29 Şubat’ta doğmak bir ayrıcalık mı, yoksa gerçekten bir şanssızlık mı?
Kulağa biraz ayrıcalıklı geliyor. Takvimde kendine zor yer bulan, dört yılda bir ortaya çıkan o gizemli gün. Kader bu insanlara küçük bir takvim şakası mı yapıyor?
Düşünün; doğum gününüzü dört yılda bir kutlayacaksınız ya da kendinizin bile çok inanmadığı, 28 Şubat ya da 1 Mart’ta yapılan “çakma” bir kutlamayla yetineceksiniz.
Merak ettim ve baktım: Dünyada 29 Şubat’ta doğan yaklaşık 4 milyon 100 bin kişi varmış. Türkiye’de ise bu sayı yaklaşık 35 bin 300.
Bunun bir başka olumsuz yanı daha var: 29 Şubat’ta yaşamını yitirmek. Vefat tarihi ancak dört yılda bir anılabiliyor.
Hayatın ironisi işte burada başlıyor.
Doğum planlanabiliyor, ölüm planlanamıyor.
Doğarken takvimle pazarlık yapabiliyoruz ama ecel geldiğinde, kimse ''29 Şubat’ta ölmek istemiyorum, beni 4 senede bir anacaklar ben yarın ya da önceki gün öleyim'' diyemiyor
İşte bu tamamen takvimin insafa kalmış hali.
Kimse ölüm tarihini seçemiyor. Dur bakalım, yarın daha uygun diyemiyor. İnsanın böyle bir şey seçim şansı hiç yok. Yani 29 Şubat’ta ölmek hala mümkün. Maalesef ölüm kimseye randevu vermiyor.
29 Şubat’ta doğmak eskiden bir tabu olarak görülebilirdi. Ancak günümüzde doğumlar büyük ölçüde yönlendirilebiliyor. Sezaryenle, zamanı geldiğinde istenilen gün, hatta istenilen saat seçilebiliyor. Her ne kadar gelişmemiş ülkelerde bu imkanlar kısıtlı olsa da, özellikle Batı’da bu kontrol sağlanabiliyor.
Modern tıp sağ olsun…
Bir gerçek var ki, 29 Şubat’ta doğanların sayısı giderek azalacak.
Çünkü artık takvim kader değil, müdahale edilebilir bir detay.
Bu tarihte dünyaya gelenler, yeni yaşlarını kutlamak için tam dört kez 365 gün ve 6 saatin geçmesini beklemek zorunda kalıyor.
Bu yüzden aileler çocuğunun doğum gününü dört yılda bir hatırlanan ve kutlanan bir gün olsun istemiyor.
Artık doğumlar saatine, gününe, hatta neredeyse dakikasına kadar planlanabiliyor.
Dünyanın Güneş’in etrafındaki dönüş süresiyle uyum sağlamak amacıyla fazladan bir gün eklenen yıla “artık yıl” deniyor. Bu özel gün ayrıca “Dünya Artık Günü” olarak da kutlanıyor.
29 Şubat’ta doğan İtalyan bir arkadaşım, “Yaş günümü dört yılda bir kutlasam da kimliğimdeki doğum tarihim beni ayrıcalıklı kılıyor,” demişti.

Şimdi mantık yürütelim.
29 Şubat’ta doğanlar? Onlar doğum gününü dört yılda bir kutluyor.
Yani teknik olarak dört yılda bir yaş alıyorlar.
Buradan ne çıkar?
Evet, yüksek sesle söyleyelim:
29 Şubat’ta doğanlar bizden daha yavaş yaşlanıyor olabilir.
Düşünsenize…
40 yaşındaki bir 29 Şubat doğumlu aslında kaç yaşında?
Takvime göre 40.
Doğum günü sayısına göre 10.
Peki, Türkiye’de 29 Şubat’ta doğan ünlüler kimler?
Muhsin Ertuğrul, Nejat İşler, Erol Büyükburç, Nilüfer Aydan, Hülya Şen ve Bartholomeos.
Doğum gününü dört yılda bir kutlayan yabancılar arasında ise Cheb Khaled, Pierre Kerecs ve Amerikalı sinema oyuncusu Jessie T. Usher bulunuyor.
Elbette işin şakası bir yana…
Yaş almak takvimle değil, hayatla ilgili.
Sonuç mu?
29 Şubat’ta doğmak bir şanssızlık değil.
Belki de zamanla yapılmış en tatlı anlaşma.
Biz yaş alırken, onlar almıyor.
29 Şubat’ta doğanlar, dört yılda bir yaş alarak takvime karşı küçük bir hile yapıyor; genç kalıyorlar, ayrıcalıklı oluyorlar ve adeta hayatın gençlik kulübünde VIP yerlerini alıyorlar.
29 Şubat’ta doğmak bir ayrıcalık mı, yoksa gerçekten bir şanssızlık mı?
Kulağa biraz ayrıcalıklı geliyor. Takvimde kendine zor yer bulan, dört yılda bir ortaya çıkan o gizemli gün. Kader bu insanlara küçük bir takvim şakası mı yapıyor?
Düşünün; doğum gününüzü dört yılda bir kutlayacaksınız ya da kendinizin bile çok inanmadığı, 28 Şubat ya da 1 Mart’ta yapılan “çakma” bir kutlamayla yetineceksiniz.
Merak ettim ve baktım: Dünyada 29 Şubat’ta doğan yaklaşık 4 milyon 100 bin kişi varmış. Türkiye’de ise bu sayı yaklaşık 35 bin 300.
Bunun bir başka olumsuz yanı daha var: 29 Şubat’ta yaşamını yitirmek. Vefat tarihi ancak dört yılda bir anılabiliyor.
Hayatın ironisi işte burada başlıyor.
Doğum planlanabiliyor, ölüm planlanamıyor.
Doğarken takvimle pazarlık yapabiliyoruz ama ecel geldiğinde, kimse ''29 Şubat’ta ölmek istemiyorum, beni 4 senede bir anacaklar ben yarın ya da önceki gün öleyim'' diyemiyor
İşte bu tamamen takvimin insafa kalmış hali.
Kimse ölüm tarihini seçemiyor. Dur bakalım, yarın daha uygun diyemiyor. İnsanın böyle bir şey seçim şansı hiç yok. Yani 29 Şubat’ta ölmek hala mümkün. Maalesef ölüm kimseye randevu vermiyor.
29 Şubat’ta doğmak eskiden bir tabu olarak görülebilirdi. Ancak günümüzde doğumlar büyük ölçüde yönlendirilebiliyor. Sezaryenle, zamanı geldiğinde istenilen gün, hatta istenilen saat seçilebiliyor. Her ne kadar gelişmemiş ülkelerde bu imkanlar kısıtlı olsa da, özellikle Batı’da bu kontrol sağlanabiliyor.
Modern tıp sağ olsun…
Bir gerçek var ki, 29 Şubat’ta doğanların sayısı giderek azalacak.
Çünkü artık takvim kader değil, müdahale edilebilir bir detay.
Bu tarihte dünyaya gelenler, yeni yaşlarını kutlamak için tam dört kez 365 gün ve 6 saatin geçmesini beklemek zorunda kalıyor.
Bu yüzden aileler çocuğunun doğum gününü dört yılda bir hatırlanan ve kutlanan bir gün olsun istemiyor.
Artık doğumlar saatine, gününe, hatta neredeyse dakikasına kadar planlanabiliyor.
Dünyanın Güneş’in etrafındaki dönüş süresiyle uyum sağlamak amacıyla fazladan bir gün eklenen yıla “artık yıl” deniyor. Bu özel gün ayrıca “Dünya Artık Günü” olarak da kutlanıyor.
29 Şubat’ta doğan İtalyan bir arkadaşım, “Yaş günümü dört yılda bir kutlasam da kimliğimdeki doğum tarihim beni ayrıcalıklı kılıyor,” demişti.

Şimdi mantık yürütelim.
29 Şubat’ta doğanlar? Onlar doğum gününü dört yılda bir kutluyor.
Yani teknik olarak dört yılda bir yaş alıyorlar.
Buradan ne çıkar?
Evet, yüksek sesle söyleyelim:
29 Şubat’ta doğanlar bizden daha yavaş yaşlanıyor olabilir.
Düşünsenize…
40 yaşındaki bir 29 Şubat doğumlu aslında kaç yaşında?
Takvime göre 40.
Doğum günü sayısına göre 10.
Peki, Türkiye’de 29 Şubat’ta doğan ünlüler kimler?
Muhsin Ertuğrul, Nejat İşler, Erol Büyükburç, Nilüfer Aydan, Hülya Şen ve Bartholomeos.
Doğum gününü dört yılda bir kutlayan yabancılar arasında ise Cheb Khaled, Pierre Kerecs ve Amerikalı sinema oyuncusu Jessie T. Usher bulunuyor.
Elbette işin şakası bir yana…
Yaş almak takvimle değil, hayatla ilgili.
Sonuç mu?
29 Şubat’ta doğmak bir şanssızlık değil.
Belki de zamanla yapılmış en tatlı anlaşma.
Biz yaş alırken, onlar almıyor.
29 Şubat’ta doğanlar, dört yılda bir yaş alarak takvime karşı küçük bir hile yapıyor; genç kalıyorlar, ayrıcalıklı oluyorlar ve adeta hayatın gençlik kulübünde VIP yerlerini alıyorlar.