Ekonomik hareket hacminin, bir başka deyişle “büyüme” dinamiklerinin belirleyicisi olan yatırımlar; etkililik /etkinlik / verimlilik üçlemesinin dışına çık(arıl)dığında, kalkınma düzeyine uzak ve yabancı düşme riski gündeme geliyor. İşte bu bakımdan, “hangi yatırımların, hangi usul ve kapsam ile destekleneceği” meselesi kritik önem kazanıyor. Yatırım Teşvikleri anlayış ile uygulamaları, sosyo-ekonomik başarı grafiğinin temel belirleyici faktörleri arasında ilk planda geliyor ve sadece “ilk düğmeyi doğru ilikleyerek başlama” fonksiyonunun ötesinde, “doğru gömlekte ilk düğmeyi bulma” anlam ve mecburiyetine de işaret ediyor. İlaveten, toplumun tamamı ve tüm sektörleri tarafından ortaya konulan ortak kamusal varlığın; hangi (seçilmiş) kesim ve bölge temelinde yeniden dağıtılacağı / tahsis edileceği meselesi tüm ağırlığı ile karşımıza çıkıyor.
İşin küresel boyutunda, FDI (Doğrudan Yabancı/Uluslararası Yatırım) çekme amaç ve mücadelesinde potansiyel yatırımcılara sağlanacak uluslararası teşvik ve düzenleme cephesi bulunuyor. Ülkeler, doğrudan yabancı yatırım çekme kulvarındaki başarı ve sıralama üzerinden Küresel Rekabetçi Güç endekslerini inşa ediyorlar. Uluslararası Doğrudan Yatırımlar ( UDY) kulvarında ortaya çıkan güncel tabloya, 2024 yılı (Financial Times) verileri üzerinden göz atmak gerekiyor:
Küresel planda en çok yatırım alan bölgeler arasında Asya-Pasifik bölgesi yaklaşık 400 milyar dolarlık bir hacim ile ilk sırada yer alıyor. Onu takiben, 311 milyar dolarlık bir tutar ile Avrupa gelirken, önceki dönemlere göre %60 düzeyinde bir artış ile 268 milyar dolarlık uluslararası yatırım çeken Kuzey Amerika üçüncü sıraya yükseliyor. Belirtilen yatırım tutarının dörtte birinin, ABD merkezli yeni yarı iletkenler (çip) sektöründe yoğunlaştığını önemle not etmek gerekiyor. Dünya genelinde, en fazla UDY çeken ilk on sektörün toplam hacminin bir trilyon dolara ulaştığı ifade ediliyor. Ülkemizin söz konusu dönemde aldığı aynı kategori (UDY) toplamının ise 13 milyar düzeyini aşamadığı anlaşılıyor.
Küresel doğrudan yatırım pastasının yaklaşık %30’unu oluşturan Yenilenebilir Enerji sektörü, tek başına 270 milyar dolarlık hacme ulaşmış bulunuyor. Ancak, geçen seneye göre üçte bir oranında bir düşüşün varlığı da dikkat çekiyor. Veri işleme alt sektörü başta olmak üzere, İletişim ve Yarı İletken(çip) sektörleri, ilk üç sıralı klasmanın diğer üyelerini oluşturuyor.
İlk 10 Listesinin dördüncü sırasında, yıllık bin adetten fazla proje ile Gayrimenkul sektörü yer alıyor. Takiben, sınırlı bir düşüş göstermesine ve yeşil enerji trendine rağmen beşinci sırada kendisine yer bulan Fosil Yakıt (kömür, petrol ve doğal gaz) sektörü gelir iken, Metaller sektörü hemen sonraki klasmana yerleşiyor. Listenin geri kalan kısmında sırasıyla; Lojistik ve Depolama, Elektronik Komponentler (pil, akü vb.), Yazılım ve Bilişim Teknolojileri ve nihayet Otomotiv Endüstrisi kendilerine yer buluyor. Söz konusu güncel sıralama, eko-politik dinamik ve trendlerin seyir ve yönünü okuma bakımından önemli ipuçlarını içinde barındırıyor. Gümrük Birliği güncellemesi ve dış ticaret anlaşmaları (serbest ve tercihli anlaşmalar dahil) alanlarında “yapacak çok işi; alınacak uzun mesafesi bulunan” Türkiye’nin, uluslararası yatırımlar pastasından aldığı mevcut payın arttırılması gereğine dair herhangi bir şüphe bulunmuyor!
Ülkemizde yatırım teşvik uygulamalarının, güncel kapsam ve işleyişine içinde bulunduğumuz yılın Haziran ayı sonunda yürürlüğe giren 9903 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile kavuştuğunu hatırlatmak gerekiyor. Yatırım teşvik sisteminin üç ana uygulama alanı ( Proje Bazlı Türkiye Yüzyılı Kalkınma Hamlesi / Sektörel Teşvik Sistemi / Bölgesel Teşvikler) çerçevesinde yapılandırıldığı görülüyor. Uluslararası işleyiş ve anlaşmalara bağlı olarak, Kalkınma Ajansları modelinin sistemde ağırlık kazandığı ayrıca biliniyor. Ayrıntılı işleyiş ve incelikli konular “ilgili olanlara bırakılmak üzere” teşvik bölgesi bazında bir kısım güncel yönelişlere vurgu yapmak gerekiyor: İller bazında “yatırım türleri” belirlenerek, bazı kapsam değişikliklerinin benimsendiği izleniyor; mesela, İstanbul’da imalat; Antalya ve Muğla’da turizm sektörleri kapsam dışına çıkarılıyor. Tarım ürünleri söz konusu edildiğinde; “ürüne katma değer kazandırma” kriteri ön plana taşınıyor. Anadolu coğrafyasında katma değerli üretim kaynağı olarak, sanayiden ziyade hayvancılık ve tarım kulvarlarına tercih-teşvik tanınacağı ifade ediliyor.
Girişimci-Yatırımcılar bakımından “milli emanet ve hatta zimmet” olarak algılanması ve o suretle yararlanılması gereken bir bahisten söz edilir iken, artık, “teşvik ayarlamak/kredi kapmak” gibi sıkıntılı söylemlerin yerini; “teşvik kazanmak/kredi planlamak” gibi ifadelere bırakması dileği, akıl ve gönüllerde yerini her daim koruyor.
Ekonomik hareket hacminin, bir başka deyişle “büyüme” dinamiklerinin belirleyicisi olan yatırımlar; etkililik /etkinlik / verimlilik üçlemesinin dışına çık(arıl)dığında, kalkınma düzeyine uzak ve yabancı düşme riski gündeme geliyor. İşte bu bakımdan, “hangi yatırımların, hangi usul ve kapsam ile destekleneceği” meselesi kritik önem kazanıyor. Yatırım Teşvikleri anlayış ile uygulamaları, sosyo-ekonomik başarı grafiğinin temel belirleyici faktörleri arasında ilk planda geliyor ve sadece “ilk düğmeyi doğru ilikleyerek başlama” fonksiyonunun ötesinde, “doğru gömlekte ilk düğmeyi bulma” anlam ve mecburiyetine de işaret ediyor. İlaveten, toplumun tamamı ve tüm sektörleri tarafından ortaya konulan ortak kamusal varlığın; hangi (seçilmiş) kesim ve bölge temelinde yeniden dağıtılacağı / tahsis edileceği meselesi tüm ağırlığı ile karşımıza çıkıyor.
İşin küresel boyutunda, FDI (Doğrudan Yabancı/Uluslararası Yatırım) çekme amaç ve mücadelesinde potansiyel yatırımcılara sağlanacak uluslararası teşvik ve düzenleme cephesi bulunuyor. Ülkeler, doğrudan yabancı yatırım çekme kulvarındaki başarı ve sıralama üzerinden Küresel Rekabetçi Güç endekslerini inşa ediyorlar. Uluslararası Doğrudan Yatırımlar ( UDY) kulvarında ortaya çıkan güncel tabloya, 2024 yılı (Financial Times) verileri üzerinden göz atmak gerekiyor:
Küresel planda en çok yatırım alan bölgeler arasında Asya-Pasifik bölgesi yaklaşık 400 milyar dolarlık bir hacim ile ilk sırada yer alıyor. Onu takiben, 311 milyar dolarlık bir tutar ile Avrupa gelirken, önceki dönemlere göre %60 düzeyinde bir artış ile 268 milyar dolarlık uluslararası yatırım çeken Kuzey Amerika üçüncü sıraya yükseliyor. Belirtilen yatırım tutarının dörtte birinin, ABD merkezli yeni yarı iletkenler (çip) sektöründe yoğunlaştığını önemle not etmek gerekiyor. Dünya genelinde, en fazla UDY çeken ilk on sektörün toplam hacminin bir trilyon dolara ulaştığı ifade ediliyor. Ülkemizin söz konusu dönemde aldığı aynı kategori (UDY) toplamının ise 13 milyar düzeyini aşamadığı anlaşılıyor.
Küresel doğrudan yatırım pastasının yaklaşık %30’unu oluşturan Yenilenebilir Enerji sektörü, tek başına 270 milyar dolarlık hacme ulaşmış bulunuyor. Ancak, geçen seneye göre üçte bir oranında bir düşüşün varlığı da dikkat çekiyor. Veri işleme alt sektörü başta olmak üzere, İletişim ve Yarı İletken(çip) sektörleri, ilk üç sıralı klasmanın diğer üyelerini oluşturuyor.
İlk 10 Listesinin dördüncü sırasında, yıllık bin adetten fazla proje ile Gayrimenkul sektörü yer alıyor. Takiben, sınırlı bir düşüş göstermesine ve yeşil enerji trendine rağmen beşinci sırada kendisine yer bulan Fosil Yakıt (kömür, petrol ve doğal gaz) sektörü gelir iken, Metaller sektörü hemen sonraki klasmana yerleşiyor. Listenin geri kalan kısmında sırasıyla; Lojistik ve Depolama, Elektronik Komponentler (pil, akü vb.), Yazılım ve Bilişim Teknolojileri ve nihayet Otomotiv Endüstrisi kendilerine yer buluyor. Söz konusu güncel sıralama, eko-politik dinamik ve trendlerin seyir ve yönünü okuma bakımından önemli ipuçlarını içinde barındırıyor. Gümrük Birliği güncellemesi ve dış ticaret anlaşmaları (serbest ve tercihli anlaşmalar dahil) alanlarında “yapacak çok işi; alınacak uzun mesafesi bulunan” Türkiye’nin, uluslararası yatırımlar pastasından aldığı mevcut payın arttırılması gereğine dair herhangi bir şüphe bulunmuyor!
Ülkemizde yatırım teşvik uygulamalarının, güncel kapsam ve işleyişine içinde bulunduğumuz yılın Haziran ayı sonunda yürürlüğe giren 9903 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile kavuştuğunu hatırlatmak gerekiyor. Yatırım teşvik sisteminin üç ana uygulama alanı ( Proje Bazlı Türkiye Yüzyılı Kalkınma Hamlesi / Sektörel Teşvik Sistemi / Bölgesel Teşvikler) çerçevesinde yapılandırıldığı görülüyor. Uluslararası işleyiş ve anlaşmalara bağlı olarak, Kalkınma Ajansları modelinin sistemde ağırlık kazandığı ayrıca biliniyor. Ayrıntılı işleyiş ve incelikli konular “ilgili olanlara bırakılmak üzere” teşvik bölgesi bazında bir kısım güncel yönelişlere vurgu yapmak gerekiyor: İller bazında “yatırım türleri” belirlenerek, bazı kapsam değişikliklerinin benimsendiği izleniyor; mesela, İstanbul’da imalat; Antalya ve Muğla’da turizm sektörleri kapsam dışına çıkarılıyor. Tarım ürünleri söz konusu edildiğinde; “ürüne katma değer kazandırma” kriteri ön plana taşınıyor. Anadolu coğrafyasında katma değerli üretim kaynağı olarak, sanayiden ziyade hayvancılık ve tarım kulvarlarına tercih-teşvik tanınacağı ifade ediliyor.
Girişimci-Yatırımcılar bakımından “milli emanet ve hatta zimmet” olarak algılanması ve o suretle yararlanılması gereken bir bahisten söz edilir iken, artık, “teşvik ayarlamak/kredi kapmak” gibi sıkıntılı söylemlerin yerini; “teşvik kazanmak/kredi planlamak” gibi ifadelere bırakması dileği, akıl ve gönüllerde yerini her daim koruyor.