“İnsan için Ekonomi” yaklaşımı çerçevesinde önceliği, “Hayat Tabloları, 2023-2025” verilerine tanımak gerekiyor. 2013 yılından bu yana TÜİK tarafından gerçekleştirilen çalışmanın güncel bulguları; ülkemizdeki ortalama yaşam süresinin 78,5 yıla ulaştığını ortaya koyuyor. Çalışma (Katma Değer Üretme) çağının başlangıcı olan 15 yaşındaki nüfusun, 64,7 yıllık bir ortalama yaşam süresine sahip olduğu ve kestirme bir hesapla; elli yıllık bir ekonomik katkı sağlama potansiyelini temsil ettiği anlaşılıyor.
Cinsiyet ve Eğitim Düzeyi parametrelerine bakıldığında; kadın ve eğitim düzeyi yüksek nüfusun, erkek ve görece eğitim düzeyi düşük kesimlere göre ortalama beş yıl daha uzun yaşama beklentisine sahip oldukları görülüyor. Kişinin günlük yaşamını sınırlandırıcı bir sağlık sorunu olmadan yaşaması beklenen zaman kapsamında tanımlanan “Sağlıklı Yaşam Süresi”, kadın nüfus için 2,2 yıl daha uzun gerçekleşmek üzere, ortalama 58 yıl eriminde hesaplanıyor.
Haziran Ayına ait veriler temelinde TÜİK tarafından açıklanan “İşgücü İstatistikleri” çalışması, aylık seri hesaplamasına geçilen 2005 yılından bu yana en düşük seviye olan %7,6 manşetine işaret ediyor. Arka plan okumalarında; söz konusu (Dar Tanımlı) İşsizlik verisine karşın, Geniş Tanımlı İşsizlik manşetinin %29’a yaklaştığı (kadın nüfus için ise %37) hesaplanıyor ve oniki milyon kişiye yakın bir nüfus kesimi işaret ediliyor. Söz konusu iki temel bulgu arasındaki farkın (makas); son beş yılda yaklaşık iki kat açıldığı hesaplanıyor.
İşgücü istatistiklerinde manşet olarak açıklanan (dar tanımlı) rakamlara; “son dört haftada aktif olarak iş arayan ve iki hafta içinde hemen çalışmaya hazır” kesim dışındaki nüfusu işleme katmadan ulaşıldığını hatırlatmak gerekiyor. Nitekim, beş milyonu aşkın kişinin, çalışmaya hazır olmasına karşın iş bulamadığı için iş aramaktan vazgeçtiği, dört milyon kişinin ise haftada 40 saatten az çalışma eşiğini aşamadığı ortaya konuluyor. Kestirmeci bir yaklaşım ile, Çalışabilir (Katma Değer Üretebilir) Nüfusumuzun sadece %48,9’unun, kayıtlı istihdam edil(e)bildiğini ifade etmek mümkün oluyor.
Turizm gelirlerinin; Cari Denge sağlanmasında kritik rol oynadığı ve büyük pay sahibi olduğu biliniyor. TÜİK tarafından düzenli olarak çalışılan Turizm İstatistikleri’nin, Nisan-Haziran II. Çeyrek sonuçları; ilk planda, gelir ve ziyaretçi sayısında yaşanan düşüşü kayıtlara geçiriyor. Turizm Gelirinde, geçen yılın aynı dönemine göre %2,6; Yabancı Ziyaretçi sayısında ise %4,02 oranlarında azalış ortaya çıkıyor. Öte yandan, aynı dönemde, Turizm Gideri kaleminde %7,4 oranında bir artış yaşanıyor ve Yurtdışına Giden Vatandaşların sayısında %16,5 düzeyinde ciddi oranlı bir yükseliş görülüyor.
Körfez Savaşı sürecinin olumsuz etkileri not edilmekle birlikte, yıllık turizm gelir ve ziyaretçi sayıları başta olmak üzere 2026 yılı hedeflerine ulaşma bakımından içinde bulunduğumuz III. Çeyrek performansının belirleyici kimliği keskinleşiyor. Senenin ilk yarısında elde edilen turizm geliri; 26 milyar Dolar toplamının altında kalmış bulunuyor. Nitelikli Turizm yaklaşımı çerçevesinde takip edilen gecelik konaklama ortalamasının 125 Doların altında ve kalış süresince yapılan harcamanın bin Doların biraz üstünde kaldığı bir tabloda, “herşey dahil” uygulaması ve fiyat/fiyatlandırma pratikleri ilk sırada gelmek üzere, turizm politika ve stratejileri bakımından acil köklü değişim ve reformların ertelenemeyeceği değerlendirmesi ağırlık kazanıyor.
Turizm Ekonomisine paralel ve benzer şekilde, ağırlıklı ve öncelikli konum ile katkıları üzerinden Dış Ticaret dinamiklerini hesaba katmak gerekiyor. TÜİK tarafından açıklanan “Dış Ticaret İstatistikleri, Haziran 2026” verileri, bu kulvardaki güncel durum ve gidişatı etraflıca görme imkanını sağlamanın yanı sıra, yılın ilk yarısına ait durum tespitini yapmak için gereken veri setini tamamlamış bulunuyor. Buna göre, Ocak-Haziran döneminde Dış Ticaret Açığı %7,4 oranında artarak 53 milyar Doları aşıyor. Aynı dönemde, İhracatın İthalatı Karşılama Oranı ise %72’nin altına; kritik bir seviyeye gerilemiş bulunuyor. Söz konusu endeksin; Haziran ayında %68,4 olarak hesaplanması, mevcut tablonun iyileştirilmesine dair acil vaziyet edilmesi gereğine işaret ediyor.
Yılın ilk yarısında, ihracatın dönemsel artışı %3,5 düzeyinde gerçekleşir iken, ithalatın %4,6 oranında artış kaydettiği kayıtlara geçiyor. Ülke bazında, yerleşik tablonun muhafaza edildiği; Almanya’nın ihracatta, Çin’in ithalatta ilk sıralarını koruduğu görülüyor. Aynı dönemde, rekabetçi avantaj üstünlüğü ve katma değer gücünü temsil eden “ yüksek/orta-yüksek teknolojili ürünlerin ihracatta payı” bakımından iyileşme yaşanmadığı gibi, mesela “kilo başına ihracat değeri” gibi seçili oranlar temelinde ilerleme sağlan(a)madığı ortaya çıkıyor. Avrupa ile Gümrük Birliği gözden geçirme sürecinde ilerleme kaydedilememiş bulunması handikapına ilaveten, Amerika tarafından başta tekstil ve hazır giyim ihracatına yönelik ek vergi konulması gibi son dakika gelişmeleri; dış ticaretimizin uluslararası çerçevesi kadar genel strateji ile politikaları ekseninde köklü bir yeniden değerlendirme ihtiyacına işaret ediyor.
Enflasyon ve Büyüme ile birlikte ekonominin temel kulvarları arasında yer alan Cari Denge üçlemesi göz önüne alındığında; İşgücü, Turizm ve Dış Ticaret güncel istatistikleri ile konfirme edilen, adeta sağlaması yapılan ilgili strateji ve politika düzenlemelerine yeniden vaziyet etme bakımından süratli davranmak gerekiyor.
“İnsan için Ekonomi” yaklaşımı çerçevesinde önceliği, “Hayat Tabloları, 2023-2025” verilerine tanımak gerekiyor. 2013 yılından bu yana TÜİK tarafından gerçekleştirilen çalışmanın güncel bulguları; ülkemizdeki ortalama yaşam süresinin 78,5 yıla ulaştığını ortaya koyuyor. Çalışma (Katma Değer Üretme) çağının başlangıcı olan 15 yaşındaki nüfusun, 64,7 yıllık bir ortalama yaşam süresine sahip olduğu ve kestirme bir hesapla; elli yıllık bir ekonomik katkı sağlama potansiyelini temsil ettiği anlaşılıyor.
Cinsiyet ve Eğitim Düzeyi parametrelerine bakıldığında; kadın ve eğitim düzeyi yüksek nüfusun, erkek ve görece eğitim düzeyi düşük kesimlere göre ortalama beş yıl daha uzun yaşama beklentisine sahip oldukları görülüyor. Kişinin günlük yaşamını sınırlandırıcı bir sağlık sorunu olmadan yaşaması beklenen zaman kapsamında tanımlanan “Sağlıklı Yaşam Süresi”, kadın nüfus için 2,2 yıl daha uzun gerçekleşmek üzere, ortalama 58 yıl eriminde hesaplanıyor.
Haziran Ayına ait veriler temelinde TÜİK tarafından açıklanan “İşgücü İstatistikleri” çalışması, aylık seri hesaplamasına geçilen 2005 yılından bu yana en düşük seviye olan %7,6 manşetine işaret ediyor. Arka plan okumalarında; söz konusu (Dar Tanımlı) İşsizlik verisine karşın, Geniş Tanımlı İşsizlik manşetinin %29’a yaklaştığı (kadın nüfus için ise %37) hesaplanıyor ve oniki milyon kişiye yakın bir nüfus kesimi işaret ediliyor. Söz konusu iki temel bulgu arasındaki farkın (makas); son beş yılda yaklaşık iki kat açıldığı hesaplanıyor.
İşgücü istatistiklerinde manşet olarak açıklanan (dar tanımlı) rakamlara; “son dört haftada aktif olarak iş arayan ve iki hafta içinde hemen çalışmaya hazır” kesim dışındaki nüfusu işleme katmadan ulaşıldığını hatırlatmak gerekiyor. Nitekim, beş milyonu aşkın kişinin, çalışmaya hazır olmasına karşın iş bulamadığı için iş aramaktan vazgeçtiği, dört milyon kişinin ise haftada 40 saatten az çalışma eşiğini aşamadığı ortaya konuluyor. Kestirmeci bir yaklaşım ile, Çalışabilir (Katma Değer Üretebilir) Nüfusumuzun sadece %48,9’unun, kayıtlı istihdam edil(e)bildiğini ifade etmek mümkün oluyor.
Turizm gelirlerinin; Cari Denge sağlanmasında kritik rol oynadığı ve büyük pay sahibi olduğu biliniyor. TÜİK tarafından düzenli olarak çalışılan Turizm İstatistikleri’nin, Nisan-Haziran II. Çeyrek sonuçları; ilk planda, gelir ve ziyaretçi sayısında yaşanan düşüşü kayıtlara geçiriyor. Turizm Gelirinde, geçen yılın aynı dönemine göre %2,6; Yabancı Ziyaretçi sayısında ise %4,02 oranlarında azalış ortaya çıkıyor. Öte yandan, aynı dönemde, Turizm Gideri kaleminde %7,4 oranında bir artış yaşanıyor ve Yurtdışına Giden Vatandaşların sayısında %16,5 düzeyinde ciddi oranlı bir yükseliş görülüyor.
Körfez Savaşı sürecinin olumsuz etkileri not edilmekle birlikte, yıllık turizm gelir ve ziyaretçi sayıları başta olmak üzere 2026 yılı hedeflerine ulaşma bakımından içinde bulunduğumuz III. Çeyrek performansının belirleyici kimliği keskinleşiyor. Senenin ilk yarısında elde edilen turizm geliri; 26 milyar Dolar toplamının altında kalmış bulunuyor. Nitelikli Turizm yaklaşımı çerçevesinde takip edilen gecelik konaklama ortalamasının 125 Doların altında ve kalış süresince yapılan harcamanın bin Doların biraz üstünde kaldığı bir tabloda, “herşey dahil” uygulaması ve fiyat/fiyatlandırma pratikleri ilk sırada gelmek üzere, turizm politika ve stratejileri bakımından acil köklü değişim ve reformların ertelenemeyeceği değerlendirmesi ağırlık kazanıyor.
Turizm Ekonomisine paralel ve benzer şekilde, ağırlıklı ve öncelikli konum ile katkıları üzerinden Dış Ticaret dinamiklerini hesaba katmak gerekiyor. TÜİK tarafından açıklanan “Dış Ticaret İstatistikleri, Haziran 2026” verileri, bu kulvardaki güncel durum ve gidişatı etraflıca görme imkanını sağlamanın yanı sıra, yılın ilk yarısına ait durum tespitini yapmak için gereken veri setini tamamlamış bulunuyor. Buna göre, Ocak-Haziran döneminde Dış Ticaret Açığı %7,4 oranında artarak 53 milyar Doları aşıyor. Aynı dönemde, İhracatın İthalatı Karşılama Oranı ise %72’nin altına; kritik bir seviyeye gerilemiş bulunuyor. Söz konusu endeksin; Haziran ayında %68,4 olarak hesaplanması, mevcut tablonun iyileştirilmesine dair acil vaziyet edilmesi gereğine işaret ediyor.
Yılın ilk yarısında, ihracatın dönemsel artışı %3,5 düzeyinde gerçekleşir iken, ithalatın %4,6 oranında artış kaydettiği kayıtlara geçiyor. Ülke bazında, yerleşik tablonun muhafaza edildiği; Almanya’nın ihracatta, Çin’in ithalatta ilk sıralarını koruduğu görülüyor. Aynı dönemde, rekabetçi avantaj üstünlüğü ve katma değer gücünü temsil eden “ yüksek/orta-yüksek teknolojili ürünlerin ihracatta payı” bakımından iyileşme yaşanmadığı gibi, mesela “kilo başına ihracat değeri” gibi seçili oranlar temelinde ilerleme sağlan(a)madığı ortaya çıkıyor. Avrupa ile Gümrük Birliği gözden geçirme sürecinde ilerleme kaydedilememiş bulunması handikapına ilaveten, Amerika tarafından başta tekstil ve hazır giyim ihracatına yönelik ek vergi konulması gibi son dakika gelişmeleri; dış ticaretimizin uluslararası çerçevesi kadar genel strateji ile politikaları ekseninde köklü bir yeniden değerlendirme ihtiyacına işaret ediyor.
Enflasyon ve Büyüme ile birlikte ekonominin temel kulvarları arasında yer alan Cari Denge üçlemesi göz önüne alındığında; İşgücü, Turizm ve Dış Ticaret güncel istatistikleri ile konfirme edilen, adeta sağlaması yapılan ilgili strateji ve politika düzenlemelerine yeniden vaziyet etme bakımından süratli davranmak gerekiyor.