Prof. Dr. Murat Ferman Prof. Dr. Murat Ferman

Küresel Ticaretin Geleceği

25.09.2026 Cuma | 08:07Son Güncelleme:

81.Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun hemen ardından düzenlenen ABD-Çin Liderler Zirvesi merakla takip ediliyor. Ele alınacak konular arasında, önümüzdeki ay sona erecek bir yıl süreli “ticaret ateşkesi” sonrası küresel ticaretin gelişme ve açılım senaryoları bulunuyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Dünyanın sıralı en büyük iki ekonomisi arasındaki ticaret aranjman ve/veya çatışmaları, küresel ticaretin geleceğini doğrudan etkiliyor. ABD Hazine Bakanı Bessent’in; “gümrük tarifelerini düşük düzeyde tutmak ve nadir elementlerin ticaretini sürdürmek amacıyla altı aylık bir uzatma mutabakatına varıldığı” yönündeki erken açıklamaları henüz Çin tarafından konfirme edilmiyor. Trump’ın; Kasım ayındaki seçimler öncesindeki “kırılgan” durumunu, sonuna kadar kendi lehine çevirmeyi amaçlayan Şi portresi gittikçe net hale geliyor.

Bir taraftan, zirve öncesi yüklü miktarda soya fasulyesi ithal eder iken, ilaveten, Çin bankalarının İran’a yönelik ekonomik ambargo uygulamalarına katılım taleplerinin önünü hemen kesme stratejilerini uyguladığı değerlendiriliyor. Olası bir anlaşmazlık veya kuvvetli uyuşmazlık hal ve gelişmesinde, tüm dünya ekonomisini etkisi altına alacak yeni bir Ticaret Savaşları dönemine sürüklenme riski ortada duruyor. Üstelik, bu eksen ve kapsamda daha önce yaşanmış sıkıntılı süreçlerden hareketle, endişe verici bir Eko-Politik iklimin ağırlığından henüz kurtulma imkanı görülmüyor.

“Güveni Yeniden Tesis Etmek, Dönüşümü Yönetmek: Herkes İçin Sonuç Üreten BM” sloganı ile toplanan BM Genel Kurulu sonrasında hangi somut sonuç ve kazançların elde edildiği henüz berraklık kazanmıyor. Ancak, seksen yılını geride bırakan yerleşik finansal mimari çerçevesinde dönüşüm ve güven tazeleme beklentilerinin hangi kapsam ve derinlikte karşılanabileceği soruları zihinleri işgal ediyor. İşte tam bu süreçte, sözü edilen yerleşik nizamın önemli kurumlarından birisi olan Dünya Ticaret Örgütü (WTO) tarafından 15 Eylül tarihinde yayınlanan ve adeta bir “manifesto” niteliği taşıyan kapsamlı çalışmaya dikkatleri çevirmek gerekiyor:

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Öncü yapılanması olarak nitelendirilen ve 1948’de kurulan GATT (Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması) işlevini 1995 yılından bu yana üstlenen WTO (Dünya Ticaret Örgütü) Birleşmiş Milletler zirvesinin hemen öncesinde 2026 Dünya Ticaret Raporu’ nu paylaşıyor. 196 sayfalık bu kapsamlı çalışma; “ Kritik Bir Kavşakta Küresel Ticaret Sistemi” başlığını taşıyor. (*)

Halen 166 ülkenin üyesi bulunduğu Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), son dönemlerde, ABD kaynaklı etkisizleştirme ve hatta itibarsızlaştırma operasyonlarına hedef oluyor. Amerika, kurucusu ve banisi bulunduğu “müesses (kurulu) nizam” yapılanmasını oluşturan diğer kimi kurumlara (Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü, vb.) reva gördüğü muamele ve yaklaşımı DTÖ’den de esirgemiyor! Bu rapor ile Dünya Ticaret Örgütü’nün adeta “karşı bir manifesto” yayınladığı değerlendiriliyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

GATT kapsamında 1940’larda sınırlı sayıda ülke arasında yapılan tarife anlaşmaları ile başlayan sürecin bir panoraması çizilerek günümüze kadar dünya ticaretinin elli kat kadar büyüdüğüne vurgu yapılıyor. Günümüzde küresel ticaretin %98 oranında DTÖ çerçevesi içerisinde gerçekleştiğine özellikle dikkat çekiliyor. Gümrük tarife ve engellerinin düşürülmesi ve ticaretin serbestleştirilmesi kulvarında elde edilen gelişmelerin tamamen DTÖ eliyle sağlandığı ifade ediliyor. Tüm engelleme ve karşıt duruşlara (ikili anlaşmalar, mütekabil tarifeler, ticaret savaşları, vb.) karşın, dünya ticaretinin hukuksal çerçevesini DTÖ teşkil etmeyi sürdürüyor. Küresel mal ticaretinin %70’inden fazlası, hala örgüt üyelerinin kapsamına girdikleri; “en ziyade müsaadeye mazhar/kayrılan ülke” statüsü üzerinden işlediği biliniyor. Bununla birlikte, küresel ticarette elde edilen kazanımlar üye ülkeler arasında eşit bir dağılım tablosunu sağlamada yetersiz kalmış olup, en az gelişmiş ülkelerin dünya ticaretindeki payları %1 oranının altında kaldığı anlaşılıyor. Nitekim, geliştirilmeye açık bu ve benzeri durumlar nedeniyle, mevcut kural ve işleyişin aynen ve tamamen muhafaza edilmesinden ziyade, “ DTÖ kurallarına dayalı karşılıklı işbirliğinin; değişen ve gelişen koşullara uyarlanması” görüşünün ön plana çıkarıldığı görülüyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Yaşanan Jeo-Politik gelişmeler ve bağlantılı Eko-Politik dinamikler göz önüne alınarak 2050 yılı erimi esas alınarak ortaya konulan üç farklı gelecek senaryosu, çalışmanın ilgi uyandırıcı yönünü teşkil ediyor.

DTÖ ekseninde sürdürülecek “Güçlendirilmiş Çok Taraflı İşbirliği” modelinin, belirli revizyon ve dokunuşlar ile devamı durumunda Küresel GSYH’de %3; Küresel İhracat kaleminde ise %18 büyüme öngörülüyor. Bu senaryonun DTÖ’nün “önerdiği şık” olduğuna hiçbir şüphe bulunmuyor!

“Jeo-Politik Bloklara Ayrılmış Dünya” senaryosunda ise durum daha kötümser bir serimi önümüze çıkarıyor ve bu kez, hem Küresel GSYH’de %5 ve hem de, Küresel İhracat kulvarında ise %19 düşüş tahmin ediliyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Nihayet, özellikle Trump dönemleri ABD’si tarafından, DTÖ devreden çıkarılarak pazarlık ile yapılandırılan ve yürütmeye sokulan “Serbest Ticaret Anlaşmaları Ağı” yaklaşımının hakim kılındığı bir senaryoda; Küresel GSYH’nin Küresel İhracat kalemlerinde sırasıyla %7 ve %27 düşüş öngörüleri karşımıza çıkıyor.

Küresel ticarette yer alan ülkeler arasındaki ekonomik güç, rekabetçi duruş ve pazar payları sürekli değiştiği için yeni düzenlemelere gerek duyulduğu; Çin başta gelmek üzere farklı devlet teşvik ve sübvansiyonları karşısında ortak zemin oluşturulması gerektiği; elektronik ticaret ve benzeri yeni kulvarlarda yaşanan gelişmeleri sisteme daha gerçekçi olarak yansıtma gerekliliği ve elbette Jeo-Politik gelişmeler ekseninde yaşanan gelişmeler ekseninde vaziyet etme ihtiyacına özellikle dikkat çekildiği görülüyor.

Sonuç olarak, DTÖ Genel Sekreteri’nin belirttiği üzere; “ Reform çalışmaları ile güncellenmiş ve güçlendirilmiş ve DTÖ çatısı altında sürdürülen bir Çok Taraflı Ticaret Sistemi” seçeneğinin en gerçekçi tercihi işaret ettiği hükmünün savunulduğu bir değerlendirme karşımızda duruyor. Ülkemizin kendi özgün koşulları ve gelişen küresel gelişmeler karşısında rekabetçi ticaret politikaları kulvarında karşısında beliren tehdit ile fırsatları ayrıca masaya yatırmak gerekiyor.

(*) “World Trade Report 2026- A Critical Juncture For The World Trading System”, World Trade Organization, 2026.

Günlük Haber Özetiniz