Prof. Dr. Murat Ferman Prof. Dr. Murat Ferman

Küresel Rekabet'e giden yol, yerli AR-GE'den geçer

14.08.2022 Pazar | 11:41

Formel başlığı; “CHIPS ve Bilim Yasası” olan yeni bir düzenleme, ABD Başkanı Biden tarafından geride bıraktığımız hafta içinde onaylandı. Bu yeni yasa, pandemi döneminde yaşanılan ve kritik önemi dünyaca anlaşılan yarı-iletken/çip üretiminde Amerika’nın liderlik ve rekabetçi güce ulaşmasını yeni teşvikler ile sağlama amacını taşırken; kritik sektörlerdeki AR-GE avantajını en üst seviyeye çıkartacak kuvvetli destekleri hayata geçiriyor. Bu suretle ABD, ilk planda; 1960’larda zirveye ulaşıp, sonraki yıllarda başta Asya kaynaklı rekabet karşısında gerileyen (mevcut çip üretiminin %75’i bu coğrafyada gerçekleştirilmekte) küresel AR-GE liderlik ve insiyatifini yeniden kazanmayı hedeflemektedir. Nitekim, “ülkede gerçekleştirilen çip üretiminin beş yıl içinde %50 arttırılması” hedefi paralelinde, sektörün önemli kurumlarından hemen gelen yeni yatırım mesajları, kuvvetli ve pozitif bir başlangıcın somut işaretleri olarak görülmektedir.

Parasal hacmi 280 milyar dolara ulaşılan bu düzenleme ile ayrıca ve önemle, kritik yarı-iletken/çip alanına ilaveten, geleceğin öncü teknoloji kulvarları olarak değerlendirilen yapay zeka; kuantum bilgisayarlar; biyoteknoloji; yapay zeka(AI); temiz enerji gibi alanlarda AR-GE’ ye dayalı üstünlük elde etme amacının hedeflendiği anlaşılmaktadır.

Teknolojik Üstünlük, ancak bilimsel yaklaşım ve AR-GE temelinde yükseltilebilecek; inşa edilebilecek bir “katma değer” niteliğini taşımaktadır. Burada önden koşanlar; “Ar-GE işini daha iyi becerenler”, hiç şüphesiz, geleceğin küresel eko-politik dizayn ve mücadelesinde de ön alacaklar; diğerlerinin üzerindeki teknoloji ve know-how temelli üstünlüklerini, başta Teknoloji Transferi ve Dışticaret Avantajı olmak üzere, daha da derinleştireceklerdir. Bu durumda, ne yapmalı; nasıl bir yol izlemeliyiz:

Öncelikle, “AR-GE” kavramını doğru okumak; gereğini de ona göre yapmak gerekir. AR-GE; “Anlaşma (Teknoloji Transferi) Yoluyla Getirme” anlamını taşımaz! “Başkasının teknolojisi”, elbette başka ve onların avantajlarını önceleyip gözeten bir hazır pakete işaret eder ki; bugüne kadar “en ileri” den ziyade, “ikinci-üçüncü el” teknolojilerin ambalajlandığı herkesin malumudur. Elin eski teknolojisi ile yeni kulvarlarda rekabetçi avantaja ulaşmanın formülü ise halen bulunamamıştır!

Üstelik, bizim deyişimiz ile “ bilimsel çalışmanın; yarayışlı bilgi’ye dönüştürülmesi” nden ibaret olan süreç, temel olarak “kültür sahası” na girer ve teknoloji’yi ortaya koyan ile alanlar arasındaki kültürel fark ve hatta tezatların boy gösterdiği bir çatışma alanının varlığı görmezden gelinemez.

AR-GE kavramı, değerli dostumuz Dr. Şeref Oğuz’un da önemle işaret ettiği üzere; “Arakla-Getir” içeriğine en uzak kalınması gereken bir bütün olmak gerekir. Elbette, Japonya’nın yolun başında uyguladığı Copy-cat (Taklit) metodu, ya da, Reverse-Engineering (Tersine Mühendislik) gibi yakın yaklaşım ve kavramların bilincinde olarak, deyim yerindeyse, “hazırlop çözüm” heveslerinin, etik ve legal duruşlarla önünün kesildiği açıktır. Mesele AR-GE olunca, “özgün” ve “yerli” benzeri sıfat ve nitelikler ön plana çıkarılmalı; adeta taçlandırılmalıdır; “orijinal problem- orijinal çözüm” eşleşmesi ancak orijinal/özgün çabalarla sağlanıp, Sürdürülebilir platformlarda geleceğe taşınabilir. Uzun vadeli ve kaliteli büyüme ekseninde erişilecek Kalkınma’nın ana kaynağı, Özgün AR-GE temelli Teknolojik Gelişim ve Verimlilik’ ten geçmektedir.

Ülkemizde, AR-GE Harcamalarının GSYH (Gayrisafi Yurtiçi Harcama) toplamına oranı; son yirmi yılda iki kat artmasına karşın ancak %1,2 düzeyindedir. Amerika için aynı oran; % 3.2 iken, Güney Kore,%5 nispetine yaklaşmıştır. Kişi başına düşen AR-GE Harcaması kriteri bakımından, 312 dolarlık bir rakam karşımıza çıkmakta olup; ABD ‘ nin 1869 dolar seviyesindeki rakamının ancak altıda biri’ ne tekabül etmektedir. Bu rakamların, SAGP(Satınalma Gücü Paritesi) temelinde hesaplandığını belirtmeliyiz.

Ülkede mevcut 1250 civarında AR-GE Merkezi’nde, 72.000 personel( sadece % 2’si Doktora ve üzeri tahsile sahip) faaliyetlerini aralıksız sürdürmektedir. Üçte biri İstanbul’ da olmak üzere 52 ilimizde yerleşik AR-GE Merkezlerinin sırasıyla en çok, Makine-Teçhizat; Otomotiv-Yan Sanayisi ve Yazılım sektörlerine ait olduğu görülüyor. İhracatımızda daima ilk sıralarda yer alan Kimya sektörünün sadece 71 adet merkez ile yedinci sırada kalmış olması, ayrıca dikkat çeken bir tespittir. 198 adet ile toplamın onda birini ancak aşan sayıda yabancı ortaklı firmalara ait merkez bulunduğunu ve bizim birkaç firmamızın da yurtdışında ( başta İrlanda olmak üzere) benzer merkezleri açtığını ayrıca not etmeliyiz.

AR-GE faaliyetleri sözkonusu olduğunda, yapılacak çok iş; atılacak çok adım olduğu ortadadır. Ancak, ülke sınırlı kaynaklarından bu alanda özel sektöre verilen kamu desteğinin hiç de azımsanacak bir düzeyde olmadığını bilmeliyiz. Nitekim, OECD ülkeleri ortalamasının çok üstünde bir kamusal teşvik aktarılmasına rağmen, maalesef orantılı geri dönüş sağlanamamaktadır; “ihracatta yüksek teknoloji oranı” OECD için ortalama %20 düzeyinde iken, Türkiye senelerdir %3 çizgisinin altında takılmıştır.

Ülkemizde yakın-orta vadede örneğin, yarı iletken/çip üretiminin imkan dahilinde olmadığı açıktır. Ancak, AR-GE destek ve temelinde erişilebilir hedeflere doğru sıkı sorgulama ve arayışlara duyulan ihtiyaç ile sistemdeki darboğazların tespit ve çözümü, her zamankinden daha kritik ve öncelikli vadededir.

Diğer Yazıları

Petrol Mücadelesi'nden; Çip Savaşları'na uzanan yol..

Pandemi döneminde küresel ölçekte yaşanılan üretim-tedarik kaynaklı sorunların; gıda-petrol gibi temel kalemlere ilaveten, teknolojik ürünler için de ortaya çıktığını hatırlatarak başlayalım. Bu çerçevede pekçoğumuz nezdinde “kritik önem ve öncelik farkındalığının düşük olduğu” (Elektronik) ÇİP unsurunun hemen ön plana çıktığına şahit olduk. Gerçekten, başta araba ve cep telefonu olmak üzere, teknoloji gerektiren tüm ürünlerin temelinde yer alan yarı-iletkenlerin kritik-stratejik işlevleri, yeniden ve adeta metazori şekilde gözönüne getirilmiş oldu.

Devamını Oku 25.09.2022

Küresel ekonomide; "Kaya" ile "Sert Zemin" arasında kalmak..

Bu haftaki makalemizin başlığı, İngilizce; “ Caught Between a Rock and a Hard Place “ deyiminden ilhamını alıyor ve bilindiği üzere, Türkçemizde; “ İki Arada, Bir Derede Kalmak “ veya “ Aşağı Tükürsen Sakal, Yukarı Tükürsen Bıyık! “ gibi deyişler ile örtüşüyor. Küresel konjonktürdeki gidişat ve buna paralel vaziyet edişlere bakıldığında, “ Enflasyon “ ile “ Resesyon “ sert tercihleri arasında kalınıp, adeta sıkışıldığına dair emareler ön plana çıkıyor.

Devamını Oku 18.09.2022

OVP; “tahmin” ile “temenni” ortasında..

Ekonomide ileriye yönelik tüm tahmin ve öngörüler, temel kabul ile varsayımlar’ın ortaya konması ile başlar. Kabul gören bu genel çerçeve üzerine, uygun tahminleme teknikleri-hesaplama metotları dikkatle uygulanarak, ileriye yönelik rakamlar elde edilir. Henüz yaşanmamış gelecek’teki BELİRSİZLİK, bu suretle bir nebze azaltılmaya; “önceden hazırlanma-duruma şimdiden vaziyet etme” ihtimal ile imkanının elde edilmesine çalışılır. İleri derecede uzmanlık ve alanda yetkinlik gerektiren bu süreç; “Teknik” yönü ağır basmak ile birlikte, “Şans” ve “Kader” gibi kontrol-dışı faktörlerin etkisi altındadır.

Devamını Oku 11.09.2022
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS