağırlığını koruyacağı değerlendiriliyor.
İTO (İstanbul Ticaret Odası) İstanbul Tüketici Fiyat Endeksi verisi; %4,56 aylık ve %36,15 manşetleri ile yüksek Ocak enflasyonu beklentilerini destekleyici işaret veriyor. İlaveten, Merkez Bankası’nın da dikkat çektiği gıda fiyatları için TZOB (Türkiye Ziraat Odaları Birliği) üretici ve market fiyatları güncel endekslerindeki tespitler, aynı minvalde bir muhtemel gelişmeye vurgu yapıyor. Enflasyon seyrinde yılın ilk manşetinin, başta Şubat içinde yayınlanacak Dönemsel Enflasyon Raporundaki yılsonu hedef rakamı olmak üzere, “yeniden vaziyet etme” zaruretini dayatacağı öngörülüyor.
Manşette son 25 yılın en düşük seviyesini gören TÜİK İşsizlik Oranı (Aralık), arka plan okumalarında benzer bir iyileşmeye işaret etmiyor. İşgücüne dahil olmayan nüfus kalemi de en yüksek seviyede seyreder ve geniş tanımlı işsizlik artış gösterirken, işgücüne katılım oranı da %50’lere gerilemiş bulunuyor. Mesele, istihdam konusuna geldiğinde; nicelik temelli yaklaşımların; nitelik / kalite bazlı perspektiflerle hemhal edilmesi gerekiyor.
Bir numaralı dış ticaret ortağımız Avrupa Birliği’nin MERCOSUR (Güney Amerika) ve Hindistan ile gerçekleştirdiği yeni ticaret anlaşmalarının sadece söylem/yakınma temeli ve formatında değil, ve fakat, teknik ve aksiyon çerçevesinde ele alınması gerekiyor. Başta iş dünyası olmak üzere her kesimin sorumluluk kabul etmesi ve “zamanında pro-aktif davranıl(a)madığı için reaktif duruş kapanına kısıldığımız” gerçeğini içselleştirmesi şart haline geliyor. Özellikle iş dünyası aktörlerinin yürürlüğe giren Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) benzeri gelişmeler karşısındaki hazırlıksız durumları, ümitli bir tablodan bahsedilmesini engelliyor.
Merkez Bankası’nın krediler için son sıkılaştırma karar ve düzenlemelerinde iç tutarlılık görülür iken, BDDK’nın kredi kartı limit düzenlemesinde bilhassa zaten sıkıntı yaşayan orta gelirli kesimin muhtemel mağduriyeti gündeme geliyor. Özellikle, eğitim, sağlık, sigorta ve acil ihtiyaçlar bakımından elde bulunan bu “güven yastığının vatandaşın altından çekilmesi” ve “finansal kaldıracın elinden alınması” risklerini yeniden değerlendirmek gerekiyor.
Son oniki yılda %5000’e yakın oranda artan M1/M2 ve %3000 oranında artış gösteren M3 (geniş tanımlı para arzı) rakamları; enflasyondaki gelişimi gösteren TÜFE manşetleri ile paralellik gösteriyor (Ş.Uyanık). Bu suretle, Prof.Dr. Milton Friedman’ın ;“enflasyonun tek nedeni, devletin aşırı harcama yapması ve gereğinden fazla para basmasıdır!” sözleri bir kez daha kendisini hatırlatmış oluyor.