Prof. Dr. Murat Ferman Prof. Dr. Murat Ferman

YILIN İLK ÇEYREĞİ GERİDE KALIRKEN..

03.04.2026 Cuma | 08:25Son Güncelleme:

Ekonomi seyrinin ağırlıkla üç aylık-çeyreklik zaman dilimi temelinde takip edildiği; genel eğilim ve trendlerin bu eksen üzerinden okunmaya çalışıldığı biliniyor. 2026 yılı ilk çeyreğinin henüz sonlandığı bugünlerde öne çıkan ve göze çarpan gelişme ile başlıkları özetlemek gerekiyor:

Haberin Devamı
Haberin Devamı

İlgili dönemin son ayında fiilen, öncesinde ise gergin bekleyiş günleri altında süregelen Körfez Savaşı, ana eko-politik faktör olarak kalmaya devam ediyor. Şubat sonu başlayan sıcak savaş koşulları öncesindeki iki aylık dönemde BİST (Borsa İstanbul), Türk Lirası Varlıklar, Altın tarihi seviyeleri test eder iken, Mart ayında tümünün ters yönde gelişme kanalına geçtiği izleniyor. Altın cephesinde, savaşın sürdüğü bir aylık dönem itibarıyla, 2008 yılından bu yana yaşanan en büyük düşüş %12 oranına yaklaşıyor. Keza, devlet tahvilleri bakımından benzer seyir çerçevesinde; savaş öncesinde net alıcılı kompozisyonun, daha sonra net satıcılı yönüne döndüğü kayıtlara geçiyor. Güçlü Dolar sendromu gündemde kalmak ile beraber, çeyreklik dönemin tamamı açısından yatırımcısına kaybettirdiği ortaya çıkıyor. Savaşın etkisi metaller piyasasında da yaşanıyor; alüminyum için görülen fiyat artışı, bakır tarafında ters yönde bir gelişmeye eşlik ediyor.

Körfez Savaşı’nın ana ekseni olan ve gelişmeleri “arz temelli“ bir jeo-politik şok kulvarına çeken petrol fiyatları; inişli-çıkışlı bir seyir izleme eğilimini sürdürüyor. Savaş koşulları andacında, petrolün üç haneli düzeylerin üzerinde kalma vade ve ısrarı “istikrar” kazanıyor! İlk çeyrekte, akaryakıt fiyatlandırma mekanizması çalıştırılarak ortaya çıkan fiyat artışlarının %75’inin kamu tarafından karşılandığı ve bütçe üzerine gelen etkinin %0,6 düzeyinde kaldığı ifade ediliyor. Ancak, uluslararası derecelendirme kuruluşu Standard & Poors yeni bir raporunda; farklı petrol fiyat senaryolarının tamamında, petrol şoku karşısında en zayıf durumda kalan ülkeler arasında Türkiye’nin yüksek risk profili verdiğini ortaya koyuyor. Bu arada, ifade edilen yüksek risk etkisinin, açıklanacak Mart enflasyon manşeti üzerinden izlenmesinin; akaryakıtın TÜFE kapsamındaki ağırlığının sadece %3 olarak belirlenmiş olması temelinde gerçekçi biçimde mümkün olmadığını not etmek gerekiyor. İlaveten, TCMB (Merkez Bankası) blog sayfasında yer alan ve ham petrol fiyatlarındaki değişmelerin enflasyona etkisine dair çalışmanın aydınlatıcı ve fakat temel varsayımları başta olmak üzere tartışmalı sonuçları kapsadığı görülüyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Senenin ilk çeyreği tamamlanır iken, dönemin son istatistikleri de kamuoyu ile paylaşılıyor. Şubat ayına ilişkin güncel Dış Ticaret İstatistikleri, bu alanda yaşanan yapısal sıkıntı ve açmaz kıskacının devam ettiğine işaret ediyor. İhracatımız %1,5 oranında artış kaydederken, ithalat %5,5 düzeyinde (üç kat fazla) artış gösteriyor. İhracatın ithalatı karşılama oranı kritik %70 düzeyine gerilerken, dış ticaret açığı %16 oranında yükseliş gösteriyor. Yıllık bazdaki dış ticaret açığının her ay düzenli olarak arttığı izleniyor. İhracat kompozisyonumuzun üçte ikisini halen orta düşük ve orta yüksek teknolojili ürünler oluşturuyor, yüksek teknolojili ürünlerin payı %3 düzeyinde takılıp kalıyor. Başta Çin ile 1/9 oranında dış ticaret dengesizliği olmak üzere, kronikleşmiş pek çok sorunun acil müdahale beklediği mesajı, bu güncel rakamlar ile bir kere daha teyit kazanıyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Savaş koşulları andacında, Mart ayına ait Ekonomik Güven Endeksi verilerinde görülen aşağı yönlü gelişmeye şaşırmamak gerekiyor. Bu kulvarda, iyimserlik alt sınırı olan 100 endeksinin üzerinde açılan çeyreklik dönem, 97,9’luk skor ile kötümser yönde kapanmış bulunuyor.

Mart ayının son gününde yayınlanan güncel İşgücü İstatistikleri, Şubat dönemine ait bulunuyor. Buna göre, işsizlik oranında 0,3 puanlık bir artışla %8,5 oranına erişildiği ortaya çıkıyor. Atıl işgücü olarak tanımlanan kesimin 9,5 milyon kişiye ulaştığı ve buradan hareketle hesaplanan geniş tanımlı işsiz sayısının ise 12 milyonu aştığı ifade ediliyor. Dar tanımlı işsiz sayısında yaşanan artışın yanısıra, geniş tanımlı kapsama giren 5,5 milyon kişinin iş aradığı; 15 yaş üzerindeki çalışabilir nüfusun (66,7 milyon) önemli bir kesiminin (31,6 milyon) işgücüne dahil ol(a)madığı tespitine ulaşılıyor.

İlk çeyreğin son bacağı olarak açıklanacak Mart enflasyonu önem kazanıyor. Öncü manşet göstergeleri arasında yer alan İTO (İstanbul Ticaret Odası) rakamı %2.97 aylık ve %37,68 yıllık düzeyleri deklare etmiş bulunuyor. Toptan eşya endeksindeki artışın; TÜFE manşeti altında kalmak ile birlikte, Şubat ayına göre %50 oranında artmış bulunması, “gerilmiş zemberek etkisi” sendromunun aşılamadığını, yapışkan maliyet enflasyonu probleminin varlığını koruduğuna dair somut delil teşkil ediyor. TZOB (Türkiye Ziraat Odaları Birliği) tarla-market karşılaştırmalı güncel rakamları da gıda kulvarında herhangi bir iyileşmeyi ortaya koymuyor. İş enflasyon meselesine geldiğinde, sürekli; öngörülebilir ve korunulabilir” iniş trendi” konjonktürüne halen erişilemediği değerlendirmesi, ilk çeyreğin sonunda geçerliliğini, maalesef kaybetmiyor!