FED’in 10 Aralık toplantısı yaklaştıkça, faiz indirimi beklentisinin güçlendiği ve bu kestirimin; tüm finansal varlıklar ile piyasa fiyatlandırmalarında esas belirleyici faktör haline geldiği izleniyor. Altın’ın “yancısı” olarak nitelendiren Gümüş’ün; 54,48 Dolarlık tarihi rekor seviyesini geride bıraktıktan hemen sonra, hızlı bir tempoda 56 Doları test etmesi ilgi çekiyor. Sertifika / kağıt formlarıyla “sulandırılması” ve “fiziksel teminde kıtlık” riskleri geçerli kalmak ile birlikte, Altın ve Gümüşte beklentiler yukarı yönlü kalmaya devam ediyor. Küresel planda süregelen jeo-politik gerginlik ikliminin varlığını sürdürmesi; “güvenli liman arayışı” motifini güçlü tutuyor. Ukrayna, Gazze örneklerinde somut kazanım ile iyileşmeler sağlanamadığı gibi ABD-Venezuela; Japonya-Çin arasında yeni gerginlik riskleri olgunlaşıyor. Dünyanın yeni yıla girerken “belirsizlik ve jeo-politik risk kıskacını bir türlü kıramadığı” değerlendiriliyor.
ABD’li tüketicilerin, geleneksel perakende indirim günlerinin ilk iki bacağında (Şükran Günü ve Efsane Cuma), kimi beklentilerin aksine, geçen seneye göre, sadece %9 oranında bir artışla 20 milyar Dolara yaklaşan harcama gerçekleştirdiği ortaya çıkıyor. Uzmanlar, tatil sezonu toplam satışlarının bu yıl ilk kez bir trilyon Doları aşmasını öngörüyor. Belki de, artan enflasyon beklentileri tahtında “talebin öne çekilmesi” sendromu devreye çoktan girmiş bulunuyor. Bu esnada, Başkan Trump’ın kamuoyu destek oranının (Gallup’a göre) %36 ile en düşük düzeyine gerilediği dikkatlerden kaçmıyor. Öte yandan, Rusya cephesinden de iyi haberler gelmiyor; ülkenin enerji ithalatı gelirlerinde %35 oranında bir kayıpla Kasım ayını kapatması ve yenilenen yaptırımlar etkisinin ağırlaşması bekleniliyor. Keza, Çin ekonomisi daralan ithalat hacim ve geliri yüzünden imalat sektörüne yayılan bir daralma/kapanma etkisini yılın son günlerinde daha fazla hissediyor.
İçeride, asgari ücret belirleme sürecinin ilerlemesine paralel olarak ilgili değerlendirme ile farklı önerilerin yoğunluk kazandığı izleniyor. Kasım ayı enflasyonu beklenti ile kestirimleri bakımından, bir önceki aya göre daha iyimser bir düzeye işaret edildiği fark ediliyor. Ancak, Aralık ayının ilk günü açıklanacak öncü göstergeler (İTO İstanbul Tüketici Fiyat Endeksi, TZOB Üretici – Market Fiyat Karşılaştırması, vb.) öncesinde, iyimser duruşları desteklemeyen bir kısım veriler ortaya çıkmış bulunuyor: Türk-İş “Mutfak Enflasyonu” Kasım ayı rakamlarına göre, Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin asgari gıda harcama tutarının, önceki aya göre %4.98 artış kaydettiği, yıllık bazda ise gıda enflasyonunun %40’ı aştığı görülüyor. İlaveten, TÜİK tarafından henüz açıklanan Hizmet Üretici Fiyat Endeksi (H-ÜFE) Ekim göstergeleri, hizmetler sektörü genelinde fiyat artışlarının devam ettiğini; yıllık artış oranının %35’e yaklaştığını gösteriyor. Ayrıca, yeni ayın hemen başında ortaya çıkacak dönemsel Ekonomik Büyüme oranları için tahminler, % 1’in altında bir çeyreklik büyüme manşeti etrafında yoğunlaşıyor. Yıllık bazda ise, geçen çeyrek oranı olan %4,8’in altında; %4,1 civarında bir beklenti hakim olur iken, 2025 yılının tamamında %3 civarında bir büyüme beklentisi ufukta gözüküyor.
TÜİK tarafından kamuoyuna açıklanan “Dış Ticaret İstatistikleri, Ekim 2025” verileri, dış ticaret açığımızda ciddi bir artış problemini gündeme getiriyor. Ocak-Ekim dönemi dış ticaret açığımız; %13,3 oranında bir artışla 75 milyar Dolar düzeyine ulaşmış bulunuyor. İhracatın ithalatı karşılama oranında da, geçen seneye göre yaşanan bir bozulma ile %75 düzeyine gerilemiş bir tablo karşımıza çıkıyor. Dış ticaret dinamiklerimizin diğer kulvarları bakımından ise, “yeniden vaziyet edilmesi; yenilenmiş strateji ve politikalar ile aşılması gereken kronik sorunların” varlıklarını sürdürdükleri görülüyor. Kısıtlamalara rağmen artışını devam ettiren altın ithalatı; hız kesmeyen tüketim malları ithalat artışı; Çin’e karşı kırılamayan “bire dokuz oranında ticaret dengesizliği; ihracatımızın ağırlıkla düşük ve orta düşük teknolojili ürün kompozisyonuna sıkışmışlığı; AB Gümrük Birliği başta olmak üzere ticari anlaşmalarda geciken revizyon süreci gibi faktörler varlıklarını ve olumsuz etkilerini hissettiriyor! Güncel tablo, konjonktürel/geçici faktörlerden ziyade, dış ticaret dinamiklerimizdeki yapısal kırılganlık ve rekabetçi zafiyetlerin giderilmesi meselesine öncelik kazandırıyor.
Şairlerin “hüzün mevsimi” olarak da tasvir ettiği Güz/Hazan dönemi, eko-politik bakış penceresine de aydınlık ve güneşli günler taşımadan uzak kalarak nihayete ermiş bulunuyor!..
FED’in 10 Aralık toplantısı yaklaştıkça, faiz indirimi beklentisinin güçlendiği ve bu kestirimin; tüm finansal varlıklar ile piyasa fiyatlandırmalarında esas belirleyici faktör haline geldiği izleniyor. Altın’ın “yancısı” olarak nitelendiren Gümüş’ün; 54,48 Dolarlık tarihi rekor seviyesini geride bıraktıktan hemen sonra, hızlı bir tempoda 56 Doları test etmesi ilgi çekiyor. Sertifika / kağıt formlarıyla “sulandırılması” ve “fiziksel teminde kıtlık” riskleri geçerli kalmak ile birlikte, Altın ve Gümüşte beklentiler yukarı yönlü kalmaya devam ediyor. Küresel planda süregelen jeo-politik gerginlik ikliminin varlığını sürdürmesi; “güvenli liman arayışı” motifini güçlü tutuyor. Ukrayna, Gazze örneklerinde somut kazanım ile iyileşmeler sağlanamadığı gibi ABD-Venezuela; Japonya-Çin arasında yeni gerginlik riskleri olgunlaşıyor. Dünyanın yeni yıla girerken “belirsizlik ve jeo-politik risk kıskacını bir türlü kıramadığı” değerlendiriliyor.
ABD’li tüketicilerin, geleneksel perakende indirim günlerinin ilk iki bacağında (Şükran Günü ve Efsane Cuma), kimi beklentilerin aksine, geçen seneye göre, sadece %9 oranında bir artışla 20 milyar Dolara yaklaşan harcama gerçekleştirdiği ortaya çıkıyor. Uzmanlar, tatil sezonu toplam satışlarının bu yıl ilk kez bir trilyon Doları aşmasını öngörüyor. Belki de, artan enflasyon beklentileri tahtında “talebin öne çekilmesi” sendromu devreye çoktan girmiş bulunuyor. Bu esnada, Başkan Trump’ın kamuoyu destek oranının (Gallup’a göre) %36 ile en düşük düzeyine gerilediği dikkatlerden kaçmıyor. Öte yandan, Rusya cephesinden de iyi haberler gelmiyor; ülkenin enerji ithalatı gelirlerinde %35 oranında bir kayıpla Kasım ayını kapatması ve yenilenen yaptırımlar etkisinin ağırlaşması bekleniliyor. Keza, Çin ekonomisi daralan ithalat hacim ve geliri yüzünden imalat sektörüne yayılan bir daralma/kapanma etkisini yılın son günlerinde daha fazla hissediyor.
İçeride, asgari ücret belirleme sürecinin ilerlemesine paralel olarak ilgili değerlendirme ile farklı önerilerin yoğunluk kazandığı izleniyor. Kasım ayı enflasyonu beklenti ile kestirimleri bakımından, bir önceki aya göre daha iyimser bir düzeye işaret edildiği fark ediliyor. Ancak, Aralık ayının ilk günü açıklanacak öncü göstergeler (İTO İstanbul Tüketici Fiyat Endeksi, TZOB Üretici – Market Fiyat Karşılaştırması, vb.) öncesinde, iyimser duruşları desteklemeyen bir kısım veriler ortaya çıkmış bulunuyor: Türk-İş “Mutfak Enflasyonu” Kasım ayı rakamlarına göre, Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin asgari gıda harcama tutarının, önceki aya göre %4.98 artış kaydettiği, yıllık bazda ise gıda enflasyonunun %40’ı aştığı görülüyor. İlaveten, TÜİK tarafından henüz açıklanan Hizmet Üretici Fiyat Endeksi (H-ÜFE) Ekim göstergeleri, hizmetler sektörü genelinde fiyat artışlarının devam ettiğini; yıllık artış oranının %35’e yaklaştığını gösteriyor. Ayrıca, yeni ayın hemen başında ortaya çıkacak dönemsel Ekonomik Büyüme oranları için tahminler, % 1’in altında bir çeyreklik büyüme manşeti etrafında yoğunlaşıyor. Yıllık bazda ise, geçen çeyrek oranı olan %4,8’in altında; %4,1 civarında bir beklenti hakim olur iken, 2025 yılının tamamında %3 civarında bir büyüme beklentisi ufukta gözüküyor.
TÜİK tarafından kamuoyuna açıklanan “Dış Ticaret İstatistikleri, Ekim 2025” verileri, dış ticaret açığımızda ciddi bir artış problemini gündeme getiriyor. Ocak-Ekim dönemi dış ticaret açığımız; %13,3 oranında bir artışla 75 milyar Dolar düzeyine ulaşmış bulunuyor. İhracatın ithalatı karşılama oranında da, geçen seneye göre yaşanan bir bozulma ile %75 düzeyine gerilemiş bir tablo karşımıza çıkıyor. Dış ticaret dinamiklerimizin diğer kulvarları bakımından ise, “yeniden vaziyet edilmesi; yenilenmiş strateji ve politikalar ile aşılması gereken kronik sorunların” varlıklarını sürdürdükleri görülüyor. Kısıtlamalara rağmen artışını devam ettiren altın ithalatı; hız kesmeyen tüketim malları ithalat artışı; Çin’e karşı kırılamayan “bire dokuz oranında ticaret dengesizliği; ihracatımızın ağırlıkla düşük ve orta düşük teknolojili ürün kompozisyonuna sıkışmışlığı; AB Gümrük Birliği başta olmak üzere ticari anlaşmalarda geciken revizyon süreci gibi faktörler varlıklarını ve olumsuz etkilerini hissettiriyor! Güncel tablo, konjonktürel/geçici faktörlerden ziyade, dış ticaret dinamiklerimizdeki yapısal kırılganlık ve rekabetçi zafiyetlerin giderilmesi meselesine öncelik kazandırıyor.
Şairlerin “hüzün mevsimi” olarak da tasvir ettiği Güz/Hazan dönemi, eko-politik bakış penceresine de aydınlık ve güneşli günler taşımadan uzak kalarak nihayete ermiş bulunuyor!..