Lahmacunun kökenini ciddi bir şekilde araştırdım ve kafam karıştı.
İtalyanlar, “Türk pizzası” olarak yorumlarken, “Hamuru daha ince, peynir yok; kıyma, soğan, salça karışımı ve harcı zaman zaman acı olabiliyor” değerlendirmesinde bulunmuş.
Wikipedia arama motoru ise lahmacunun kökenini Türkiye ile birlikte Ermenistan, Lübnan, Suriye, Ürdün, Azerbaycan, hatta İsrail olarak belirtmiş ve “Bir Orta Doğu yemeğidir” sonucuna varmış. Aynı arama motoruna göre lahmacunun kökeni, Babiller medeniyetine kadar uzanan ve o dönemlerden beri bilinen bir lezzet olarak kabul ediliyor. 17. yüzyılda gezgin Evliya Çelebi de Seyahatname adlı eserinde bu yemeğe 'lahm-i acinli börek' (hamur kıvamında yoğrulmuş etli börek) olarak yer vermiş."
21.yüzyıldayız ve lahmacun, yaz aylarında tekrar Bodrum esintilerinin gündemine oturur. Enflasyonu da göz önünde tutarsak, ülkemizde döviz, altın, faiz fiyatları ile birlikte lahmacunun porsiyon fiyatını, Halikarnas Balıkçısı’nın aşık olduğu bu beldede gidilen mekanın lükslüğü belirler. Sanki Tahtakale’de doların açılış değerini bekler gibi, meraklılar bu mekanın fiyat listesine odaklanır. Ve lahmacun bu sezon 3.000 (Üç bin) TL’den menüye girdi. Trüflü makarna ise sadece 5.900 liracıkmış.
Peki Evliya Çelebi’nin tarif ettiği gibi hamur kıvamında yoğrulmuş etli böreğin bu fahiş fiyatı ne anlama geliyor ? Evliya Çelebi belki de bugünleri görse çok şaşırırdı. Zira onun etli börek dediği şey, artık menülerde lüksün, yeni adı olmuş durumda..
Üstelik bu fiyat kimseyi şaşırtmıyor, aksine bazı insanlar için bu astronomik rakamlar, bir statü göstergesi haline gelmiş durumda. Gidilen mekanın lüksü, oturulan koltukların rengi, ortamın loşluğu, hatta masadaki suyun markası bile kişisel değer ölçütü gibi algılanıyor.
Bugün Türkiye’de bazı kesimlerde, bir mekana girebilmek, orada bir şeyler yiyip içebilmek, başlı başına bir “başarı” olarak görülüyor. İnsanlar bu tarz mekanlara sadece yemek yemek için değil, “orada bulunmuş olmak” için gidiyor. Orada oturmak, oradaki insanlara bakmak, onlar gibi giyinmek, benzer markaları taşımak ve sosyal medya hikayelerine yansıtmak. Tüm bunlar, kişinin kendini bir üst sınıfa ait hissetmesinin aracı haline gelmiş durumda.
Oysa ortada ciddi bir çelişki var. 3.000 TL’lik lahmacunu ödeyebilmek için kredi kartına yüklenen insanlar, adeta bu geçici gösteriş uğruna geleceğini ipotek ediyor. Sosyal medyada gördükleri “lüks” hayatlara özenen birçok kişi, aslında o hayatın kendilerine ne kadar yabancı olduğunu fark etmiyor ya da görmek istemiyor. Gerçekte sahip olmadıkları bir yaşam tarzını benimsemek uğruna borçlanan, temel ihtiyaçlarını ikinci plana atan bir toplum tabakasıyla karşı karşıyayız.
Bu durum yalnızca ekonomik bir sorun değil; aynı zamanda bir kültürel yozlaşma, bir görgü meselesi. Tüketim kültürünün körüklediği bu “ben de oradaydım” çılgınlığı, bireyleri gerçeklikten uzaklaştırıyor. Oysa değerli olmak, pahalı yerlerde bulunmakla değil, kişilikle, bilgiyle, üretkenlikle mümkündür.
Bir lahmacunun fiyatı pahalı olabilir. Belki o mekanın kirası, sunumu, ambiyansı bunu gerektiriyordur. Ama asıl mesele, bu fiyatı ödemek için ,bu gelir düzeyine sahip olmayıp ta, oraya gidenlerin kafasındaki zihniyetin yanlışlığı. O koltuklarda 15 dakika oturmak, yıllardır içten içe beslenen ' bende bir şeyim ' arzusunu yaşatıyor. Kendimizi değersiz hissettikçe, başka şeylere yapay anlamlar yükleyerek değer kazanmaya çalışıyoruz. Oysa gerçek özgüven, kredi kartına borçlanarak değil, ayakları yere basan bir yaşamla gelir.
Ancak unutmamak gerekir. Altın varaklı tabakta da gelse, lahmacun hala lahmacundur. Fiyatı artınca sosyetik olunmaz, sadece gereksiz fazla harcama yapmış olunur.. Ve gerçek zenginlik içine ne koyduğun değil, neye ihtiyaç duyduğunu kafanda belirleyebilmektir..
Yani özetle;
Bodrum'daki lahmacun 3.000 TL olabilir. Ama akıl, özgüven ve görgü hala ücretsiz..Ve kredi kartı ile satın alınamıyor.
Lahmacunun kökenini ciddi bir şekilde araştırdım ve kafam karıştı.
İtalyanlar, “Türk pizzası” olarak yorumlarken, “Hamuru daha ince, peynir yok; kıyma, soğan, salça karışımı ve harcı zaman zaman acı olabiliyor” değerlendirmesinde bulunmuş.
Wikipedia arama motoru ise lahmacunun kökenini Türkiye ile birlikte Ermenistan, Lübnan, Suriye, Ürdün, Azerbaycan, hatta İsrail olarak belirtmiş ve “Bir Orta Doğu yemeğidir” sonucuna varmış. Aynı arama motoruna göre lahmacunun kökeni, Babiller medeniyetine kadar uzanan ve o dönemlerden beri bilinen bir lezzet olarak kabul ediliyor. 17. yüzyılda gezgin Evliya Çelebi de Seyahatname adlı eserinde bu yemeğe 'lahm-i acinli börek' (hamur kıvamında yoğrulmuş etli börek) olarak yer vermiş."
21.yüzyıldayız ve lahmacun, yaz aylarında tekrar Bodrum esintilerinin gündemine oturur. Enflasyonu da göz önünde tutarsak, ülkemizde döviz, altın, faiz fiyatları ile birlikte lahmacunun porsiyon fiyatını, Halikarnas Balıkçısı’nın aşık olduğu bu beldede gidilen mekanın lükslüğü belirler. Sanki Tahtakale’de doların açılış değerini bekler gibi, meraklılar bu mekanın fiyat listesine odaklanır. Ve lahmacun bu sezon 3.000 (Üç bin) TL’den menüye girdi. Trüflü makarna ise sadece 5.900 liracıkmış.
Peki Evliya Çelebi’nin tarif ettiği gibi hamur kıvamında yoğrulmuş etli böreğin bu fahiş fiyatı ne anlama geliyor ? Evliya Çelebi belki de bugünleri görse çok şaşırırdı. Zira onun etli börek dediği şey, artık menülerde lüksün, yeni adı olmuş durumda..
Üstelik bu fiyat kimseyi şaşırtmıyor, aksine bazı insanlar için bu astronomik rakamlar, bir statü göstergesi haline gelmiş durumda. Gidilen mekanın lüksü, oturulan koltukların rengi, ortamın loşluğu, hatta masadaki suyun markası bile kişisel değer ölçütü gibi algılanıyor.
Bugün Türkiye’de bazı kesimlerde, bir mekana girebilmek, orada bir şeyler yiyip içebilmek, başlı başına bir “başarı” olarak görülüyor. İnsanlar bu tarz mekanlara sadece yemek yemek için değil, “orada bulunmuş olmak” için gidiyor. Orada oturmak, oradaki insanlara bakmak, onlar gibi giyinmek, benzer markaları taşımak ve sosyal medya hikayelerine yansıtmak. Tüm bunlar, kişinin kendini bir üst sınıfa ait hissetmesinin aracı haline gelmiş durumda.
Oysa ortada ciddi bir çelişki var. 3.000 TL’lik lahmacunu ödeyebilmek için kredi kartına yüklenen insanlar, adeta bu geçici gösteriş uğruna geleceğini ipotek ediyor. Sosyal medyada gördükleri “lüks” hayatlara özenen birçok kişi, aslında o hayatın kendilerine ne kadar yabancı olduğunu fark etmiyor ya da görmek istemiyor. Gerçekte sahip olmadıkları bir yaşam tarzını benimsemek uğruna borçlanan, temel ihtiyaçlarını ikinci plana atan bir toplum tabakasıyla karşı karşıyayız.
Bu durum yalnızca ekonomik bir sorun değil; aynı zamanda bir kültürel yozlaşma, bir görgü meselesi. Tüketim kültürünün körüklediği bu “ben de oradaydım” çılgınlığı, bireyleri gerçeklikten uzaklaştırıyor. Oysa değerli olmak, pahalı yerlerde bulunmakla değil, kişilikle, bilgiyle, üretkenlikle mümkündür.
Bir lahmacunun fiyatı pahalı olabilir. Belki o mekanın kirası, sunumu, ambiyansı bunu gerektiriyordur. Ama asıl mesele, bu fiyatı ödemek için ,bu gelir düzeyine sahip olmayıp ta, oraya gidenlerin kafasındaki zihniyetin yanlışlığı. O koltuklarda 15 dakika oturmak, yıllardır içten içe beslenen ' bende bir şeyim ' arzusunu yaşatıyor. Kendimizi değersiz hissettikçe, başka şeylere yapay anlamlar yükleyerek değer kazanmaya çalışıyoruz. Oysa gerçek özgüven, kredi kartına borçlanarak değil, ayakları yere basan bir yaşamla gelir.
Ancak unutmamak gerekir. Altın varaklı tabakta da gelse, lahmacun hala lahmacundur. Fiyatı artınca sosyetik olunmaz, sadece gereksiz fazla harcama yapmış olunur.. Ve gerçek zenginlik içine ne koyduğun değil, neye ihtiyaç duyduğunu kafanda belirleyebilmektir..
Yani özetle;
Bodrum'daki lahmacun 3.000 TL olabilir. Ama akıl, özgüven ve görgü hala ücretsiz..Ve kredi kartı ile satın alınamıyor.