Barış beklentilerinin yeniden ön plana çıktığı bu süreci dikkatle takip etmek ve farklı sonuç senaryolarına karşı hazırlıklı olmak gerekiyor. Esasen, yaşanan son gelişmeleri; eko-politik gidişat karşısında önceden hazırlıklı, donanımlı ve Pro-Aktif olmanın önem ve zaruretine dair en güncel örnek kimliği ile çalışmak, bir zaruret olarak karşımıza çıkıyor. Bu durumun icabını yerine getirme bakımından, mevcut durumu tespit etmek ve anlık hasar tespiti yapmak, atılacak ilk adım olarak görülüyor. Deniz muharebe teknik ve taktiklerinde görüldüğü üzere, sıcak çatışma koşullarında, “önce gemide hasar tespiti yapıldığı ve buna göre yara savunma acil paketinin hemen devreye sokulduğunu” hatırlamak gerekiyor. Pek çok ülkede hemen uygulamaya geçilen enerji kullanımı tasarruf tedbirleri; ihracat yasaklamaları; farklı merkez bankalarının rezerv ve/veya faiz operasyonları da, bu cümleden sayılıyor. Bölgesel nitelikli savaşın, başta petrol ve yan ürünleri üzerinden ortaya çıkarttığı eko-politik etkiler, dünyanın tamamını etki sahası içine çekmiş bulunuyor.
Enerji ekonomisinde, işin alıcı/müşteri tarafını temsil eden IEA (Uluslararası Enerji Ajansı) Başkanı Fatih Birol’un, mevcut durumu; “1971 ve 1979 Petrol Şokları ile 2022 Ukrayna işgali krizlerinin toplamını aşan etki seviyesinde” değerlendirmesi ve “şimdiye kadar sistemden kaybedilen petrol ve gaz miktarının bu durumu somut olarak gösterdiğini” ifade etmesi önemle not ediliyor. Hürmüz Boğazı’nın kısa sürede eski rutine dönmesi durumunda dahi, zarar gören tesis ve altyapıların yeniden inşası için gereken zaman da düşünüldüğünde, alınan hasarın orta-uzun vadeli olumsuz etkileri yok edilemiyor. Keza, 2022 yılındaki Ukrayna hadisesinde, artan enerji maliyetlerinin mesela Avrupa Birliği ülkelerine milli gelirlerinin %5’ine ulaşan ek maliyetler getirdiğini hatırlamak gerekiyor. An itibarıyla, İkili (Çifte) Risk (enflasyon yukarı; büyüme aşağıya) sendromunun, küresel planda işlemeye ve geçerlilik kazanmaya başladığı görülüyor. Nitekim, Stagflasyon (daralma konjonktüründe enflasyon) yöneliş ile ihtimallerinin, daha yoğun bir tempoda değerlendirmelere dahil edildiği izleniyor. Üstelik, küresel ekonomide sadece durgunluk/küçülme ve enflasyonda artış senaryoları değil ve fakat, Warflation (savaş kaynaklı enflasyon) kavramı ile nitelendirilen yeni açılımlar radara giriyor. Geçerlilik kazanmış ateşkes statüsünde bir bozulma ve yeniden savaş koşullarına dönme ihtimali gündemde kaldığı bir serimde, arz temelli fiyat artışlarını risk haritasından çıkarmak mümkün olmuyor. Nitekim, Goldman Sachs, güncel bir değerlendirmesinde; ateşkesin bozulması ve Orta Doğu’da günde iki milyon varile ulaşan üretim/arz kaybının sürmesi durumunda, yıl sonu petrol fiyatları için 115 Dolar seviyesini hesaba dahil ediyor.
İslamabad ev sahipliğinde başlayan ateşkes görüşmelerinin ilk turundan anlaşma sağlanamadığı yolundaki erken duyumlar, bundan sonra yaşanacak gelişme ile ortaya çıkacak alternatif senaryolara hazırlıklı olma işinde hassasiyeti arttırıyor. Daha önce bu satırlarda ele aldığımız üzere (*) küresel/makro ölçekli etki dalgası ve sertleşen iklim koşullarına “yumuşak karın” ile yakalanmamak gerekiyor. Eğer hal ve koşullar, ülkemiz özelinde olduğu üzere, bu yönde tecelli ediyorsa, bir yandan “hasar durum tespiti” yapar iken, aynı anda “yara savunma” protokollerini devrede tutmak gerekiyor.
Enerji Bakanı Bayraktar’ın ifade ettiği üzere; “petrol varil fiyatındaki her bir Dolarlık artışın; ülkemize ek maliyetinin dörtyüz milyon Dolar olarak yansıyacağı” tespiti elimizde bulunuyor. O halde, net enerji ithalatçısı kimliğimizle, ortalama yüz Dolarlık bir petrol fiyat seyrinin, sadece fatura tutarında onbeş milyar Dolar ek yük getireceği, doğal gaz kulvarında ise, savaş maliyetinin on milyar Doları aşkın bir tutara işaret ettiği görülüyor. Benzer bir yaklaşımla, 65 milyar Dolar civarında öngörülen enerji temin maliyetinin; 100 milyar Doları aşması riski ihtimal dahiline alınıyor. Savaş koşulları altında eşel mobil sistemi üzerinden devreye sokulan ÖTV esnekliği ile aslında bir yara savunma amacı güdüldüğü; bunun bir palyatif/geçici nitelik taşıdığını vurgulamak gerekiyor.
Bakan Şimşek, buradaki tabloyu; “mazotun litre fiyatının 103 Lira yerine 86 Lira; benzinin ise 78 Lira yerine 64 Lira olması” güncel tespiti ile paylaşıyor. Ayrıca, savaşın; uygulanan ekonomik programda hedeflere ulaşma süresini ortalama bir yıl uzatacağı, enflasyonda üç puanlık artış, cari açıkta bir puanlık yükseliş ve büyümede bir puanlık düşüş etkisi doğuracağını da ifade ediyor. İlaveten, 162 milyar Dolara ulaşan rezerv düzeyimiz ve swap hariç nette de artıda olduğumuza önemle vurgu yapılıyor. Bu arada, yastık altı kategorisinde vatandaşın birikim miktarının 640 milyar Dolar civarında bulunduğunu en yetkili isimden ilk kez duymak mümkün oluyor.
Güncel durumu yansıtan 94. Hesap dönemi bilançosuna göre TCMB (Merkez Bankası) bilanço büyüklüğü 12,4 trilyon Lira ve bankanın altın varlığı 4,83 trilyon Lira tutarına ulaşıyor. İsviçre ve Londra merkezli uluslararası kaynaklar, Şubat sonundan bu yana TCMB altın satışlarının 50 tonu aştığı ve bu gelişmenin, küresel altın fiyatlarını aşağıya çekici etki doğurduğunu değerlendiriyor. Yükselen kur riskine karşı, Merkez’in elli milyar Dolara ulaşan rezerv satışı; altı milyar Doları aşan (yabancıların) tahvil çıkışı; sıcak para/hisse senedi piyasalarından yirmi milyar Doları aşan çıkış gibi tahminler çerçevesinde kısa dönemli hasar tespitine yaklaşmak mümkün görülüyor. Bu kestirimlere, elbette, yıllık ihtiyacımızın büyük bölümü ithal yoluyla temin edilen sentetik gübre fiyatlarında şimdiden ortaya çıkan %25’lik fiyat artışları benzeri diğer ek hasar verici faktörleri de dahil etmek gerekiyor.
Uluslararası derecelendirme kuruluşlarından S&P’ nin takvime bağlı Nisan değerlendirmesi beklenir iken, bir diğer kuruluş Fitch’in, takvim dışı güncelleme ile ülke kredi notu görünümü için aşağı yönlü düzenleme yapması dikkat çekiyor. Görünümün; mevcut pozitif’ten, durağan seviyesine çekilmesi, kısa vadeli olumsuz piyasa etkisi bakımından zayıf, ancak orta vadeli “yara savunması” cephesinde ağırlaşan bir tabloyu karşımıza çıkarıyor. Savaşın ilk anlarından itibaren, CDS (borç temerrüt primi) kulvarında aleyhte gelişmeler gören Türkiye, ateşkes ile birlikte gene 200’lü seviyelere dönmekle birlikte, Fitch açıklaması, yakın dönem için “yatırım yapılabilir seviyeye yükseltilme” beklentilerinin önünü kesmiş bulunuyor.
Savaş koşullarına, başta enflasyon olmak üzere “yara almaya açık ve savunması daha zor ve karmaşık bir yumuşak karın” ile girmek durumunda kalan ülkemizin; “İhtiyatlı İyimserlik dairesinden çıkmadan ve Gerçekçi Yaklaşım temelinden ayrılmadan” eko-politik süreçlere vaziyet etmesi daha kritik hale geliyor.
(*) “Ekonomide Yumuşak Karın Sendromu”, cnnturk.com , 27.03.2026 tarihli yazımız.
Barış beklentilerinin yeniden ön plana çıktığı bu süreci dikkatle takip etmek ve farklı sonuç senaryolarına karşı hazırlıklı olmak gerekiyor. Esasen, yaşanan son gelişmeleri; eko-politik gidişat karşısında önceden hazırlıklı, donanımlı ve Pro-Aktif olmanın önem ve zaruretine dair en güncel örnek kimliği ile çalışmak, bir zaruret olarak karşımıza çıkıyor. Bu durumun icabını yerine getirme bakımından, mevcut durumu tespit etmek ve anlık hasar tespiti yapmak, atılacak ilk adım olarak görülüyor. Deniz muharebe teknik ve taktiklerinde görüldüğü üzere, sıcak çatışma koşullarında, “önce gemide hasar tespiti yapıldığı ve buna göre yara savunma acil paketinin hemen devreye sokulduğunu” hatırlamak gerekiyor. Pek çok ülkede hemen uygulamaya geçilen enerji kullanımı tasarruf tedbirleri; ihracat yasaklamaları; farklı merkez bankalarının rezerv ve/veya faiz operasyonları da, bu cümleden sayılıyor. Bölgesel nitelikli savaşın, başta petrol ve yan ürünleri üzerinden ortaya çıkarttığı eko-politik etkiler, dünyanın tamamını etki sahası içine çekmiş bulunuyor.
Enerji ekonomisinde, işin alıcı/müşteri tarafını temsil eden IEA (Uluslararası Enerji Ajansı) Başkanı Fatih Birol’un, mevcut durumu; “1971 ve 1979 Petrol Şokları ile 2022 Ukrayna işgali krizlerinin toplamını aşan etki seviyesinde” değerlendirmesi ve “şimdiye kadar sistemden kaybedilen petrol ve gaz miktarının bu durumu somut olarak gösterdiğini” ifade etmesi önemle not ediliyor. Hürmüz Boğazı’nın kısa sürede eski rutine dönmesi durumunda dahi, zarar gören tesis ve altyapıların yeniden inşası için gereken zaman da düşünüldüğünde, alınan hasarın orta-uzun vadeli olumsuz etkileri yok edilemiyor. Keza, 2022 yılındaki Ukrayna hadisesinde, artan enerji maliyetlerinin mesela Avrupa Birliği ülkelerine milli gelirlerinin %5’ine ulaşan ek maliyetler getirdiğini hatırlamak gerekiyor. An itibarıyla, İkili (Çifte) Risk (enflasyon yukarı; büyüme aşağıya) sendromunun, küresel planda işlemeye ve geçerlilik kazanmaya başladığı görülüyor. Nitekim, Stagflasyon (daralma konjonktüründe enflasyon) yöneliş ile ihtimallerinin, daha yoğun bir tempoda değerlendirmelere dahil edildiği izleniyor. Üstelik, küresel ekonomide sadece durgunluk/küçülme ve enflasyonda artış senaryoları değil ve fakat, Warflation (savaş kaynaklı enflasyon) kavramı ile nitelendirilen yeni açılımlar radara giriyor. Geçerlilik kazanmış ateşkes statüsünde bir bozulma ve yeniden savaş koşullarına dönme ihtimali gündemde kaldığı bir serimde, arz temelli fiyat artışlarını risk haritasından çıkarmak mümkün olmuyor. Nitekim, Goldman Sachs, güncel bir değerlendirmesinde; ateşkesin bozulması ve Orta Doğu’da günde iki milyon varile ulaşan üretim/arz kaybının sürmesi durumunda, yıl sonu petrol fiyatları için 115 Dolar seviyesini hesaba dahil ediyor.
İslamabad ev sahipliğinde başlayan ateşkes görüşmelerinin ilk turundan anlaşma sağlanamadığı yolundaki erken duyumlar, bundan sonra yaşanacak gelişme ile ortaya çıkacak alternatif senaryolara hazırlıklı olma işinde hassasiyeti arttırıyor. Daha önce bu satırlarda ele aldığımız üzere (*) küresel/makro ölçekli etki dalgası ve sertleşen iklim koşullarına “yumuşak karın” ile yakalanmamak gerekiyor. Eğer hal ve koşullar, ülkemiz özelinde olduğu üzere, bu yönde tecelli ediyorsa, bir yandan “hasar durum tespiti” yapar iken, aynı anda “yara savunma” protokollerini devrede tutmak gerekiyor.
Enerji Bakanı Bayraktar’ın ifade ettiği üzere; “petrol varil fiyatındaki her bir Dolarlık artışın; ülkemize ek maliyetinin dörtyüz milyon Dolar olarak yansıyacağı” tespiti elimizde bulunuyor. O halde, net enerji ithalatçısı kimliğimizle, ortalama yüz Dolarlık bir petrol fiyat seyrinin, sadece fatura tutarında onbeş milyar Dolar ek yük getireceği, doğal gaz kulvarında ise, savaş maliyetinin on milyar Doları aşkın bir tutara işaret ettiği görülüyor. Benzer bir yaklaşımla, 65 milyar Dolar civarında öngörülen enerji temin maliyetinin; 100 milyar Doları aşması riski ihtimal dahiline alınıyor. Savaş koşulları altında eşel mobil sistemi üzerinden devreye sokulan ÖTV esnekliği ile aslında bir yara savunma amacı güdüldüğü; bunun bir palyatif/geçici nitelik taşıdığını vurgulamak gerekiyor.
Bakan Şimşek, buradaki tabloyu; “mazotun litre fiyatının 103 Lira yerine 86 Lira; benzinin ise 78 Lira yerine 64 Lira olması” güncel tespiti ile paylaşıyor. Ayrıca, savaşın; uygulanan ekonomik programda hedeflere ulaşma süresini ortalama bir yıl uzatacağı, enflasyonda üç puanlık artış, cari açıkta bir puanlık yükseliş ve büyümede bir puanlık düşüş etkisi doğuracağını da ifade ediyor. İlaveten, 162 milyar Dolara ulaşan rezerv düzeyimiz ve swap hariç nette de artıda olduğumuza önemle vurgu yapılıyor. Bu arada, yastık altı kategorisinde vatandaşın birikim miktarının 640 milyar Dolar civarında bulunduğunu en yetkili isimden ilk kez duymak mümkün oluyor.
Güncel durumu yansıtan 94. Hesap dönemi bilançosuna göre TCMB (Merkez Bankası) bilanço büyüklüğü 12,4 trilyon Lira ve bankanın altın varlığı 4,83 trilyon Lira tutarına ulaşıyor. İsviçre ve Londra merkezli uluslararası kaynaklar, Şubat sonundan bu yana TCMB altın satışlarının 50 tonu aştığı ve bu gelişmenin, küresel altın fiyatlarını aşağıya çekici etki doğurduğunu değerlendiriyor. Yükselen kur riskine karşı, Merkez’in elli milyar Dolara ulaşan rezerv satışı; altı milyar Doları aşan (yabancıların) tahvil çıkışı; sıcak para/hisse senedi piyasalarından yirmi milyar Doları aşan çıkış gibi tahminler çerçevesinde kısa dönemli hasar tespitine yaklaşmak mümkün görülüyor. Bu kestirimlere, elbette, yıllık ihtiyacımızın büyük bölümü ithal yoluyla temin edilen sentetik gübre fiyatlarında şimdiden ortaya çıkan %25’lik fiyat artışları benzeri diğer ek hasar verici faktörleri de dahil etmek gerekiyor.
Uluslararası derecelendirme kuruluşlarından S&P’ nin takvime bağlı Nisan değerlendirmesi beklenir iken, bir diğer kuruluş Fitch’in, takvim dışı güncelleme ile ülke kredi notu görünümü için aşağı yönlü düzenleme yapması dikkat çekiyor. Görünümün; mevcut pozitif’ten, durağan seviyesine çekilmesi, kısa vadeli olumsuz piyasa etkisi bakımından zayıf, ancak orta vadeli “yara savunması” cephesinde ağırlaşan bir tabloyu karşımıza çıkarıyor. Savaşın ilk anlarından itibaren, CDS (borç temerrüt primi) kulvarında aleyhte gelişmeler gören Türkiye, ateşkes ile birlikte gene 200’lü seviyelere dönmekle birlikte, Fitch açıklaması, yakın dönem için “yatırım yapılabilir seviyeye yükseltilme” beklentilerinin önünü kesmiş bulunuyor.
Savaş koşullarına, başta enflasyon olmak üzere “yara almaya açık ve savunması daha zor ve karmaşık bir yumuşak karın” ile girmek durumunda kalan ülkemizin; “İhtiyatlı İyimserlik dairesinden çıkmadan ve Gerçekçi Yaklaşım temelinden ayrılmadan” eko-politik süreçlere vaziyet etmesi daha kritik hale geliyor.
(*) “Ekonomide Yumuşak Karın Sendromu”, cnnturk.com , 27.03.2026 tarihli yazımız.