Prof. Dr. Murat Ferman Prof. Dr. Murat Ferman

YAZ SICAĞINDA EKO-POLİTİK GÜNDEM

26.07.2026 Pazar | 12:53Son Güncelleme:

Dünyada rekor sıcaklık ve bunaltıcı iklim koşullarının yaşandığı bu günlerde, Eko-Politik gündem de tempo düşürmüyor; hararetli gelişmelere sahne oluyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

150. gününü geride bırakan Körfez Savaşı ve 1600 günü aşan Rusya-Ukrayna Savaşı, barış beklentilerini karşılıksız çıkarmaya; sıcak çatışma koşullarını arka planda tutmaya devam ediyor. Savaş koşul ve seyrindeki gelişmeler; piyasaların yön ve finansal varlıkların değer bulmasında belirleyici çerçeveyi oluşturan temel parametreler olma kimlik ve etkisini koruyor.

Jeo-Politik dinamiklerin tesir ve yönlendirme andacında kalan piyasalar, risk analiz ve öngörü oluşturma yaklaşımları ile “pozisyon alma” kararlarını sürekli olarak güncellemek durumunda kalıyor. Öyle ki; “güvenli liman” benzeri etiketlerin, “yeni normal” gibi kavram ve kabullerin yeniden sorgulanması; yerleşik ezberlerin sorgulanarak adeta “sil baştan temize çekilmesi” gerekiyor.

Yukarıda çizilen genel Eko-Politik çerçevede öne çıkan gelişme ve dinamikler, madde bazında değerlendirmeye alındığında, güncel tabloda dikkat çeken başlıklar karşımıza çıkıyor:

Dünya Bankası Başekonomisti İndermit Gill; “Körfez Savaşının altı ayı aşan bir sürece uzaması durumunda, küresel ekonominin sert bir yavaşlama ile karşılaşacağı” değerlendirmesini paylaşıyor. Bu durumda, küresel büyümenin %2,9’dan; %1,3’e gerilemesine ilaveten küresel enflasyonda %4,5 düzeyine tırmanma riski yakın plan için ortaya çıkıyor ve enerji ile gıda fiyatlarında artış baskısının yanı sıra, borç yükü yüksek ülkeler için ek maliyet getirme riskleri radara girmiş bulunuyor. Önceden tartışılmaya başlanan; “ savaşın çift yönlü (büyüme aşağı-enflasyon yukarı olumsuz etkisi” artık somut delilleri ile ortaya çıkıyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Merkez Bankası’nın, iş dünyasının tüm beklenti ve baskılarına karşıt ve fakat, yaygın piyasa beklentileri paralelinde bir karar ile gösterge faizini indir(e)mediği; altıncı ayını tamamlayan pas geçme sürecini sonlandır(a)madığı Temmuz PPK toplantısı geride kalıyor. Şimdi, bu sonuç çerçevesinde yılın geri kalan dört toplantısı perspektifinde paylaşılan öngörüler de hemen güncelleniyor. Deutsche Bank, yukarıda paylaşılan Dünya Bankası karamsar senaryosu gerçekleşir ise, TCMB’nin faiz indirimi adımlarını 2027 yılına öteleme ihtimaline vurgu yaptığı kapsamlı analizinde; daha önce %28,5 olarak paylaştığı yılsonu enflasyon tahminini %30 seviyesine yükseltiyor. Morgan Stanley’in %35’lik 2026 yılı enflasyon tahmin güncellemesine göre daha düşük düzeyi işaret etse de, bu değerlendirme; Merkez Bankası’nın faiz indirimi kulvarında hareket alanının daraldığı gerçeğini teyit ediyor. JP Morgan, benzer bir çıkarım çerçevesinde; jeo-politik kriz şartları atlatılamadığı sürece, fiili fonlama maliyetinin %40 seviyesinde kalacağı, ancak, PPK karar metninde yer alan ”iç talepte zayıflama” ibaresinin; Merkez Bankası’nın gevşeme/faiz indirme eğilim ve tercihini ortaya koyduğu tespitini paylaşıyor. Politika faiz indirimi beklentilerini; birer ay öteleyerek, Ekim ve Aralık aylarında 100’er puan olmak üzere, yılsonu için %35 seviyesini muhafaza eden bir duruş karşımıza çıkıyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

İş dünyası kaynaklı faiz indirimi beklentilerini karşılamada; “gönlü olsa da eli sıkılaşmış” bir Merkez Bankası teknik desteğinin sağlan(a)madığı tablo karşısında, TOBB Başkanı’nın, ticari kredi veren bankaların “vicdanlarına seslenmesini” yadırgamamak gerekiyor!.

Uygun finansman kaynaklarına erişim konusundaki beklentileri de karşılanmayan sanayi kesiminin ağırlıklı temsilcisi İSO (İstanbul Sanayi Odası) Başkanı’nın; “erken sanayisizleşme” sendromunu gündeme getirmesine de herhalde şaşırılmıyor. Henüz, “ yüksek teknolojili üretim/ rekabetçi verimlilik/ küresel marka/yüksek katma değer” kulvarına geçemeden sanayide ilerlemeye ket vurulması; büyüme ivmesinin kaybedilmesi tehlikesi tüm ürkütücülüğü ile ortada duruyor. Yüz yıllık sanayileşme mücadele ve fedakarlıklarının, bu akut tablo ile sonuçlanması senaryosu dahi alarm zillerini çaldırıyor!.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Mevcut/kurulu kapasitenin korunması/modernizasyonu ile birlikte ve koordineli olarak, yeni yatırımlara gidilmesi gereği kendisini, bir kez daha hatırlatıyor. Hafta içinde paylaşılan “İSO Türkiye’nin İkinci Büyük 500 Şirketi” araştırma sonuçları, gene İSO’nun, 17 Haziran’da açıklanan “İlk 500 Şirket” çıktıları ile birlikte değerlendirildiğinde; yüksek finansman maliyetlerinin sanayinin tümünü etkilediği görülüyor. İlk 500 kulvarındaki şirketlere kıyasla; İkinci 500 grubunun ihracat; istihdam; öz sermaye yeterliliği; halka açılım; yabancı yatırım ve karlılık oranları temelinde daha büyük dezavantajları yaşadıkları sonucu ortaya çıkıyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Nihayet, yaz turizminin yüksek sezonunun yaşandığı günlerde, Temmuz ortasına kadar yaşanan durgunluk tablosunun, görece iyileşme etkisi sergilediği; artan tatil maliyetleri etkisiyle vatandaşların sadece dörtte birinin tatil planı bulunduğu; konaklamaların büyük ölçüde akraba/arkadaş yanında gerçekleştiği; serbest sahil kullanım ve erişimini engelleyici davranışlara karşı hapis cezası yaptırımlı yeni düzenlemelere gidildiği izleniyor.

Tatil aylarının görece dingin ve keyif arttırıcı atmosferinin, içeride ve dışarıda hararet ve gerginliğini koruyan eko-politik problemlere “otomatik çözüm” sağlayamayacağını anlamak için umarız, Yaz sonuna kadar beklemek gerekmiyor!