İlgili değerlendirmelerin ilk adımında, varılan çerçeve mutabakatın derin anlam yüklü başlığına; “Karşılıklı, Adil ve Dengeli Ticaret Anlaşması” ibaresine dikkat çekmek gerekiyor. Trump’ın başkan adaylığı menziline girdiği andan başlayarak yaklaşık on yıldır takındığı tavır ve sergilediği politika ile değişken uygulamalar göz önüne getirildiğinde, başlık ibaresinin, ağırlıkla bir temenni ve/veya halkla ilişkiler manevrasına daha yakın durduğu görülüyor. Ancak, taraflar arasında genel mutabakatın sağlandığı 27 Temmuz tarihinden kısa bir müddet sonra artık elde “kesinleşmiş ve deklare edilmiş” bir çerçeve anlaşmanın bulunduğu izleniyor.
2024 yılında 1.6 trilyon dolarlık bir hacme ulaşan ve Ürünler (867 milyar dolar) ile Hizmetler (817 milyar dolar) arasında dengeli bir dağılımın bulunduğu bu kulvarda, günlük dış ticaret hacminin 4.2 milyar dolar düzeyinde gerçekleştiğini hatırlatmak gerekiyor. Küresel ticaretin tamamlayıcı bir faktörü olan Karşılıklı Yatırımlar konusunda ise 5 trilyon doları aşan hacimler karşımıza çıkıyor. Türkiye’nin (revize görmemiş) Gümrük Birliği üzerinden ortaklık statüsü ve AB’nin en büyük dış ticaret ortağımız olması düşünüldüğünde, dev anlaşmanın, ülkemiz için daha ileri ve yaşamsal açılımlara işaret ettiği değerlendiriliyor.
Belirli bir aşamada %30 düzeyine çıkarılan ABD gümrük vergisinin, AB için yarı yarıya, adeta bir son dakika kararı olarak düşürüldüğü hatırlarda yer alıyor. Buna karşın AB’nin Amerika karşısında her hangi bir gümrük vergisi uygulama tasarrufundan vaz geçtiği kayıtlara geçiyor. Böylece, BREXIT ile Birlik’ten henüz ayrılan İngiltere’ye tanınan %10 düzeyinden yukarıda kalsa da, AB görece avantajlı bir tarife oranı ile ilerleme imkanı yakalamış oluyor. Genel bir yaklaşımla ifade edilirse; AB, kendi pazarına ABD mahreçli ürünlerin girişinde adeta mutlak serbestlik tanırken, kendisi için ilaç; yarı iletkenler, otomotiv ve kereste gibi özellikli ürünler bakımından istisna kategorisine girme imtiyazına kavuşuyor. Buna karşılık, AB, üç yıl içinde 750 milyar dolarlık sıvılaştırılmış doğalgaz, petrol ve nükleer enerji alımının yanısıra, 40 milyar dolar tutarında yarı iletken ithalatını garanti ediyor. Avrupalı şirketlerin gene üç yıl zarfında ABD’de 600 milyar dolarlık stratejik sektör yatırımı taahhüdü imza altına alınmış bulunuyor. İlaveten, NATO kurumsal yapısı içerisinde işletilmek üzere, ABD’den savunma araçları alımına öncelik ve ağırlık tanınacağı ibaresi dikkat çekiyor. Karbon salımı ile ilgili düzenlemelerden; telif hakları ve dijitalleşme kulvarına kadar pek çok bahis, toplam ondokuz başlık altında bir çerçeveye bağlanmış; imza altına alınmış bulunuyor.
İlk değerlendirmelerde, “kazançlı çıkan tarafın ABD olduğu” görüşü ağırlık kazanıyor. Ancak, başta AB yatırım ve satın alma taahhütleri gelmek üzere, ileri tartışma ve arka plan okumalarına açık bir döneme girildiğine dair kuşku bulunmuyor. Aynı durum ve tespit; ülkemiz için daha kritik ve yüksek önemde bir geçerliliği yansıtıyor. Zira, hemen ilk planda, “Türkiye’nin ABD ile başta ihracat olmak üzere dış ticaret avantajının ortadan kalktığını” görmek gerekiyor. AB’nin karşılaştığı tarife %30’dan %15’e düşerken, Türkiye’nin oranı %15’e yükselmiş bulunuyor. Geçen yıl itibarıyla, toplam ihracatımızın %6.2 sini oluşturarak “En Fazla İhracat Yapılan Ülkeler” arasında birinci Almanya ve üçüncü sıradaki İngiltere arasına yerleşen ABD pazarındaki opsiyonlarımız daralmış bulunuyor. Geçtiğimiz dönemde hızlı bir çıkış yakaladığımız Amerikan ihracat pazarında yükseliş potansiyelimize ket vuruluyor; Mısır’a göçen ve oradan ihracata geçen giyim sektörü; gerçekleşmeyen gümrük birliği revizyonu ve benzeri olumsuz faktörlerin etkisi daha da derinleşiyor. Bir numaralı ihracat pazarımız Almanya’dan gelen olumsuz büyüme/daralma güncel rakamları da işin cabasını oluşturuyor.
ABD-AB arasında ortaya konulan çerçeve anlaşma, yeni bir aşamaya giren ve Çin; Hindistan ve Rusya gibi büyük ülkeleri kapsayan yeni gelişmelere açık bir istikbali işaret ediyor. Türkiye’nin öncelikli ve kapsamlı olarak bir Durum Analizi gerçekleştirmesi; alternatif senaryoları çalışması gerekiyor. Bu süreçte, yıllardır gerçekleş(e)meyen Gümrük Birliği Revizyonu; Ticaret Anlaşmaları (Tercihli ve Serbest) Revizyon ve Yenilerinin İmzalanması adımlarına öncelik verilmesi elzem oluyor. Türkiye’nin uluslararası ticaretini yürüteceği yeni çerçeve ve yapılanmalar kadar değişen rekabet iklimine uyumlu dış ticaret stratejileri modellemesine olan ihtiyacı en yüksek aciliyete ulaşmış bulunuyor.
İlgili değerlendirmelerin ilk adımında, varılan çerçeve mutabakatın derin anlam yüklü başlığına; “Karşılıklı, Adil ve Dengeli Ticaret Anlaşması” ibaresine dikkat çekmek gerekiyor. Trump’ın başkan adaylığı menziline girdiği andan başlayarak yaklaşık on yıldır takındığı tavır ve sergilediği politika ile değişken uygulamalar göz önüne getirildiğinde, başlık ibaresinin, ağırlıkla bir temenni ve/veya halkla ilişkiler manevrasına daha yakın durduğu görülüyor. Ancak, taraflar arasında genel mutabakatın sağlandığı 27 Temmuz tarihinden kısa bir müddet sonra artık elde “kesinleşmiş ve deklare edilmiş” bir çerçeve anlaşmanın bulunduğu izleniyor.
2024 yılında 1.6 trilyon dolarlık bir hacme ulaşan ve Ürünler (867 milyar dolar) ile Hizmetler (817 milyar dolar) arasında dengeli bir dağılımın bulunduğu bu kulvarda, günlük dış ticaret hacminin 4.2 milyar dolar düzeyinde gerçekleştiğini hatırlatmak gerekiyor. Küresel ticaretin tamamlayıcı bir faktörü olan Karşılıklı Yatırımlar konusunda ise 5 trilyon doları aşan hacimler karşımıza çıkıyor. Türkiye’nin (revize görmemiş) Gümrük Birliği üzerinden ortaklık statüsü ve AB’nin en büyük dış ticaret ortağımız olması düşünüldüğünde, dev anlaşmanın, ülkemiz için daha ileri ve yaşamsal açılımlara işaret ettiği değerlendiriliyor.
Belirli bir aşamada %30 düzeyine çıkarılan ABD gümrük vergisinin, AB için yarı yarıya, adeta bir son dakika kararı olarak düşürüldüğü hatırlarda yer alıyor. Buna karşın AB’nin Amerika karşısında her hangi bir gümrük vergisi uygulama tasarrufundan vaz geçtiği kayıtlara geçiyor. Böylece, BREXIT ile Birlik’ten henüz ayrılan İngiltere’ye tanınan %10 düzeyinden yukarıda kalsa da, AB görece avantajlı bir tarife oranı ile ilerleme imkanı yakalamış oluyor. Genel bir yaklaşımla ifade edilirse; AB, kendi pazarına ABD mahreçli ürünlerin girişinde adeta mutlak serbestlik tanırken, kendisi için ilaç; yarı iletkenler, otomotiv ve kereste gibi özellikli ürünler bakımından istisna kategorisine girme imtiyazına kavuşuyor. Buna karşılık, AB, üç yıl içinde 750 milyar dolarlık sıvılaştırılmış doğalgaz, petrol ve nükleer enerji alımının yanısıra, 40 milyar dolar tutarında yarı iletken ithalatını garanti ediyor. Avrupalı şirketlerin gene üç yıl zarfında ABD’de 600 milyar dolarlık stratejik sektör yatırımı taahhüdü imza altına alınmış bulunuyor. İlaveten, NATO kurumsal yapısı içerisinde işletilmek üzere, ABD’den savunma araçları alımına öncelik ve ağırlık tanınacağı ibaresi dikkat çekiyor. Karbon salımı ile ilgili düzenlemelerden; telif hakları ve dijitalleşme kulvarına kadar pek çok bahis, toplam ondokuz başlık altında bir çerçeveye bağlanmış; imza altına alınmış bulunuyor.
İlk değerlendirmelerde, “kazançlı çıkan tarafın ABD olduğu” görüşü ağırlık kazanıyor. Ancak, başta AB yatırım ve satın alma taahhütleri gelmek üzere, ileri tartışma ve arka plan okumalarına açık bir döneme girildiğine dair kuşku bulunmuyor. Aynı durum ve tespit; ülkemiz için daha kritik ve yüksek önemde bir geçerliliği yansıtıyor. Zira, hemen ilk planda, “Türkiye’nin ABD ile başta ihracat olmak üzere dış ticaret avantajının ortadan kalktığını” görmek gerekiyor. AB’nin karşılaştığı tarife %30’dan %15’e düşerken, Türkiye’nin oranı %15’e yükselmiş bulunuyor. Geçen yıl itibarıyla, toplam ihracatımızın %6.2 sini oluşturarak “En Fazla İhracat Yapılan Ülkeler” arasında birinci Almanya ve üçüncü sıradaki İngiltere arasına yerleşen ABD pazarındaki opsiyonlarımız daralmış bulunuyor. Geçtiğimiz dönemde hızlı bir çıkış yakaladığımız Amerikan ihracat pazarında yükseliş potansiyelimize ket vuruluyor; Mısır’a göçen ve oradan ihracata geçen giyim sektörü; gerçekleşmeyen gümrük birliği revizyonu ve benzeri olumsuz faktörlerin etkisi daha da derinleşiyor. Bir numaralı ihracat pazarımız Almanya’dan gelen olumsuz büyüme/daralma güncel rakamları da işin cabasını oluşturuyor.
ABD-AB arasında ortaya konulan çerçeve anlaşma, yeni bir aşamaya giren ve Çin; Hindistan ve Rusya gibi büyük ülkeleri kapsayan yeni gelişmelere açık bir istikbali işaret ediyor. Türkiye’nin öncelikli ve kapsamlı olarak bir Durum Analizi gerçekleştirmesi; alternatif senaryoları çalışması gerekiyor. Bu süreçte, yıllardır gerçekleş(e)meyen Gümrük Birliği Revizyonu; Ticaret Anlaşmaları (Tercihli ve Serbest) Revizyon ve Yenilerinin İmzalanması adımlarına öncelik verilmesi elzem oluyor. Türkiye’nin uluslararası ticaretini yürüteceği yeni çerçeve ve yapılanmalar kadar değişen rekabet iklimine uyumlu dış ticaret stratejileri modellemesine olan ihtiyacı en yüksek aciliyete ulaşmış bulunuyor.