Uzun yıllar en büyük tonaj miktarı ve %20’ye yaklaşan pazar payı ile küresel deniz taşımacılık sektörünün bir numarası olan Yunanistan’ın, yerini Çin’e bıraktığı izleniyor. Özellikli filo- gemi envanterine bakıldığında; Japonya, ABD, Singapur, Güney Kore, Norveç, İngiltere, Almanya ön plana çıkıyor. Dünya denizlerinde seyreden farklı taşıma kapasite ve yeteneklerine sahip ticari gemi sayısının yüz bine ulaştığı ifade ediliyor.
Uzun rota menzili ve yüksek tonaj/hacim sağlayabilme ayrıcalıkları ile deniz taşımacılığı, küresel ticaret mimari ve işleyişinin, rakipsiz şampiyonu olmayı sürdürüyor. Yakın zamanlarda Küresel Pandemi, Ukrayna Savaşı ve Trump’ın gümrük tarifeleri krizlerini atlatan sektör, şimdi, Körfez Savaşı badiresi ile karşılaşıyor. Ancak, “yüksek tonajlı yüklerin en kazançlı maliyet ile taşınması kulvarında rakipsizliği süregelen” deniz taşımacılığı bakımından daha büyük kazançlar ile şekillenecek bir gelecek resmi karşımıza çıkıyor. Navlun fiyatlarında, son dönemde yaşanan artışlar temelinde, sektörün kazançları yukarı yönlü grafik çiziyor.
Üstelik, yaşanan son gelişmeler ve “Hürmüz Sendromu”, deniz taşımacılığında; “en hesaplı/ucuz çözümler yerine, güvenlik ve süreklilik sağlayan görece primli navlunların müşteriler nezdinde daha çok kabul görmesi” kapılarını açmış bulunuyor! Bu gelişmelerin, sektör kazanç ve büyüklüğünü arttırıcı yönde etki doğuracağına dair değerlendirmeler ağırlık kazanıyor.
Ülkelerin “liman ve taşımacılık alt yapı imkanları” alanında giriştikleri yeni yatırımlar; özellikle Afrika’da geliştirilen ilgili kapasiteler; Trans-Arktik benzeri yeni deniz ticaret rotalarının açılmasına yönelik gelişmeler; artan dijital ve Yapay Zeka katkılı teknolojik yenilikler, sektör bakımından parlak bir geleceğe işaret ediyor. Bununla birlikte, özellikle “çevre dostu filolar” kurma ve karbon salınımını düşüren “yeşil taşımacılık” hedeflerine ulaşılması için 1,5 trilyon Dolarlık ( üçte biri mevcut gemilerde tadilat için) bir harcamaya gerek duyulacağı gerçeğini de dikkate almak gerekiyor.
Hürmüz serencamında bir kere daha gündeme gelen “sigorta” konusunda, daha farklı temel ve analizlere dayanan yeni risk analizleri üzerinden hareket etme ihtiyaç ve beklentisi de, sigortacılık sektörünün dikkat ve insiyatifine sunuluyor.
Türkiye’nin bu gelişmeler çerçevesinde alacağı yer ve edineceği kazanımlara da eğilmek gerekiyor. Ülkemizin deniz taşımacılığında görülen büyüme oranı bakımından dünya ortalaması üzerinde bir gelişim çizgisi yakalaması ümit verici bulunuyor. Dünya deniz ticareti toplam filo hacmi sıralamasında onuncu sırada yer alan Türkiye, dış ticaretinin %86’sını deniz yoluyla gerçekleştiriyor.
İlgili verilere bakıldığında; Türkiye ve Türkiye limanlarının küresel ticaret ağındaki varlığının arttığı sonucuna ulaşılıyor. Limanlarımızda elleçlenen toplam yük miktarında yıllık %5’e yakın bir büyüme ile 555 milyon ton seviyesi yakalanmış bulunuyor. Taşınan yük türleri bakımından ilk sırayı; sıvı dökme yükler alırken, katı dökme yükler ile konteynerle taşınanlar onu takip ediyor. İlaveten, geçen yıl 2,2 milyonu aşkın otomobil ihracatında Ro-Ro Taşımacılığı yıllık %3 oranında büyüme kaydediyor. Ülkemizin, denizcilik alanında küresel kulvarın önemli oyuncuları arasında şimdiden yerini aldığı değerlendiriliyor.
Küresel ölçekte ticaretin ortaya çıktığı 16. Yüzyıldan bu yana, “denizlerde serbest ve güvenli seyir” prensibi varlığını koruyor. Doğal su yolları ve boğazlardan tahditsiz/ücretsiz geçiş ilkesi de uluslararası düzenlemeler ile güvenceye bağlanılıyor. Son dönemde Hürmüz Boğazı üzerinden ortaya çıkan yeni komplikasyonlar, jeo-lojistik alanında yeni değişim ile yapılanma dinamiklerinin habercisi ve hatta tetikleyicisi olarak kabul ediliyor.
ABD’nin, “petrol tedarikinde yeni bir numara” konumuna ulaştıktan sonra, bu kez, Hürmüz kaldıracı üzerinden, küresel jeo-lojistiği yeniden kurgulama hedefine yöneldiği anlaşılıyor. Amerikalı Amiral Alfred Mahan’ın; 1890 yılında dile getirdiği; “denizlere hakim olan; dünyaya hakim olur!” tezinin yeniden raflardan indirilmesine; yeni versiyonları ile bir kez daha gündeme getirilmesine şaşırmamak gerekiyor.
Uzun yıllar en büyük tonaj miktarı ve %20’ye yaklaşan pazar payı ile küresel deniz taşımacılık sektörünün bir numarası olan Yunanistan’ın, yerini Çin’e bıraktığı izleniyor. Özellikli filo- gemi envanterine bakıldığında; Japonya, ABD, Singapur, Güney Kore, Norveç, İngiltere, Almanya ön plana çıkıyor. Dünya denizlerinde seyreden farklı taşıma kapasite ve yeteneklerine sahip ticari gemi sayısının yüz bine ulaştığı ifade ediliyor.
Uzun rota menzili ve yüksek tonaj/hacim sağlayabilme ayrıcalıkları ile deniz taşımacılığı, küresel ticaret mimari ve işleyişinin, rakipsiz şampiyonu olmayı sürdürüyor. Yakın zamanlarda Küresel Pandemi, Ukrayna Savaşı ve Trump’ın gümrük tarifeleri krizlerini atlatan sektör, şimdi, Körfez Savaşı badiresi ile karşılaşıyor. Ancak, “yüksek tonajlı yüklerin en kazançlı maliyet ile taşınması kulvarında rakipsizliği süregelen” deniz taşımacılığı bakımından daha büyük kazançlar ile şekillenecek bir gelecek resmi karşımıza çıkıyor. Navlun fiyatlarında, son dönemde yaşanan artışlar temelinde, sektörün kazançları yukarı yönlü grafik çiziyor.
Üstelik, yaşanan son gelişmeler ve “Hürmüz Sendromu”, deniz taşımacılığında; “en hesaplı/ucuz çözümler yerine, güvenlik ve süreklilik sağlayan görece primli navlunların müşteriler nezdinde daha çok kabul görmesi” kapılarını açmış bulunuyor! Bu gelişmelerin, sektör kazanç ve büyüklüğünü arttırıcı yönde etki doğuracağına dair değerlendirmeler ağırlık kazanıyor.
Ülkelerin “liman ve taşımacılık alt yapı imkanları” alanında giriştikleri yeni yatırımlar; özellikle Afrika’da geliştirilen ilgili kapasiteler; Trans-Arktik benzeri yeni deniz ticaret rotalarının açılmasına yönelik gelişmeler; artan dijital ve Yapay Zeka katkılı teknolojik yenilikler, sektör bakımından parlak bir geleceğe işaret ediyor. Bununla birlikte, özellikle “çevre dostu filolar” kurma ve karbon salınımını düşüren “yeşil taşımacılık” hedeflerine ulaşılması için 1,5 trilyon Dolarlık ( üçte biri mevcut gemilerde tadilat için) bir harcamaya gerek duyulacağı gerçeğini de dikkate almak gerekiyor.
Hürmüz serencamında bir kere daha gündeme gelen “sigorta” konusunda, daha farklı temel ve analizlere dayanan yeni risk analizleri üzerinden hareket etme ihtiyaç ve beklentisi de, sigortacılık sektörünün dikkat ve insiyatifine sunuluyor.
Türkiye’nin bu gelişmeler çerçevesinde alacağı yer ve edineceği kazanımlara da eğilmek gerekiyor. Ülkemizin deniz taşımacılığında görülen büyüme oranı bakımından dünya ortalaması üzerinde bir gelişim çizgisi yakalaması ümit verici bulunuyor. Dünya deniz ticareti toplam filo hacmi sıralamasında onuncu sırada yer alan Türkiye, dış ticaretinin %86’sını deniz yoluyla gerçekleştiriyor.
İlgili verilere bakıldığında; Türkiye ve Türkiye limanlarının küresel ticaret ağındaki varlığının arttığı sonucuna ulaşılıyor. Limanlarımızda elleçlenen toplam yük miktarında yıllık %5’e yakın bir büyüme ile 555 milyon ton seviyesi yakalanmış bulunuyor. Taşınan yük türleri bakımından ilk sırayı; sıvı dökme yükler alırken, katı dökme yükler ile konteynerle taşınanlar onu takip ediyor. İlaveten, geçen yıl 2,2 milyonu aşkın otomobil ihracatında Ro-Ro Taşımacılığı yıllık %3 oranında büyüme kaydediyor. Ülkemizin, denizcilik alanında küresel kulvarın önemli oyuncuları arasında şimdiden yerini aldığı değerlendiriliyor.
Küresel ölçekte ticaretin ortaya çıktığı 16. Yüzyıldan bu yana, “denizlerde serbest ve güvenli seyir” prensibi varlığını koruyor. Doğal su yolları ve boğazlardan tahditsiz/ücretsiz geçiş ilkesi de uluslararası düzenlemeler ile güvenceye bağlanılıyor. Son dönemde Hürmüz Boğazı üzerinden ortaya çıkan yeni komplikasyonlar, jeo-lojistik alanında yeni değişim ile yapılanma dinamiklerinin habercisi ve hatta tetikleyicisi olarak kabul ediliyor.
ABD’nin, “petrol tedarikinde yeni bir numara” konumuna ulaştıktan sonra, bu kez, Hürmüz kaldıracı üzerinden, küresel jeo-lojistiği yeniden kurgulama hedefine yöneldiği anlaşılıyor. Amerikalı Amiral Alfred Mahan’ın; 1890 yılında dile getirdiği; “denizlere hakim olan; dünyaya hakim olur!” tezinin yeniden raflardan indirilmesine; yeni versiyonları ile bir kez daha gündeme getirilmesine şaşırmamak gerekiyor.