Reha Erus Reha Erus

Avrupa Birliği Üç Maymunu Mu Oynuyor?

03.03.2026 Salı | 11:07Son Güncelleme:

Ortadoğu’da tansiyon yeniden yükselirken, gözler bir kez daha küresel ve bölgesel aktörlerin tutumuna çevrildi. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a yönelik askeri hamleleri konuşulurken, Avrupa Birliği’nin göreceli sessizliği “Avrupa üç maymunu mu oynuyor?” sorusunu beraberinde getiriyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

İran, yaklaşık 2.500 yıllık devlet geleneği ve 4.000 yıla yaklaşan uygarlık birikimiyle bölgenin en köklü ülkelerinden biri. Ülkede rejime yönelik memnuniyetsizlikler bulunsa da dış tehdit algısı, tarihsel olarak İran toplumunu hızla kenetleyen bir etki yaratıyor. Bu tür saldırılar, iç eleştirileri bastıran bir “toprak bütünlüğü” refleksini güçlendiriyor; bu da gerilimi düşürmek yerine sertleştiriyor. Bence İran halkı rejimden mutlu değil ama söz konusu toprak bütünlüğü olunca sıkı kenetlenecek .

Avrupa Neden Sessiz?

Avrupa’nın bugün sergilediği tutum, dışarıdan bakıldığında sessizlik gibi görünebilir. Oysa bu durum tam anlamıyla bir kayıtsızlık değil; bilinçli olarak tercih edilmiş, hesaplı bir temkinlikdir.

Her şeyden önce Avrupa Birliği için enerji meselesi hayati önemdedir. Son yıllarda yaşanan krizler Avrupa’ya şunu açıkça gösterdi:Enerji arzında yeni bir sarsıntı, ekonomiyi ve toplumsal dengeleri doğrudan etkiler. İran’la açık bir cepheleşme, petrol ve gaz fiyatlarında yeni dalgalanmalar yaratabilir. Bu risk, Avrupa’yı daha dikkatli davranmaya zorluyor.

Bir diğer önemli neden askeri ve siyasi gerçekliktir. Avrupa ülkeleri, savunma ve caydırıcılık konusunda büyük ölçüde NATO ve dolayısıyla ABD şemsiyesi altında hareket ediyor. Kendi başına sert bir askeri tutum alabilecek ortak bir siyasi irade çoğu zaman ortaya çıkmıyor. Bu da Avrupa’nın refleksini sınırlıyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

İç kamuoyu dengeleri de Avrupa’nın elini bağlayan başlıklardan biri. Ortadoğu’da büyüyecek yeni bir savaş, Avrupa’ya doğru yeni bir göç dalgası anlamına gelebilir. Bu ihtimal, zaten kırılgan olan siyasi dengeleri daha da zorlayacağı için hükümetler yüksek sesle konuşmaktan özellikle kaçınıyor.

Son olarak Avrupa, diplomatik kanalları tamamen kapatmak istemiyor. Nükleer dosya, arabuluculuk girişimleri ve olası müzakere süreçleri için masada kalmayı tercih ediyor. Sert açıklamalarla köprüleri atmak yerine, ileride kullanılabilecek bir diplomasi alanını korumaya çalışıyor.

Bu nedenle Avrupa’yı “suskun” olarak tanımlamak eksik kalır. Daha doğru tanım, Avrupa’nın bu süreçte yüksek sesle karşı çıkmak yerine, düşük profilli ve temkinli bir denge siyaseti yürüttüğüdür.

Türkiye açısından tablo daha hassas. Türkiye, hem komşuluk ilişkileri hem de bölgesel istikrar bakımından İran ile bağlarını gözetmek zorunda. İran’la ilişkilerin ciddi biçimde bozulması, Tahran’ın bölgesel kartlarını—özellikle Kürt meselesi gibi hassas alanları—daha aktif kullanmasına yol açabilir. Bu ihtimal, Türkiye’nin güvenlik ve iç istikrar hesapların da dikkate alınmalıdır.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Türkiye çıkarına göre hareket etmelidir. Bu yüzden;

· Çok taraflı diplomasiyi güçlendirmeli

· Bölgesel çatışmalarda arabulucu ve dengeleyici rolünü sürdürmeli

· Sert kamplaşmalardan kaçınarak komşularla iletişim kanallarını açık tutmalıdır..

Durumu üç açıdan şöyle belirleyebilirim.

Avrupa Birliği açısından bakıldığında görülen şey bir kayıtsızlık değil, soğukkanlı bir çıkar hesabıdır. Enerji güvenliği, göç dalgaları, iç siyasi dengeler ve ABD ile kurulan stratejik bağlar, Avrupa’yı yüksek sesle konuşmaktan alıkoymaktadır. Bu nedenle Avrupa, sahada risk almaktansa masada kalmayı; açık itiraz yerine kontrollü suskunluğu tercih etmektedir.

İran cephesinde ise tablo bambaşkadır. Rejimle halk arasındaki gerilimler ne kadar derin olursa olsun, dış saldırı algısı İran toplumunda güçlü bir tarihsel refleksi harekete geçirir. Binlerce yıllık devlet geleneği, tehdit karşısında iç farklılıkları ikinci plana iter ve ülkeyi savunma ekseninde kenetler. Bu da İran’ın tepkisinin duygusal değil, köklü bir hafıza ve direnç üzerinden şekilleneceğini gösterir.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Türkiye için ise mesele daha hassas ve çok katmanlıdır. Coğrafya, tarih ve güvenlik gerçekleri Türkiye’yi sert kamplaşmalardan uzak durmaya zorlar. İran’la ilişkilerin kopması, bölgesel dengelerde yeni kırılmalar yaratabileceği gibi, Türkiye’nin kendi iç güvenliğini de dolaylı yollardan etkileyebilir. Bu nedenle Türkiye’nin yolu; taraf olmak yerine denge kuran, gerilimi beslemek yerine yöneten akılcı bir dış politikadır.

Ortadoğu’da atılan her askeri adım yalnızca hedef alınan ülkeyi değil, tüm bölgeyi etkileyen zincirleme sonuçlar üretir. Bu tabloda her aktörün tutumu kendi tarihine, çıkarlarına ve kırılganlıklarına göre şekillenmektedir.

Bu fırtınalı dönemde kazanan; bağırarak taraf tutan değil, dengeleri doğru okuyan, çıkarlarını iyi hesaplayan ve doğru yerde, doğru zamanda sözünü söyleyebilen aktör olacaktır.