Seksen yılı aşkın bir süredir varlığını sürdüren, kurucusu ve hakim (hegemon) gücün Amerika Birleşik Devletleri olduğu bir küresel mimari ile yola devam ediliyor. İkinci Dünya Savaşı’nın galip tarafı ve Soğuk Savaş gibi dönemlerin kazananı kimliği ile ABD, “ben-merkezcil” duruş ile politikaları ekseninde hareket ediyor. ABD merkezli inisiyatif sergileme ve öncelik verme tercihlerinin; Başkan Trump’ın ikinci döneminde açık ve net çizgileriyle sergilendiği görülüyor. ABD, adeta, “kendi kurduğum yapıyı; gene (ancak ve sadece) ben tadilata uğratırım!” egemen bakış açısının gereği dairesinde hareket eder iken, Çin ve Rusya, şimdilik birlikte durarak; “tek kutuplu mimariden çıkış opsiyonu” etrafında kenetleniyorlar. Nitekim, hemen geçtiğimiz günler içinde Pekin ev sahipliğinde gerçekleşen İkili lider zirvelerini, bu genel tespit temelinde değerlendirme eğilimi ağırlık kazanıyor.
Yaklaşan ara seçimler öncesi Trump’a destek sağlayacak bir tercih ile Amerika’dan; uçak/et/soya fasulyesi ithalat kapılarını ve nadir toprak metalleri kulvarını yeniden açan Çin, NVIDIA üzerinden çip ve Yapay Zeka pencerelerine erişim kazanmayı sağlıyor. İlaveten, uzunca bir süredir, Tayvan için aktif ve mutlak destek duruşunu askıya almış bulunan ABD’yi bir adım öteye; “anakaraya isyan halindeki vatan toprağı) tezine destek vermeye davet ediyor. Petrol ihtiyacının onda birini karşılayan İran için açık ve net destek verme noktasından uzak durarak, karşı jest ve yönelişlere zemin hazırlama amacı güdüyor. Petrol ihracatının onda dokuzu Çin tarafından sağlanan İran bakımından, beklenen açık destek deklarasyonu çıkmadığı bir yana, Hürmüz üzerinde ortaya konulan oldu-bitti girişimlere de set çekilme görüntüsü netlik kazanıyor. BU arada, İran tarafının siyaseten “çok ve ağdalı ifadeler”; Çin devletinin ise, “az ve sade ibareler” üzerinden siyaset yürüttükleri ifade ediliyor.
Başkan Putin’in, neredeyse her sene en az bir kez gerçekleştirdiği ziyaretlerin son halkasında, Sibirya başlangıç ve Moğolistan geçişli yeni bir petrol boru hattı projesini masaya getirmesi dikkatle not ediliyor. Mevcut bir başka Rusya kaynaklı projede yaşanan tıkanmışlık durumuna karşın bu yeni hamlenin yapılması manidar bulunuyor. Tıpkı, İran ile dış ticaret ilişkilerinde görüldüğü üzere Çin, Rusya karşısında ekonomik avantajı elinde tutuyor.
Rusya, ihracatının dörtte birini Çin’e yapar iken, ithalatının üçte biri için bu ülkeye bağlı bulunuyor. Petrol başta olmak üzere doğal ürünler ağırlıklı ihracat kompozisyonuna karşın, Çin’den, ilk sırada otomobil gelmek üzere, teknik-teknolojik ağırlıklı ürünler ithal ediyor.
Uluslararası yaptırım ve ambargoların altındaki Rusya, iki süper gücün ekonomik ilişki tablosunda, bağımlılığı görece yüksek; rekabetçi avantajı nispeten düşük tarafı temsil ediyor. Nitekim Çin uluslararası ticaret hacmi içinde Rusya’nın payı %5 oranının altında, Vietnam’ın dahi gerisinde kalıyor. Başkan Putin’in, Çin ziyareti öncesinde, ABD’nin tanımış olduğu “geçici yaptırım kaldırımı” üzerinden sağladığı petrol satışları ve genel olarak petrol fiyatlarının hızla artmasından kaynaklanan kazançların avantajı ile yola çıktığını hatırlatmak gerekiyor.
Eski zamanlarda, “birlikte uluslararası sosyalizmin yükselişi yolunda hareket etme” gibi sloganlardan bu kez uzakta kalan taraflar, “çok kutuplu dünyanın yükselişi” gibi mesaj ve vurgularla ABD’ye mesaj gönderiyor. Stratejik ortaklık eksenli yaklaşımların yerini “istikrarlı ortaklık” etrafında yapılandırılan formüller alıyor. Ancak, her iki süper gücün ABD’ye karşı pratik ve pragmatik/ konjonktüre bağlı faydacı duruş sergileme ve birlikte duruş gösterme kaygılarının öne çıktığı da açıkça okunuyor.
Kökeni at yarışlarına dayanan “Jockeying for Position” deyimi; rakiplere göre en iyi/avantajlı/üstün konuma gelmek için manevra yapmak; her yolu denemek anlamına geliyor. Uluslararası jeo-politik mücadele ve yarışta, güçlü ve favori şampiyon atların mücadelesine benzer şekilde, şimdi ABD-Çin-Rusya mücadelesine şahit olunuyor.
Seksen yılı aşkın bir süredir varlığını sürdüren, kurucusu ve hakim (hegemon) gücün Amerika Birleşik Devletleri olduğu bir küresel mimari ile yola devam ediliyor. İkinci Dünya Savaşı’nın galip tarafı ve Soğuk Savaş gibi dönemlerin kazananı kimliği ile ABD, “ben-merkezcil” duruş ile politikaları ekseninde hareket ediyor. ABD merkezli inisiyatif sergileme ve öncelik verme tercihlerinin; Başkan Trump’ın ikinci döneminde açık ve net çizgileriyle sergilendiği görülüyor. ABD, adeta, “kendi kurduğum yapıyı; gene (ancak ve sadece) ben tadilata uğratırım!” egemen bakış açısının gereği dairesinde hareket eder iken, Çin ve Rusya, şimdilik birlikte durarak; “tek kutuplu mimariden çıkış opsiyonu” etrafında kenetleniyorlar. Nitekim, hemen geçtiğimiz günler içinde Pekin ev sahipliğinde gerçekleşen İkili lider zirvelerini, bu genel tespit temelinde değerlendirme eğilimi ağırlık kazanıyor.
Yaklaşan ara seçimler öncesi Trump’a destek sağlayacak bir tercih ile Amerika’dan; uçak/et/soya fasulyesi ithalat kapılarını ve nadir toprak metalleri kulvarını yeniden açan Çin, NVIDIA üzerinden çip ve Yapay Zeka pencerelerine erişim kazanmayı sağlıyor. İlaveten, uzunca bir süredir, Tayvan için aktif ve mutlak destek duruşunu askıya almış bulunan ABD’yi bir adım öteye; “anakaraya isyan halindeki vatan toprağı) tezine destek vermeye davet ediyor. Petrol ihtiyacının onda birini karşılayan İran için açık ve net destek verme noktasından uzak durarak, karşı jest ve yönelişlere zemin hazırlama amacı güdüyor. Petrol ihracatının onda dokuzu Çin tarafından sağlanan İran bakımından, beklenen açık destek deklarasyonu çıkmadığı bir yana, Hürmüz üzerinde ortaya konulan oldu-bitti girişimlere de set çekilme görüntüsü netlik kazanıyor. BU arada, İran tarafının siyaseten “çok ve ağdalı ifadeler”; Çin devletinin ise, “az ve sade ibareler” üzerinden siyaset yürüttükleri ifade ediliyor.
Başkan Putin’in, neredeyse her sene en az bir kez gerçekleştirdiği ziyaretlerin son halkasında, Sibirya başlangıç ve Moğolistan geçişli yeni bir petrol boru hattı projesini masaya getirmesi dikkatle not ediliyor. Mevcut bir başka Rusya kaynaklı projede yaşanan tıkanmışlık durumuna karşın bu yeni hamlenin yapılması manidar bulunuyor. Tıpkı, İran ile dış ticaret ilişkilerinde görüldüğü üzere Çin, Rusya karşısında ekonomik avantajı elinde tutuyor.
Rusya, ihracatının dörtte birini Çin’e yapar iken, ithalatının üçte biri için bu ülkeye bağlı bulunuyor. Petrol başta olmak üzere doğal ürünler ağırlıklı ihracat kompozisyonuna karşın, Çin’den, ilk sırada otomobil gelmek üzere, teknik-teknolojik ağırlıklı ürünler ithal ediyor.
Uluslararası yaptırım ve ambargoların altındaki Rusya, iki süper gücün ekonomik ilişki tablosunda, bağımlılığı görece yüksek; rekabetçi avantajı nispeten düşük tarafı temsil ediyor. Nitekim Çin uluslararası ticaret hacmi içinde Rusya’nın payı %5 oranının altında, Vietnam’ın dahi gerisinde kalıyor. Başkan Putin’in, Çin ziyareti öncesinde, ABD’nin tanımış olduğu “geçici yaptırım kaldırımı” üzerinden sağladığı petrol satışları ve genel olarak petrol fiyatlarının hızla artmasından kaynaklanan kazançların avantajı ile yola çıktığını hatırlatmak gerekiyor.
Eski zamanlarda, “birlikte uluslararası sosyalizmin yükselişi yolunda hareket etme” gibi sloganlardan bu kez uzakta kalan taraflar, “çok kutuplu dünyanın yükselişi” gibi mesaj ve vurgularla ABD’ye mesaj gönderiyor. Stratejik ortaklık eksenli yaklaşımların yerini “istikrarlı ortaklık” etrafında yapılandırılan formüller alıyor. Ancak, her iki süper gücün ABD’ye karşı pratik ve pragmatik/ konjonktüre bağlı faydacı duruş sergileme ve birlikte duruş gösterme kaygılarının öne çıktığı da açıkça okunuyor.
Kökeni at yarışlarına dayanan “Jockeying for Position” deyimi; rakiplere göre en iyi/avantajlı/üstün konuma gelmek için manevra yapmak; her yolu denemek anlamına geliyor. Uluslararası jeo-politik mücadele ve yarışta, güçlü ve favori şampiyon atların mücadelesine benzer şekilde, şimdi ABD-Çin-Rusya mücadelesine şahit olunuyor.