“Bütçenin bağlanması” deyimi; senelik bütçe kalemleri ve temel hedef ile önceliklerin ortaya konduğu yasal bir “çerçeve dokümanı” ifade ediyor. Yasal düzenlemeler uyarınca, yeni yıla ait bütçenin, 17 Ekim itibarıyla kesinliğe kavuşturularak Meclis’e sunulması/kamuoyu ile ilk paylaşımının yapılması gerekiyor. Siyasi iktidarın 24. bütçesi olacak 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu (Teklifi), Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından hazırlanan sekizinci doküman olma niteliğini taşıyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, sunumu takiben, teamüllere uygun olarak, bütçe fasiküllerini bir araya getirerek “iple bağlama” geleneğini sürdürüyor. Bütçe takdim süreçlerinde, benzer ritüellerin, mesela, İngiltere’de 1860’lardan kalan klasik “kırmızı kutu/çanta” içinde taşınması benzeri geleneklerin varlığını hatırlatmak gerekiyor. 2026 yılı bütçesi 18,9 trilyon lira mertebesinde bağlanmış bulunuyor. Bütçenin gelir kalemi toplamı 16,2 trilyon olarak açıklandığı için teknik deyimiyle; “denk olmayan” bir bütçe yola devam edileceği görülüyor. Harcama ve gelir rakamlarının ortaya koyduğu bütçe açığı 2,7 trilyon lira olarak hesaplanıyor ki; bu tutar, tahmini Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) toplamının %3,5’luk nispetine ulaşıyor. Deprem harcamaları hariç tutulursa, söz konusu oranın %2,7 oranında ortaya çıkacağı ifade ediliyor.
Yeni bütçenin ana tema ve önceliği olarak, “istikrar ve kalkınma” etiketi öne çıkarılıyor; istikrar-üretkenlik-mali disiplin üçlemesi eşliğinde “kapsayıcı ve sürdürülebilir kalkınma perspektifi” faktörüne özel vurgu yapılıyor. Belki de, bütçe yapılanmasının en önemli kulvarı olan kamu hizmetlerinin sağlanması bakımından, “kaliteli; adil ve kapsayıcı olma” nitelik ile öncelikleri ifade ediliyor. Sosyal refahı arttırıcı yaklaşım ve tercihlerin varlığına ve verilen önceliğe de kuvvetle referans veriliyor.
2026 yılına ait makro göstergelere ilişkin öngörüler arasında, %3,8’lik büyüme oranı; %16 düzeyinde enflasyon manşeti ve %8,4 nispeti ile işsizlik tahminleri dikkat çekiyor. Temel ekonomik büyüklükler bakımından 12. Kalkınma Planı ve Orta Vadeli Program (OVP) çerçevesine uyumlu bir tablo ortaya konuluyor. Gider hanesinde en yüksek payın 6.8 trilyon lira ile personel giderleri kaleminin oluşturacağı ve faiz giderleri toplamının 2,7 trilyon lira tutarına ulaşacağı paylaşılıyor. Bütçede en büyük pay ayrılan kamusal sektör olarak eğitim karşımıza çıkıyor; toplam bütçenin %15’i bu alana tahsis ediliyor.
Gelir temininde en büyük paya sahip vergi gelirleri kalemlerine bakıldığında, ilgi çekici tespitler gündeme geliyor : Giderlerin, büyük oranda (%85) vergiler yoluyla karşılanacağı, dolaylı vergiler grubunun en önemli iki kalemi olan KDV (Katma Değer Vergisi) ve ÖTV (Özel Tüketim Vergisi) toplamının, en büyük gider kalemi olan personel giderlerini karşılayacak rakamlara ulaşacağı öngörüsü karşımıza çıkıyor. Gelir vergisi hasılatının bu toplamın ancak yarısına ulaşacağı ve kurumlar vergisi kaleminin de, onun ancak yarısı kadar bir miktara varacağına dair ortaya çıkan kestirimler, bir kere daha, ülkemizdeki vergi yapılanma ve işleyişinde gerek duyulan yapısal reformları işaret ediyor. Bütçenin bağlanmasından sonra, şimdi Meclis’te 2026 Yılı Merkezi Bütçe Kanunu için takdim ve müzakere takvimi işlemeye devam ediyor.
Nobel ödüllerini başlatan Alfred Nobel tarafından belirlenen orijinal ödül kategorileri arasından Ekonomi alanının yer almadığı biliniyor. Ancak, İsveç Merkez Bankası’nın girişimi ile 1969 yılından itibaren İsveç Merkez Bankası Özel Ödülü orijinal adını taşıyan ödül, “Nobel Ekonomi Ödülü” olarak kabul görüyor. Bu seneki ödülün, “inovasyon (yenilik) odaklı ekonomik büyüme dinamikleri” temasına ait çalışmalar temelinde verildiği ve tanınmış üç akademisyen arasında paylaştırıldığı izleniyor.
İktisat tarihçisi Joel Mokyr, tarihsel bakış açısı ile “teknolojik gelişmeler ve sürdürülebilir büyüme ön koşullarına dair” belirleyici çalışmaları ile ödülün yarısına layık bulunuyor. Northwestern Üniversitesi öğretim üyesi Prof.Dr. Mokyr, artizanlık ve maharet düzeyinden, teknolojik yetkinliğe yükselişin dinamik ve kurallarını, tarihsel perspektif temelinde irdeleyen eserleri ile tanınıyor. Ödülü ortaklaşa paylaşan diğer iki isim; Philippe Aghion ve Peter Howitt, “yaratıcı yıkım yoluyla sürdürülebilir büyüme teorisi” üzerinde yoğunlaşan çalışmaları ile takdire layık görülüyor. 1942 yılında büyük ekonomist Joseph Schumpeter tarafından ortaya atılan “yaratıcı yıkım ( schöpferische Zerstörung) fırtınası” yaklaşımı temelinde, 1980’li yıllardan başlayarak ortak çalışmalarını sürdüren ikilinin, 2009 yılında yayınladıkları makalenin, bu alanda yeni bir çığır açtığı kabul ediliyor. “Eskinin tasfiyesi ve sistemden çıkması suretiyle yeni ve yenilikçiye yol açılması” kurgusu üzerinden yapılan kapsamlı değerlendirmeleri dikkat çekiyor.
Bu sene ortaya çıkan sonuç ve tercih kulvarı, önceki iki yılın sonuçları ile uyum gösteriyor; genel olarak geri plana itilen iktisat tarihçiliği ekolü ve kronolojik perspektiflere öncelik tanıma tercihi ön plana çıkıyor. Nitekim, 2023 yılındaki ödülün; “kadın-erkek arası ücret eşitsizliğinin tarihsel perspektifte irdelenmesi” ve geçen yıl ise, “kurumların oluşma süreci ve ekonomik refahın nasıl yapılandırıldığı” başlığına verildiğini hatırlamak gerekiyor.
Belirsizlikler ile kaim bir dünyada, makro planda ekonomik çözüm odaklı ve genelci yaklaşımı benimseyen, tarihsel bakış açısını ıskalamayan çalışmalara “prim verildiği”, Nobel ödülleri özelinde de müşahede ediliyor.
“Bütçenin bağlanması” deyimi; senelik bütçe kalemleri ve temel hedef ile önceliklerin ortaya konduğu yasal bir “çerçeve dokümanı” ifade ediyor. Yasal düzenlemeler uyarınca, yeni yıla ait bütçenin, 17 Ekim itibarıyla kesinliğe kavuşturularak Meclis’e sunulması/kamuoyu ile ilk paylaşımının yapılması gerekiyor. Siyasi iktidarın 24. bütçesi olacak 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu (Teklifi), Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından hazırlanan sekizinci doküman olma niteliğini taşıyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, sunumu takiben, teamüllere uygun olarak, bütçe fasiküllerini bir araya getirerek “iple bağlama” geleneğini sürdürüyor. Bütçe takdim süreçlerinde, benzer ritüellerin, mesela, İngiltere’de 1860’lardan kalan klasik “kırmızı kutu/çanta” içinde taşınması benzeri geleneklerin varlığını hatırlatmak gerekiyor. 2026 yılı bütçesi 18,9 trilyon lira mertebesinde bağlanmış bulunuyor. Bütçenin gelir kalemi toplamı 16,2 trilyon olarak açıklandığı için teknik deyimiyle; “denk olmayan” bir bütçe yola devam edileceği görülüyor. Harcama ve gelir rakamlarının ortaya koyduğu bütçe açığı 2,7 trilyon lira olarak hesaplanıyor ki; bu tutar, tahmini Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) toplamının %3,5’luk nispetine ulaşıyor. Deprem harcamaları hariç tutulursa, söz konusu oranın %2,7 oranında ortaya çıkacağı ifade ediliyor.
Yeni bütçenin ana tema ve önceliği olarak, “istikrar ve kalkınma” etiketi öne çıkarılıyor; istikrar-üretkenlik-mali disiplin üçlemesi eşliğinde “kapsayıcı ve sürdürülebilir kalkınma perspektifi” faktörüne özel vurgu yapılıyor. Belki de, bütçe yapılanmasının en önemli kulvarı olan kamu hizmetlerinin sağlanması bakımından, “kaliteli; adil ve kapsayıcı olma” nitelik ile öncelikleri ifade ediliyor. Sosyal refahı arttırıcı yaklaşım ve tercihlerin varlığına ve verilen önceliğe de kuvvetle referans veriliyor.
2026 yılına ait makro göstergelere ilişkin öngörüler arasında, %3,8’lik büyüme oranı; %16 düzeyinde enflasyon manşeti ve %8,4 nispeti ile işsizlik tahminleri dikkat çekiyor. Temel ekonomik büyüklükler bakımından 12. Kalkınma Planı ve Orta Vadeli Program (OVP) çerçevesine uyumlu bir tablo ortaya konuluyor. Gider hanesinde en yüksek payın 6.8 trilyon lira ile personel giderleri kaleminin oluşturacağı ve faiz giderleri toplamının 2,7 trilyon lira tutarına ulaşacağı paylaşılıyor. Bütçede en büyük pay ayrılan kamusal sektör olarak eğitim karşımıza çıkıyor; toplam bütçenin %15’i bu alana tahsis ediliyor.
Gelir temininde en büyük paya sahip vergi gelirleri kalemlerine bakıldığında, ilgi çekici tespitler gündeme geliyor : Giderlerin, büyük oranda (%85) vergiler yoluyla karşılanacağı, dolaylı vergiler grubunun en önemli iki kalemi olan KDV (Katma Değer Vergisi) ve ÖTV (Özel Tüketim Vergisi) toplamının, en büyük gider kalemi olan personel giderlerini karşılayacak rakamlara ulaşacağı öngörüsü karşımıza çıkıyor. Gelir vergisi hasılatının bu toplamın ancak yarısına ulaşacağı ve kurumlar vergisi kaleminin de, onun ancak yarısı kadar bir miktara varacağına dair ortaya çıkan kestirimler, bir kere daha, ülkemizdeki vergi yapılanma ve işleyişinde gerek duyulan yapısal reformları işaret ediyor. Bütçenin bağlanmasından sonra, şimdi Meclis’te 2026 Yılı Merkezi Bütçe Kanunu için takdim ve müzakere takvimi işlemeye devam ediyor.
Nobel ödüllerini başlatan Alfred Nobel tarafından belirlenen orijinal ödül kategorileri arasından Ekonomi alanının yer almadığı biliniyor. Ancak, İsveç Merkez Bankası’nın girişimi ile 1969 yılından itibaren İsveç Merkez Bankası Özel Ödülü orijinal adını taşıyan ödül, “Nobel Ekonomi Ödülü” olarak kabul görüyor. Bu seneki ödülün, “inovasyon (yenilik) odaklı ekonomik büyüme dinamikleri” temasına ait çalışmalar temelinde verildiği ve tanınmış üç akademisyen arasında paylaştırıldığı izleniyor.
İktisat tarihçisi Joel Mokyr, tarihsel bakış açısı ile “teknolojik gelişmeler ve sürdürülebilir büyüme ön koşullarına dair” belirleyici çalışmaları ile ödülün yarısına layık bulunuyor. Northwestern Üniversitesi öğretim üyesi Prof.Dr. Mokyr, artizanlık ve maharet düzeyinden, teknolojik yetkinliğe yükselişin dinamik ve kurallarını, tarihsel perspektif temelinde irdeleyen eserleri ile tanınıyor. Ödülü ortaklaşa paylaşan diğer iki isim; Philippe Aghion ve Peter Howitt, “yaratıcı yıkım yoluyla sürdürülebilir büyüme teorisi” üzerinde yoğunlaşan çalışmaları ile takdire layık görülüyor. 1942 yılında büyük ekonomist Joseph Schumpeter tarafından ortaya atılan “yaratıcı yıkım ( schöpferische Zerstörung) fırtınası” yaklaşımı temelinde, 1980’li yıllardan başlayarak ortak çalışmalarını sürdüren ikilinin, 2009 yılında yayınladıkları makalenin, bu alanda yeni bir çığır açtığı kabul ediliyor. “Eskinin tasfiyesi ve sistemden çıkması suretiyle yeni ve yenilikçiye yol açılması” kurgusu üzerinden yapılan kapsamlı değerlendirmeleri dikkat çekiyor.
Bu sene ortaya çıkan sonuç ve tercih kulvarı, önceki iki yılın sonuçları ile uyum gösteriyor; genel olarak geri plana itilen iktisat tarihçiliği ekolü ve kronolojik perspektiflere öncelik tanıma tercihi ön plana çıkıyor. Nitekim, 2023 yılındaki ödülün; “kadın-erkek arası ücret eşitsizliğinin tarihsel perspektifte irdelenmesi” ve geçen yıl ise, “kurumların oluşma süreci ve ekonomik refahın nasıl yapılandırıldığı” başlığına verildiğini hatırlamak gerekiyor.
Belirsizlikler ile kaim bir dünyada, makro planda ekonomik çözüm odaklı ve genelci yaklaşımı benimseyen, tarihsel bakış açısını ıskalamayan çalışmalara “prim verildiği”, Nobel ödülleri özelinde de müşahede ediliyor.