Prof. Dr. Murat Ferman Prof. Dr. Murat Ferman

SAVAŞ-SİLAH EKONOMİSİ

12.03.2026 Perşembe | 07:36Son Güncelleme:

Bölgesel çerçevede devam eden ancak eko-politik etkileri tüm dünyaya yayılan bir savaş iklimi yaşanıyor. Bir taraftan, savaşın petrol fiyatları başta olmak üzere dayattığı Savaş Ekonomisi dinamikleri gündeme gelir iken, öte yandan Silah Sanayi Ekonomisi artan talebe cevap vermeye; harcanan mühimmatı ikmale çalışıyor!

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Savaş Ekonomisi, zaman ve zemine bağlı olmaksızın, hemen daima belirli eko-politik okuma ve davranışları gündeme getiriyor. Bunların arasında; “belirsizlik/tehdit algısında artış”, “enerji ve benzeri temel metalarda fiyat-maliyet yükselişine dair kaygı”, “güvenli liman arayışı”, “bekle-gör anlayışına yönelme” gibi faktörler ön plana taşınıyor. Genel-geçer bir deyişle; Savaş Ekonomisi koşulları, fırsatçı kesimler dışında, tüm kişi ve kurumlar açısından “olumsuz” bir tabloyu temsil ediyor. Oysa, Silah Ekonomisi bakımından, “hareket-bereket” kavramının aktif hale geçtiği bir konjonktürden bahsetmek gerekiyor. Bir taraftan, savaşan tarafların harcanan mühimmat/ekipman tamamlama siparişleri, diğer taraftan, artan tehdit/hazırlık temelinde ortaya çıkan yeni siparişler sektörü güçlendiriyor. Savaşın acı ve hatta insanlık dışı olarak nitelendirilebilecek yönleri geçerli kalmak üzere, Silah Sanayi bu insanlık trajedisinden güç almaya devam ediyor. Dünya Silah Sanayi, yükselen jeo-politik gerilimler ve yaşanan savaş koşulları desteğinde 800 milyar dolarlık bir hacmi aşmış görünüyor. Söz konusu hacmin yarısına yakın kısmı, Amerika Birleşik Devletleri tarafından gerçekleştiriliyor.

Küresel silah ticaretinde geride bırakılan beş yılda, önceki beş yıl ortalamasına göre %10 civarında artış kaydedildiği görülüyor. Stokholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) tarafından yayınlanan ilgili yayın ve istatistikler, bu kulvarda yaşanan gelişmeleri kayıt altına alıyor. SIPRI tarafından yayınlanan 2025 Silahlanma Yıllığı, adeta bu alanın temel referans kaynağı olarak tanınıyor. An itibarıyla, ABD, küresel silah ticaretinin açık ara birincisi (%42) olarak karşımıza çıkıyor. İkinci sırada yer alan Fransa’nın payı ancak %10’a yaklaşırken, takip eden kategorilerde Rusya (%7), Almanya (%6) ve Çin(%6) yer alıyor. Dünyada, silah tedarik ve ticaretinde aktif olan ülke sayısının 66 adede ulaştığı ifade ediliyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Bu durumda, ifade edilen ilk beş ülkenin tüm ticaret hacminin üçte ikisini karşıladığı hesaplanıyor. İlgili ülkeler arasında Türkiye’nin %2’lik bir oranla, İspanya’yı takiben 11. sırada yer aldığı ifade ediliyor. Türkiye’nin en büyük müşterileri sıralamasında Pakistan ilk sırada yer alıyor. Dünyada en fazla silah ithal eden ülke statüsünü ise Avrupa ülkeleri işgal ediyor. ABD silah ihracatının %38’inin Avrupa’ya yönelik olarak gerçekleşmesi, Ukrayna’da beşinci yılına ilerleyen savaş koşullarına bağlanıyor. İlaveten, NATO üyelerine yapılan ihracatın %60’ı ve Orta Doğu ülkelerine gerçekleştirilen ihracatın %55’i, gene Amerika tarafından kaynaklanıyor. En büyük silah ihracatçıları arasında yedinci sırada yer alan İsrail’in, son beş yıl içerisinde ihracatını %60 oranında arttırdığı ifade ediliyor. Aynı dönemde, Rusya’nın silah ihracatının %70 oranında azaldığı görülüyor.

Küresel ölçekte silah ithal eden ülke klasmanına bakıldığında ilk sırayı savaştaki Ukrayna alır iken, onu; sırasıyla, Hindistan, Suudi Arabistan, Katar ve Pakistan takip ediyor. İthalat sıralamasında Türkiye, son beş yılda dışa bağımlılığını %10 oranında düşürerek, 24. sırada yer alıyor. Avrupa’nın, uzun yıllar sonra, dünyada en fazla silah ithal eden bölge haline gelmesi dikkatle not ediliyor. Tam bu noktada, SIPRI gibi alanında saygın kuruluşların silah ticareti gerçeğinin “kayıtlı” yüzünü gösterdiği gerçeğini unutmamak gerekiyor. Yasadışı silah ticareti ve silah kaçaklığı ise, belki de görünenden fazlasını kapsıyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Bir taraftan savaşan ülkelerin dayanma güçleri ve kaynak ayırma yetkinlikleri temelinde “varoluş” sorularının gündeme geldiği, öte yandan, silah sanayiinin adeta “yeniden hayat bulduğu” bir zeminde ilerleniyor. Enerji tesisleri ve alt yapılar gibi ekonomik hedeflere, Hürmüz Boğazı başta olmak üzere lojistik kanallara yönlendirilen saldırıların ekonomik tahribatı sürerken, silah sanayiinde üretim ve stok yenileme ile Silah Ekonomisi belki de daha yüksek bir tempo kazanıyor