Bu soruya cevap bulunması işinde mesafe almak kolay görünmüyor. Aslında “bölgesel” ve kısıtlı sayıda ülkenin aktif olarak katılımının olduğu “sınırlı” bir savaşın, dünyanın tüm ülke ve ekonomilerini; petrol / lojistik eksenli olarak, şimdiden etki altına aldığı izleniyor. Üstelik, daha kırılgan ve yumuşak karın sergileyen eko-politik yapılar için daha maliyetli ve kalıcı hasar riski, büyük oranda ortaya çıkmış bulunuyor.
Güncel gidişat bakımından “kafa karıştıran “ nokta, piyasaların görece soğukkanlı tutum ve reaksiyonları olarak karşımıza çıkıyor. Bilhassa sermaye piyasaları üzerinden bakıldığında; bırakınız bir panik havasını, savaş dışı ortamlarda zor görülen bir iyimser ve hatta cesur tercih ile seyir görülüyor. Başkan Trump’ın, anlık ve değişir nitelikli beyanları çevresinde ifade edilen ve yönlendirici (manipülatif) karakteri ağır basan dikkat çekici piyasa operasyonları da tartışma konusu olmaya devam ediyor. Savaşın geleceği ile ortaya çıkmış ve çıkacak etkileri bakımından piyasa aktörlerinin sergilediği “görece iyimser duruş” merak uyandırıcı etkisini sürdürüyor.
Küresel ölçekte erken uyarı ve hasar raporu niteliklerini bir arada kapsayan IMF ( Uluslararası Para Fonu) Dünya Ekonomik Görünüm Raporu-2026 Nisan, “Savaşın Gölgesinde Küresel Ekonomi” alt başlığı ile işin adını koymuş bulunuyor.
Ay sonunda kamuoyuna sunulacak tam metin edisyon öncesinde, çalışmanın ana bulguları, şimdiden paylaşılıyor ve bu tespitleri; takip edecek benzeri okumalar için “ana referans / tahmin çerçevesi” olarak esas almak gerekiyor. Bu çerçevede hemen ortaya çıkan ilk hasar tespiti, küresel ekonominin tam da ana eksenini ilgilendiren “büyüme“ kulvarında gerçekleşiyor ve Ocak ayında paylaşılan küresel büyüme manşet öngörüsü, aşağı yönlü bir güncellemeye uğrayarak, yaklaşık 0,5 puan kayıpla %3,1 düzeyine düşürülüyor.
2027 için, şimdilik herhangi bir erken hasar tespitinde bulunma yoluna gidilmediği görülüyor. Enflasyon kanadında ise savaşın yukarı yönlü etkisinin şimdiden devreye girdiği; 2026 yılı beklentisinin %4,4 seviyesine yükseltilmesinden anlaşılıyor.
İlk planda ortaya konulan bu erken hasar tespitleri, kötümserlik dozu artışı ve savaşın uzaması senaryoları gündeme getirildiğinde; adeta erken uyarı sistemi görevini üstleniyor. Petrol fiyatlarında daha yüksek hız ve montanlı artışlar görülmesi halinde bu yıl için küresel büyüme tahminleri %2,5 seviyesine çekilirken; enflasyon öngörüleri %5,4 manşetine doğru yükseltiliyor. Kötümserlik dozu arttırılmış bir diğer okuma planında ise, petrol fiyat artışlarına ek olarak enerji alt yapı tesis ile kapasitelerinde ortaya çıkacak tahribat senaryosu devreye sokuluyor. Bu durumda, içinde bulunduğumuz yıl için küresel büyüme tahmini % 2’ye kadar düşürülür iken, enflasyon düzeylerinde yeni çıta olarak %6 manşetleri telaffuz ediliyor.
IMF’nin bu paylaşımları ile, savaşın ilk günlerinden itibaren, pek çok uzman kişi tarafından seslendirilen “büyüme aşağı; enflasyon yukarı” Çifte Risk sendromu somut plana taşınmış oluyor. Artan enerji / lojistik maliyetleri ve jeo-politik gerilimlerin ekonominin tamamında baskı unsuru olarak kalacağı anlaşılır iken, etkilenme-hasar düzeyleri farklılaşmak ile beraber, ABD ve Avro Bölgesi dahil hiçbir kesimin “kendisini kurtaramayacağı” vurgulanıyor. Körfez Savaşı öncesinde, başta iniş trendine henüz geçiş yapamayan kronik yüksek enflasyon olmak üzere, “yumuşak karın” sendromu ile var olan Türkiye ekonomisini de aynı cümleden saymak gerekiyor.
IMF’nin güncel kestirimlerine göre, yılbaşı raporundan bu yana sadece üç ay geçmesine rağmen, sene sonu büyüme beklentisi %4,2 düzeyinden, %3,4 seviyesine düşürülüyor. Yaklaşık %1 oranındaki bu 0,8’lik tenzilat, Türkiye ekonomisi için ağır bir ilk hasar tespiti niteliği taşıyor. 2027 yılı için öngörülen %3,5 manşeti ise, büyüme oranının başta istihdam yaratma açısından kifayetsiz kalacağı konusunda bir erken uyarı olarak değerlendiriliyor. Çifte Risk sendromunun ülkemiz için de geçerli olduğu tespitine bir delil olarak, enflasyon öngörü cephesinde 2026 yılı için %28,6 ve takip eden 2027 için %21,4 manşetlerine doğru yapılan güncelleme dikkatle not ediliyor.
Öte yandan, TCMB (Merkez Bankası) verilerine göre güncel Cari Denge rakamlarına bakıldığında, altı aydan bu yana sürekli artış yaşandığı; eldeki Şubat manşetleri son on ayın en yüksek düzeyini temsil etmesine karşın, Körfez Savaşı öncesindeki bu manşetin, erken uyarı kabilinden değerlendirilmesi gerekiyor. Keza, Şubat ayında fazla vermiş olan Merkezi Yönetim Bütçesinin, Mart ayında açık verdiğinin ve yılın ilk üç ayında faiz giderlerinin yaklaşık %90 oranında artış kaydettiğinin açıklanması ile karşımıza ilave bir uyarı ve hasar tespit kombinasyonu, bir anda çıkmış bulunuyor.
Piyasalarda egemen olan görece sakinliğe karşın, savaşın gölgesinden kurtulamayan eko-politik akış üzerine arka plan okumaları yapılması gerektiğinde; erken uyarı ve hasar tespit çaba ile çalışmalarını dikkate almak ve birlikte değerlendirmek isabetli bir yaklaşım oluyor.
Bu soruya cevap bulunması işinde mesafe almak kolay görünmüyor. Aslında “bölgesel” ve kısıtlı sayıda ülkenin aktif olarak katılımının olduğu “sınırlı” bir savaşın, dünyanın tüm ülke ve ekonomilerini; petrol / lojistik eksenli olarak, şimdiden etki altına aldığı izleniyor. Üstelik, daha kırılgan ve yumuşak karın sergileyen eko-politik yapılar için daha maliyetli ve kalıcı hasar riski, büyük oranda ortaya çıkmış bulunuyor.
Güncel gidişat bakımından “kafa karıştıran “ nokta, piyasaların görece soğukkanlı tutum ve reaksiyonları olarak karşımıza çıkıyor. Bilhassa sermaye piyasaları üzerinden bakıldığında; bırakınız bir panik havasını, savaş dışı ortamlarda zor görülen bir iyimser ve hatta cesur tercih ile seyir görülüyor. Başkan Trump’ın, anlık ve değişir nitelikli beyanları çevresinde ifade edilen ve yönlendirici (manipülatif) karakteri ağır basan dikkat çekici piyasa operasyonları da tartışma konusu olmaya devam ediyor. Savaşın geleceği ile ortaya çıkmış ve çıkacak etkileri bakımından piyasa aktörlerinin sergilediği “görece iyimser duruş” merak uyandırıcı etkisini sürdürüyor.
Küresel ölçekte erken uyarı ve hasar raporu niteliklerini bir arada kapsayan IMF ( Uluslararası Para Fonu) Dünya Ekonomik Görünüm Raporu-2026 Nisan, “Savaşın Gölgesinde Küresel Ekonomi” alt başlığı ile işin adını koymuş bulunuyor.
Ay sonunda kamuoyuna sunulacak tam metin edisyon öncesinde, çalışmanın ana bulguları, şimdiden paylaşılıyor ve bu tespitleri; takip edecek benzeri okumalar için “ana referans / tahmin çerçevesi” olarak esas almak gerekiyor. Bu çerçevede hemen ortaya çıkan ilk hasar tespiti, küresel ekonominin tam da ana eksenini ilgilendiren “büyüme“ kulvarında gerçekleşiyor ve Ocak ayında paylaşılan küresel büyüme manşet öngörüsü, aşağı yönlü bir güncellemeye uğrayarak, yaklaşık 0,5 puan kayıpla %3,1 düzeyine düşürülüyor.
2027 için, şimdilik herhangi bir erken hasar tespitinde bulunma yoluna gidilmediği görülüyor. Enflasyon kanadında ise savaşın yukarı yönlü etkisinin şimdiden devreye girdiği; 2026 yılı beklentisinin %4,4 seviyesine yükseltilmesinden anlaşılıyor.
İlk planda ortaya konulan bu erken hasar tespitleri, kötümserlik dozu artışı ve savaşın uzaması senaryoları gündeme getirildiğinde; adeta erken uyarı sistemi görevini üstleniyor. Petrol fiyatlarında daha yüksek hız ve montanlı artışlar görülmesi halinde bu yıl için küresel büyüme tahminleri %2,5 seviyesine çekilirken; enflasyon öngörüleri %5,4 manşetine doğru yükseltiliyor. Kötümserlik dozu arttırılmış bir diğer okuma planında ise, petrol fiyat artışlarına ek olarak enerji alt yapı tesis ile kapasitelerinde ortaya çıkacak tahribat senaryosu devreye sokuluyor. Bu durumda, içinde bulunduğumuz yıl için küresel büyüme tahmini % 2’ye kadar düşürülür iken, enflasyon düzeylerinde yeni çıta olarak %6 manşetleri telaffuz ediliyor.
IMF’nin bu paylaşımları ile, savaşın ilk günlerinden itibaren, pek çok uzman kişi tarafından seslendirilen “büyüme aşağı; enflasyon yukarı” Çifte Risk sendromu somut plana taşınmış oluyor. Artan enerji / lojistik maliyetleri ve jeo-politik gerilimlerin ekonominin tamamında baskı unsuru olarak kalacağı anlaşılır iken, etkilenme-hasar düzeyleri farklılaşmak ile beraber, ABD ve Avro Bölgesi dahil hiçbir kesimin “kendisini kurtaramayacağı” vurgulanıyor. Körfez Savaşı öncesinde, başta iniş trendine henüz geçiş yapamayan kronik yüksek enflasyon olmak üzere, “yumuşak karın” sendromu ile var olan Türkiye ekonomisini de aynı cümleden saymak gerekiyor.
IMF’nin güncel kestirimlerine göre, yılbaşı raporundan bu yana sadece üç ay geçmesine rağmen, sene sonu büyüme beklentisi %4,2 düzeyinden, %3,4 seviyesine düşürülüyor. Yaklaşık %1 oranındaki bu 0,8’lik tenzilat, Türkiye ekonomisi için ağır bir ilk hasar tespiti niteliği taşıyor. 2027 yılı için öngörülen %3,5 manşeti ise, büyüme oranının başta istihdam yaratma açısından kifayetsiz kalacağı konusunda bir erken uyarı olarak değerlendiriliyor. Çifte Risk sendromunun ülkemiz için de geçerli olduğu tespitine bir delil olarak, enflasyon öngörü cephesinde 2026 yılı için %28,6 ve takip eden 2027 için %21,4 manşetlerine doğru yapılan güncelleme dikkatle not ediliyor.
Öte yandan, TCMB (Merkez Bankası) verilerine göre güncel Cari Denge rakamlarına bakıldığında, altı aydan bu yana sürekli artış yaşandığı; eldeki Şubat manşetleri son on ayın en yüksek düzeyini temsil etmesine karşın, Körfez Savaşı öncesindeki bu manşetin, erken uyarı kabilinden değerlendirilmesi gerekiyor. Keza, Şubat ayında fazla vermiş olan Merkezi Yönetim Bütçesinin, Mart ayında açık verdiğinin ve yılın ilk üç ayında faiz giderlerinin yaklaşık %90 oranında artış kaydettiğinin açıklanması ile karşımıza ilave bir uyarı ve hasar tespit kombinasyonu, bir anda çıkmış bulunuyor.
Piyasalarda egemen olan görece sakinliğe karşın, savaşın gölgesinden kurtulamayan eko-politik akış üzerine arka plan okumaları yapılması gerektiğinde; erken uyarı ve hasar tespit çaba ile çalışmalarını dikkate almak ve birlikte değerlendirmek isabetli bir yaklaşım oluyor.