Uzun zamandır gazetecilikle ilgili herhangi bir ödül almamıştım. Ancak 2025 yılı içerisinde sevgili dostum, meslektaşım ve aynı zamanda dünürüm olan foto muhabiri Garbis Özatay’ın vefatıyla ilgili CNN Türk’teki köşemde kaleme aldığım yazı, bu dalda seçici jüri tarafından övgüye değer bulundu.
Garbis Özatay, hayatımın dönüm noktasını sağlayan isimlerden biridir diyebilirim. Hiç röportaj vermeyen Katolik dünyasının bu köklü geleneğini Garbis Özatay ile birlikte İstanbul’da tarihe karıştırmıştık.
Harbiye’deki Vatikan Konsolosluğu’nda dönemin Papası 2. John Paul ile karşılaştığımızda, “Efendim, huzurunuzda spor dünyasını temsil ediyorum” dediğim anda, din adamı aniden “Gardını al” diyerek yumruk atmayı denedi. Garbis’in çektiği bu fotoğraf benim ufkumu açtı ve bu başarılı röportajın ardından ben de çocukluğumun geçtiği, üniversite yıllarıma kadar yaşadığım İtalya’ya bu kez görevli olarak döndüm. Güneş gazetesinin İtalya temsilcisi oldum. Vatikan konusunda derin bilgiye sahip bir gazeteci haline geldim.
Çeşitli ödüller kazandım ve 2. John Paul ile Roma’da iki kez daha bir araya geldim. O ünlü fotoğrafı hatırlattığımda “Refleksti” yanıtını verdi ve bana Papalığın haçlı tespihini armağan etti.
Gazeteciler Cemiyeti ödüllerine gelince… Bu ödüller, mesleğimizin en prestijli nişanlarından biridir. Gazeteciyi teşvik eder, kamçılar, daha iyisini yapma arzusunu körükler. Ben de her ödülün ardından yeniden motive olur, daha güvenilir, daha güçlü ve daha başarılı bir gazeteci olabilmek için daha çok çalışırdım.

Törende ödül alanları dikkatle izledim. Ödüle değer görülen yazıları tek tek okudum. Gururlandım. Genç gazeteci arkadaşlarımın cesaretle ele aldığı konular, yaptıkları araştırmalar ve ortaya koydukları eserler gerçekten takdire şayandı. Onların bu savaşçı ruhu ve yürekli duruşlarıyla doğrusu büyük bir gurur duydum.
Yıllarımı verdiğim gazetecilik mesleğinde, bugün Gazeteciler Cemiyeti Onur Kurulu üyesi olarak yer alıyorum. Bu uzun yolculukta bir kez daha gördüm ki bizim camiamız; topluma yol gösteren, onu aydınlatan ve gerektiğinde gerçeğin peşinden korkusuzca giden bir camiadır.
Töreni büyük bir titizlikle izledim; ödüllerin tamamının hakkaniyetle dağıtıldığını görmek, onların başarısıyla birlikte bana da ayrı bir onur verdi.
Gazetecilik mesleği, her zaman başı dik ve onurlu kalacaktır. Çünkü bu mesleği yaşatanlar; kalemini eğip bükmeyen, gerçeği savunan ve sorumluluğunun bilincinde olan insanlardır.
İnanıyorum ki önümüzdeki yıllarda da bu camiadan, Onur Kurulu üyeliğini hak edecek çok değerli gazeteciler çıkacaktır. Bu mesleğin özü; dürüstlük, cesaret ve vicdandır. Ve bu değerler var oldukça gazetecilik de her zaman saygınlığını koruyacaktır.
Sevgili dostum, meslektaşım Garbis’e gelirsek… Bu ödülün benim için ayrı bir anlamı var. Çünkü en çok sevindiğim yazılardan biriyle bu ödüle layık görüldüm. Ve biliyorum ki bu yazı sayesinde Garbis Özatay’ın gazeteciliği, sadece genç meslektaşlarım tarafından değil, onu tanımayanlar tarafından da öğrenilecek.
Sürgünde psikolojik sorunlar yaşayan Ürdün Kralı’nı hastanede görüntüleyerek dünyaya duyuran oydu… Papa ile çekilen o tarihi fotoğrafın arkasındaki isim yine oydu… Kardak kayalıklarında çektiği o unutulmaz kareyle hafızalara kazınan da oydu…
Ve daha nice fotoğraflar, daha nice ödüller…
Ah Garbis… Seni anlatmak, başarılarını herkese tek tek göstermek isterdim. Ama biliyorum ki bu satırlar, seni tanımayanlara bile ne büyük bir gazeteci olduğunu anlatmaya yetecek.
İşte Garbis Özatay; objektifinin ardında tarihi yakalayan, kareleriyle hafızalara kazınan büyük bir foto muhabiriydi.
Törende ödülü aldıktan sonra yaptığım konuşmada, “55 yıllık meslektaşım ve dünürüm Garbis Özatay’ı kaybettim” başlıklı köşe yazım için “Hem gururluyum hem hüzünlüyüm” diyerek, onun sayesinde meslek hayatımın değiştiğini söyledim ve aldığım ödülü usta foto muhabirine ithaf ettim.
Bu, benim TGC’de aldığım 5’inci ödül oldu ve bunu yine Garbis’e borçluyum.
Mekanın cennet olsun sevgili meslektaşım, dostum ve dünürüm.
Uzun zamandır gazetecilikle ilgili herhangi bir ödül almamıştım. Ancak 2025 yılı içerisinde sevgili dostum, meslektaşım ve aynı zamanda dünürüm olan foto muhabiri Garbis Özatay’ın vefatıyla ilgili CNN Türk’teki köşemde kaleme aldığım yazı, bu dalda seçici jüri tarafından övgüye değer bulundu.
Garbis Özatay, hayatımın dönüm noktasını sağlayan isimlerden biridir diyebilirim. Hiç röportaj vermeyen Katolik dünyasının bu köklü geleneğini Garbis Özatay ile birlikte İstanbul’da tarihe karıştırmıştık.
Harbiye’deki Vatikan Konsolosluğu’nda dönemin Papası 2. John Paul ile karşılaştığımızda, “Efendim, huzurunuzda spor dünyasını temsil ediyorum” dediğim anda, din adamı aniden “Gardını al” diyerek yumruk atmayı denedi. Garbis’in çektiği bu fotoğraf benim ufkumu açtı ve bu başarılı röportajın ardından ben de çocukluğumun geçtiği, üniversite yıllarıma kadar yaşadığım İtalya’ya bu kez görevli olarak döndüm. Güneş gazetesinin İtalya temsilcisi oldum. Vatikan konusunda derin bilgiye sahip bir gazeteci haline geldim.
Çeşitli ödüller kazandım ve 2. John Paul ile Roma’da iki kez daha bir araya geldim. O ünlü fotoğrafı hatırlattığımda “Refleksti” yanıtını verdi ve bana Papalığın haçlı tespihini armağan etti.
Gazeteciler Cemiyeti ödüllerine gelince… Bu ödüller, mesleğimizin en prestijli nişanlarından biridir. Gazeteciyi teşvik eder, kamçılar, daha iyisini yapma arzusunu körükler. Ben de her ödülün ardından yeniden motive olur, daha güvenilir, daha güçlü ve daha başarılı bir gazeteci olabilmek için daha çok çalışırdım.

Törende ödül alanları dikkatle izledim. Ödüle değer görülen yazıları tek tek okudum. Gururlandım. Genç gazeteci arkadaşlarımın cesaretle ele aldığı konular, yaptıkları araştırmalar ve ortaya koydukları eserler gerçekten takdire şayandı. Onların bu savaşçı ruhu ve yürekli duruşlarıyla doğrusu büyük bir gurur duydum.
Yıllarımı verdiğim gazetecilik mesleğinde, bugün Gazeteciler Cemiyeti Onur Kurulu üyesi olarak yer alıyorum. Bu uzun yolculukta bir kez daha gördüm ki bizim camiamız; topluma yol gösteren, onu aydınlatan ve gerektiğinde gerçeğin peşinden korkusuzca giden bir camiadır.
Töreni büyük bir titizlikle izledim; ödüllerin tamamının hakkaniyetle dağıtıldığını görmek, onların başarısıyla birlikte bana da ayrı bir onur verdi.
Gazetecilik mesleği, her zaman başı dik ve onurlu kalacaktır. Çünkü bu mesleği yaşatanlar; kalemini eğip bükmeyen, gerçeği savunan ve sorumluluğunun bilincinde olan insanlardır.
İnanıyorum ki önümüzdeki yıllarda da bu camiadan, Onur Kurulu üyeliğini hak edecek çok değerli gazeteciler çıkacaktır. Bu mesleğin özü; dürüstlük, cesaret ve vicdandır. Ve bu değerler var oldukça gazetecilik de her zaman saygınlığını koruyacaktır.
Sevgili dostum, meslektaşım Garbis’e gelirsek… Bu ödülün benim için ayrı bir anlamı var. Çünkü en çok sevindiğim yazılardan biriyle bu ödüle layık görüldüm. Ve biliyorum ki bu yazı sayesinde Garbis Özatay’ın gazeteciliği, sadece genç meslektaşlarım tarafından değil, onu tanımayanlar tarafından da öğrenilecek.
Sürgünde psikolojik sorunlar yaşayan Ürdün Kralı’nı hastanede görüntüleyerek dünyaya duyuran oydu… Papa ile çekilen o tarihi fotoğrafın arkasındaki isim yine oydu… Kardak kayalıklarında çektiği o unutulmaz kareyle hafızalara kazınan da oydu…
Ve daha nice fotoğraflar, daha nice ödüller…
Ah Garbis… Seni anlatmak, başarılarını herkese tek tek göstermek isterdim. Ama biliyorum ki bu satırlar, seni tanımayanlara bile ne büyük bir gazeteci olduğunu anlatmaya yetecek.
İşte Garbis Özatay; objektifinin ardında tarihi yakalayan, kareleriyle hafızalara kazınan büyük bir foto muhabiriydi.
Törende ödülü aldıktan sonra yaptığım konuşmada, “55 yıllık meslektaşım ve dünürüm Garbis Özatay’ı kaybettim” başlıklı köşe yazım için “Hem gururluyum hem hüzünlüyüm” diyerek, onun sayesinde meslek hayatımın değiştiğini söyledim ve aldığım ödülü usta foto muhabirine ithaf ettim.
Bu, benim TGC’de aldığım 5’inci ödül oldu ve bunu yine Garbis’e borçluyum.
Mekanın cennet olsun sevgili meslektaşım, dostum ve dünürüm.