Yıllarca İtalya'da yaşamış biri olarak, içimde biriken o derin özlem, Katanya sokaklarında yeniden nefes aldı. Burası benim için adeta ikinci vatan gibi. Tanıdık, sıcak ve tamamlayıcı.
Zaten kaldığımız rezidans şehir merkezinin ortasında olduğu için hemen hemen her yere yürüyerek gidebildik. Bu arada adım rekorumuz 13.763 oldu.
Bizim tercihimiz sabahları pazara gitmekti. Türkiye’de altın kıymetindeki pahalılık şampiyonu, kirazın kilosunu 200 liradan aldık. En çok limonu merak ettim. Sicilya Adası, narenciye ve özellikle limonun yatağıdır. Kilosu 40 ila 50 lira arasında değişiyordu. Dönüşümüzde ayağımızın tozuyla gittiğimiz Bağlarbaşı Pazarı’nda kilosunun hâlâ 150 lira olduğuna, hayret ve üzüntüyle tanık olduk.

Hemen hemen her akşam, bir önceki gidişimizde sıkı ahbap olduğumuz Ciccio’nun restoranı “Putì’ye” gittik. Zaten yerimiz ayırılmıştı. Değişik deniz mahsulleri çeşitlerini tattık. Bu arada Ciccio büyük bir jest yaparak restoranın yuvarlak masasını bana imzalattı ve “Artık bu masanın adı ‘Erus’ oldu,” dedi. Ardından kadeh kaldırdık.
Ancak;
Her güzel şeyin bir sınavı olurmuş.
Beklenmedik bir son dakika kazası, rezidanstan ayrılmadan hemen önce yaşandı.
Rezidans tarihi bir bina ve eşyaları da neredeyse antika. Yatağın yanındaki eski gardıroptan gömleğimi almak istedim, anahtarı çevirir çevirmez, gardırop koca bir gürültüyle ve tüm heybetiyle üzerime devrildi. Yaşıma göre inanılmaz bir refleksle yatağın yanına doğru atladım. Tek kurtaramadığım, sağ elimin orta parmağı oldu. Ama o da yatağın esnekliği sayesinde yumuşak bir darbe aldı.

Tabii eşim o an paniğe kapıldı, ben ise büyük bir şok yaşadım. Hemen kat görevlisi Dilan’ı çağırdık; ancak koca gardırobu yerinden oynatamadık. Meğerse gardırobu duvara sabitleyen ip çürümüş ve kopmuş. Sonra beynim adeta uyuştu: Ya gece uyurken devrilseydi? Allah Korusun, gerisini düşünemiyorum. Gerçekten verilmiş sadakam varmış.
Fiziksel bir acının yanında, bu olayın bana, duygusal olarak verdiği hüzün çok daha büyüktü, Güzel bir tatilin son anlarında böyle bir şey yaşamak istemezdim....
Bu yaşananlar bana otellerdeki güvenlik önlemlerinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlattı. Eşyaların sabitlenmesi, mobilya kontrollerinin düzenli yapılması yalnızca estetik değil, güvenlik açısından da büyük önem taşıyor.

Her ne kadar kullanılan eşyalar antika değerinde ve estetik anlamda kıymetli olsa da, güvenlik önlemlerinin, bu zarafeti zedelemeden alınması gerektiğine inanıyorum.
Tarihi dokuyu korumak, modern güvenlik anlayışıyla birlikte yürümeli.
Zira insan sağlığı da en az o mobilyalar kadar kıymetli ve korunmaya değer.
Her şeye rağmen...
Katanya'yı güzel hatırlayacağım. Elimde ki hasar geçecek, ama kalpteki anılar kalacak..
Uçakta şişen parmağıma bakarak, başıma gelen bu son dakika kazasını ucuz atlattığım için şükrettim.
Yıllarca İtalya'da yaşamış biri olarak, içimde biriken o derin özlem, Katanya sokaklarında yeniden nefes aldı. Burası benim için adeta ikinci vatan gibi. Tanıdık, sıcak ve tamamlayıcı.
Zaten kaldığımız rezidans şehir merkezinin ortasında olduğu için hemen hemen her yere yürüyerek gidebildik. Bu arada adım rekorumuz 13.763 oldu.
Bizim tercihimiz sabahları pazara gitmekti. Türkiye’de altın kıymetindeki pahalılık şampiyonu, kirazın kilosunu 200 liradan aldık. En çok limonu merak ettim. Sicilya Adası, narenciye ve özellikle limonun yatağıdır. Kilosu 40 ila 50 lira arasında değişiyordu. Dönüşümüzde ayağımızın tozuyla gittiğimiz Bağlarbaşı Pazarı’nda kilosunun hâlâ 150 lira olduğuna, hayret ve üzüntüyle tanık olduk.

Hemen hemen her akşam, bir önceki gidişimizde sıkı ahbap olduğumuz Ciccio’nun restoranı “Putì’ye” gittik. Zaten yerimiz ayırılmıştı. Değişik deniz mahsulleri çeşitlerini tattık. Bu arada Ciccio büyük bir jest yaparak restoranın yuvarlak masasını bana imzalattı ve “Artık bu masanın adı ‘Erus’ oldu,” dedi. Ardından kadeh kaldırdık.
Ancak;
Her güzel şeyin bir sınavı olurmuş.
Beklenmedik bir son dakika kazası, rezidanstan ayrılmadan hemen önce yaşandı.
Rezidans tarihi bir bina ve eşyaları da neredeyse antika. Yatağın yanındaki eski gardıroptan gömleğimi almak istedim, anahtarı çevirir çevirmez, gardırop koca bir gürültüyle ve tüm heybetiyle üzerime devrildi. Yaşıma göre inanılmaz bir refleksle yatağın yanına doğru atladım. Tek kurtaramadığım, sağ elimin orta parmağı oldu. Ama o da yatağın esnekliği sayesinde yumuşak bir darbe aldı.

Tabii eşim o an paniğe kapıldı, ben ise büyük bir şok yaşadım. Hemen kat görevlisi Dilan’ı çağırdık; ancak koca gardırobu yerinden oynatamadık. Meğerse gardırobu duvara sabitleyen ip çürümüş ve kopmuş. Sonra beynim adeta uyuştu: Ya gece uyurken devrilseydi? Allah Korusun, gerisini düşünemiyorum. Gerçekten verilmiş sadakam varmış.
Fiziksel bir acının yanında, bu olayın bana, duygusal olarak verdiği hüzün çok daha büyüktü, Güzel bir tatilin son anlarında böyle bir şey yaşamak istemezdim....
Bu yaşananlar bana otellerdeki güvenlik önlemlerinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlattı. Eşyaların sabitlenmesi, mobilya kontrollerinin düzenli yapılması yalnızca estetik değil, güvenlik açısından da büyük önem taşıyor.

Her ne kadar kullanılan eşyalar antika değerinde ve estetik anlamda kıymetli olsa da, güvenlik önlemlerinin, bu zarafeti zedelemeden alınması gerektiğine inanıyorum.
Tarihi dokuyu korumak, modern güvenlik anlayışıyla birlikte yürümeli.
Zira insan sağlığı da en az o mobilyalar kadar kıymetli ve korunmaya değer.
Her şeye rağmen...
Katanya'yı güzel hatırlayacağım. Elimde ki hasar geçecek, ama kalpteki anılar kalacak..
Uçakta şişen parmağıma bakarak, başıma gelen bu son dakika kazasını ucuz atlattığım için şükrettim.