Önümüzdeki dönem gelişme ve beklentilerine ışık tutmak bakımından, ekonomi-piyasa gelişmeleri prizmasından yansıyan önemli görüntüleri yakalamak ve nokta tespitleri kayda bağlamak gerekiyor:
Petrol tedarik ve ticaretinde yeni bir evreye geçildiği; onlarca yıldır geçerli petrol ekonomisi kurgusunda köklü değişikliklerin, üstelik hızlı bir tempo ile yaşanacağı öngörülüyor. ABD; Venezuela ve şimdi muhtemel İran konsorsiyumları üzerinden üretim-tedarik ve lojistik zincirinin tamamında “ana oyuncu” konumuna yönleniyor. Ortadoğu-Kafkaslar ekseni yerini; Petro-Dolar sisteminin kurucusu ve banisi olan Amerika’ya bırakıyor. Öyle ki; Pete Hopkirk’in klasik eseri “İstanbul’un Doğusunda Bitmeyen Kavga” tanınmış kitabı bugün ve güncel gelişmeler ışığında kaleme alınmak gerekse; herhalde, “Washington D.C.’nin Dört Bir Yanı Çevresinde..” kabilinden bir başlık değişikliğine ihtiyaç duyulacağı düşünülüyor!.
Petrol fiyatlarında yaşanan ve varil başına referans fiyatlarını, savaş öncesi “orijinal ayarlara” döndüren gerileme etiketli hızlı gelişmeler, sadece yılsonu ortalama manşet öngörülerini değil, fiyat mekanizmasının yeniden yapılandırılması açılımlarını gündeme getiriyor. BAE’nin fiili; Irak’ın sözlü çıkışları ve petrolde felaket senaryolarının boşa düşmesi gelişmeleri ile Arz (OPEC) ve Talep (IEA) bacaklarının senelerdir korunan kurumsal işleyişlerinde köklü dönüşüm ve değişimler bekleniyor.
ABD Başkanı Trump’ın, hem de ülkesinin 250. Kuruluş yıldönümünün kutlandığı günlerde, sınır komşuları Kanada ve Meksika ile yürürlükteki ticaret anlaşması (USMCA) koşullarını, tek yönlü bir tasarruf ve ani açıklama ile askıya alması şaşkınlık yaratıyor. İki trilyon Dolarlık bir ticaret hacminde olası sıkıntıların yanı sıra, bu sıcak gelişme; Başkan’ın, “gümrük tarifeleri” mayınlı alanına yeniden dönme ve Ticaret Savaşları cephesinde yeni bir sayfa açma bakımından niyet ve zamanlamasını sorgulatıyor. Körfez Savaşı’nda sağlanan mutabakatın hemen sonrasında İran’a getirilen yaptırımda gevşetme ve dünya piyasalarına ulaşım imkanı sağlama açılımlarını da birlikte düşünmek gerekiyor. Aralarında Türkiye’nin de yer aldığı çok sayıda ülkeye işgücü uygulamaları bahanesi ile ilave gümrük vergisi getirme girişimleri; Avrupa Birliği’nin Amerikan şirketi Google için kestiği dev rekabet cezası; ABD ve AB’nin, aynı anda Çin ile yeni ticaret düzenlemeleri için görüşmelere başlaması gibi gelişmeler, Ticaret Savaşları temelli hatıraları çağırıyor!
80’li yıllardan bu yana, Donald Trump’ın “dış ticaret eksen ve ticaret savaşı kaldıraçlı” Merkantilist düşünce ve kabullerinin oluşumunda yol gösterici rol oynayan meslektaşımız Peter Navarro artık yönetimde görev almasa da, Başkan nezdinde etki ve yönlendirici gücünü koruduğu değerlendiriliyor.
Farklı tüm değerlendirme ve BRICS benzeri girişimlere karşın, ABD Dolarının, rezerv para statü ve işlevini yakın-orta vadede koruyacağı; yaygın ve aktif ödeme sistem ile mekanizması SWIFT başta olmak üzere, küresel eko-finans işleyişi üzerinde kontrolünü sürdüreceği; değerli metaller piyasalarında Chicago Borsası üzerinden (Londra ve Şangay karşısında) kısa-orta vadeli hakimiyetini muhafaza edeceği; gene bu kulvardaki çaba ve gayretlerini arttıran Çin dahil tüm dünya ülkeleri arasında en fazla sayıda küresel markayı çıkaran ülke statüsünü kaybetmeyeceği anlaşılıyor. Her halükarda, piyasalardaki gelişme ve yönelişleri okur iken, yakın erimde, “Güçlü Dolar” parametresini, temel faktör olarak kerteriz almak; kuvvetlenme ve/veya zayıflama perspektifleri üzerinden analizlere girişmek gerekiyor.
Avrupa Merkez Bankası Başkanı Lagarde’ın ev sahipliğinde düzenlenen Başkanlar Zirvesinde FED’in yeni başkanı Warsh’ın sergilediği duruş ilgiyle izleniyor ve yeni döneme kategorik (şahin veya güvercin gibi) benzetmeler için acele edilmemesi gereğine işaret ediyor. FED’in iki kulvarlı görev alanı (fiyat istikrarı/enflasyon ve istihdam) üzerinden para politikalarını idame etme yolundaki zorlu tercihleri ve ustalıkla senkronizasyonu gereken politikaları gündeme geliyor. Enflasyonu kontrol için faiz artışı; istihdam desteği bakımından ise faiz azalışı ağırlıklı çalışan “karşıt” politikaların hemhal edilmesi gerekiyor. Nitekim, en son işgücü piyasa gelişmeleri rakamları ve geçen ayın manşetlerinin ciddi revizesi (imalat sektöründe artış değil; tam tersine azalış olarak düzeltilmesi) karşısında, adeta bir anda, faiz artışı beklentileri, yerini; faiz düşürme öngörüsüne terk edebiliyor. Bu gelişme, üç haftadır sürekli değer yitiren altın için bu düşüş trendini kesici etki doğuruyor. Güçlü Dolar için görece zayıflama ve petrol cephesinde fiyat gerilemesi gelişmeleri de elbette hesaba katılıyor.
Ekonomi ve piyasaları küresel ölçekte takibe alır iken, “işin gerçeği”nin; iniş-çıkış, kazanç-kayıp benzeri ikilemler üzerinden şekillendiğini unutmamak gerekiyor.
Önümüzdeki dönem gelişme ve beklentilerine ışık tutmak bakımından, ekonomi-piyasa gelişmeleri prizmasından yansıyan önemli görüntüleri yakalamak ve nokta tespitleri kayda bağlamak gerekiyor:
Petrol tedarik ve ticaretinde yeni bir evreye geçildiği; onlarca yıldır geçerli petrol ekonomisi kurgusunda köklü değişikliklerin, üstelik hızlı bir tempo ile yaşanacağı öngörülüyor. ABD; Venezuela ve şimdi muhtemel İran konsorsiyumları üzerinden üretim-tedarik ve lojistik zincirinin tamamında “ana oyuncu” konumuna yönleniyor. Ortadoğu-Kafkaslar ekseni yerini; Petro-Dolar sisteminin kurucusu ve banisi olan Amerika’ya bırakıyor. Öyle ki; Pete Hopkirk’in klasik eseri “İstanbul’un Doğusunda Bitmeyen Kavga” tanınmış kitabı bugün ve güncel gelişmeler ışığında kaleme alınmak gerekse; herhalde, “Washington D.C.’nin Dört Bir Yanı Çevresinde..” kabilinden bir başlık değişikliğine ihtiyaç duyulacağı düşünülüyor!.
Petrol fiyatlarında yaşanan ve varil başına referans fiyatlarını, savaş öncesi “orijinal ayarlara” döndüren gerileme etiketli hızlı gelişmeler, sadece yılsonu ortalama manşet öngörülerini değil, fiyat mekanizmasının yeniden yapılandırılması açılımlarını gündeme getiriyor. BAE’nin fiili; Irak’ın sözlü çıkışları ve petrolde felaket senaryolarının boşa düşmesi gelişmeleri ile Arz (OPEC) ve Talep (IEA) bacaklarının senelerdir korunan kurumsal işleyişlerinde köklü dönüşüm ve değişimler bekleniyor.
ABD Başkanı Trump’ın, hem de ülkesinin 250. Kuruluş yıldönümünün kutlandığı günlerde, sınır komşuları Kanada ve Meksika ile yürürlükteki ticaret anlaşması (USMCA) koşullarını, tek yönlü bir tasarruf ve ani açıklama ile askıya alması şaşkınlık yaratıyor. İki trilyon Dolarlık bir ticaret hacminde olası sıkıntıların yanı sıra, bu sıcak gelişme; Başkan’ın, “gümrük tarifeleri” mayınlı alanına yeniden dönme ve Ticaret Savaşları cephesinde yeni bir sayfa açma bakımından niyet ve zamanlamasını sorgulatıyor. Körfez Savaşı’nda sağlanan mutabakatın hemen sonrasında İran’a getirilen yaptırımda gevşetme ve dünya piyasalarına ulaşım imkanı sağlama açılımlarını da birlikte düşünmek gerekiyor. Aralarında Türkiye’nin de yer aldığı çok sayıda ülkeye işgücü uygulamaları bahanesi ile ilave gümrük vergisi getirme girişimleri; Avrupa Birliği’nin Amerikan şirketi Google için kestiği dev rekabet cezası; ABD ve AB’nin, aynı anda Çin ile yeni ticaret düzenlemeleri için görüşmelere başlaması gibi gelişmeler, Ticaret Savaşları temelli hatıraları çağırıyor!
80’li yıllardan bu yana, Donald Trump’ın “dış ticaret eksen ve ticaret savaşı kaldıraçlı” Merkantilist düşünce ve kabullerinin oluşumunda yol gösterici rol oynayan meslektaşımız Peter Navarro artık yönetimde görev almasa da, Başkan nezdinde etki ve yönlendirici gücünü koruduğu değerlendiriliyor.
Farklı tüm değerlendirme ve BRICS benzeri girişimlere karşın, ABD Dolarının, rezerv para statü ve işlevini yakın-orta vadede koruyacağı; yaygın ve aktif ödeme sistem ile mekanizması SWIFT başta olmak üzere, küresel eko-finans işleyişi üzerinde kontrolünü sürdüreceği; değerli metaller piyasalarında Chicago Borsası üzerinden (Londra ve Şangay karşısında) kısa-orta vadeli hakimiyetini muhafaza edeceği; gene bu kulvardaki çaba ve gayretlerini arttıran Çin dahil tüm dünya ülkeleri arasında en fazla sayıda küresel markayı çıkaran ülke statüsünü kaybetmeyeceği anlaşılıyor. Her halükarda, piyasalardaki gelişme ve yönelişleri okur iken, yakın erimde, “Güçlü Dolar” parametresini, temel faktör olarak kerteriz almak; kuvvetlenme ve/veya zayıflama perspektifleri üzerinden analizlere girişmek gerekiyor.
Avrupa Merkez Bankası Başkanı Lagarde’ın ev sahipliğinde düzenlenen Başkanlar Zirvesinde FED’in yeni başkanı Warsh’ın sergilediği duruş ilgiyle izleniyor ve yeni döneme kategorik (şahin veya güvercin gibi) benzetmeler için acele edilmemesi gereğine işaret ediyor. FED’in iki kulvarlı görev alanı (fiyat istikrarı/enflasyon ve istihdam) üzerinden para politikalarını idame etme yolundaki zorlu tercihleri ve ustalıkla senkronizasyonu gereken politikaları gündeme geliyor. Enflasyonu kontrol için faiz artışı; istihdam desteği bakımından ise faiz azalışı ağırlıklı çalışan “karşıt” politikaların hemhal edilmesi gerekiyor. Nitekim, en son işgücü piyasa gelişmeleri rakamları ve geçen ayın manşetlerinin ciddi revizesi (imalat sektöründe artış değil; tam tersine azalış olarak düzeltilmesi) karşısında, adeta bir anda, faiz artışı beklentileri, yerini; faiz düşürme öngörüsüne terk edebiliyor. Bu gelişme, üç haftadır sürekli değer yitiren altın için bu düşüş trendini kesici etki doğuruyor. Güçlü Dolar için görece zayıflama ve petrol cephesinde fiyat gerilemesi gelişmeleri de elbette hesaba katılıyor.
Ekonomi ve piyasaları küresel ölçekte takibe alır iken, “işin gerçeği”nin; iniş-çıkış, kazanç-kayıp benzeri ikilemler üzerinden şekillendiğini unutmamak gerekiyor.