Üç ülkenin ortaklaşa bir organizasyona ev sahipliği yapmasının bazı önemli sakıncaları da var. Özellikle süper güç olmanın sorumluluğunu ve savaş kaynaklı güvenlik kaygılarını abartılı önlemlerle telafi etmeye çalışan ABD, sınır kapılarında taraftarları, futbolcuları, yöneticileri, teknik heyetleri ve hatta hakemleri bile sıkı denetimden geçiriyor.
Örneğin Senegal Milli Takımı oyuncuları, antrenman sahasına çıkmadan önce sandalyelere oturtularak dedektörlerle arandı. Benzer şekilde Irak Milli Takımı oyuncuları da havalimanında ikinci bir güvenlik kontrolünden geçirildi.
İran kafilesine son anda vize sağlandı. Ancak Meksika'da kamp yapan ülkenin temsilcilerine günlük tek girişli izin verildi. Maçları için ABD'ye gidecek olan İranlılar, aynı gün yeniden Meksika'ya dönmek zorunda bırakıldı.
Bu arada FIFA tarafından görevlendirilen ve 52 orta hakemden biri olan Somalili Omar Abdülkadir Artan, diplomatik pasaporta sahip olmasına rağmen herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin ülkeye alınmadı. Ülkesine geri gönderilen Afrikalı hakem, havalimanında adeta bir kahraman gibi karşılandı. Maalesef FIFA Başkanı Gianni Infantino da yaşanan bu sorunlar karşısında mağdurların haklarını yeterince koruyamadığı gerekçesiyle eleştirilerin hedefi oldu.
FIFA Hakem Kurulu Başkanı, eski İtalyan hakem Pierluigi Collina'nın belirlediği listede, Dünya Kupası'na katılmayan ülkelerden bile çok sayıda orta hakem bulunuyor. Örneğin Çin Halk Cumhuriyeti'nden, El Salvador'dan, Gabon'dan ve Moritanya'dan hakemler var; ancak Türkiye'den bir hakem yok!
Hakemliği döneminde gerek milli takımımızın gerekse kulüplerimizin onlarca maçını yöneten, bize uğurlu geldiğine inanılan ve Türk hakemlerine geçmişte övgüler yağdıran Pierluigi Collina'nın bu tercihinde acaba çuvaldızı biraz da kendimize mi batırmamız gerekiyor?
Geride bıraktığımız sezonda neredeyse her lig maçının ardından taraflar hakemlerden yakındı. Futbol yorumcuları da, VAR ile orta hakemler arasında yeterli uyumun sağlanamadığını sık sık dile getirdi. Kısacası, Cüneyt Çakır sonrasında ülkemizi uluslararası arenada hakkıyla temsil edecek bir hakem yetiştiremedik.
Elbette her Dünya Kupası'na katılmak kolay değil; zaman zaman milli takım olarak bu büyük organizasyonun dışında kalabiliriz. Ancak ülkemizi Dünya Kupası sahnesinde yalnızca futbolcularımızla değil, hakemlerimizle de temsil edebiliriz.
Bir hakemin Dünya Kupası'nda görev alması, milyonlarca insanın önünde Türk futbolunun varlığını ve saygınlığını göstermesi açısından son derece önemlidir. Bu nedenle Türkiye Futbol Federasyonu'nun da konuya daha fazla önem vermesi gerekiyor. Hakem eğitim sistemini uluslararası standartlara taşımalı, hakem okullarını geliştirmeli ve dünya arenasında görev alabilecek nitelikte isimler yetiştirmelidir.
Futbol sadece sahada oynanan bir oyun değildir; yönetimiyle, organizasyonuyla ve hakemleriyle de bir bütündür. Eğer sahada yoksak, yönetimde varız diyebilmeli; dünyanın en büyük futbol sahnesinde düdük çalan hakemlerimizle de imzamızı atabilmeliyiz.
Aslında bu turnuvada herkesin dikkatle izleyeceği isimlerden biri de Çinli hakem Ma Ling olacak. Milyonlarca Çinli onu izlemek için ekranlara yapışacak. Dünya futbol kamuoyu, kritik karşılaşmalardaki yönetimini ve baskı altındaki performansını yakından takip edecek. Böylesine dikkat çeken hakemlerin yer aldığı bir organizasyonda Türk futbolunun bir temsilcisinin bulunmaması ise üzüntümü daha da artırıyor.
Öte yandan Dünya Kupası'nın ekonomik boyutu da başlı başına dikkat çekici. Yapılan hesaplamalara göre organizasyonun ev sahibi olan üç ülkeye sağlayacağı toplam gelir yaklaşık 90 milyar dolar olacak.
Ancak işin bir de tribündeki taraftar boyutu var. Maçları yerinde izleyecek futbolseverlerin otel, ulaşım, yeme-içme ve diğer harcamalarının en az 25 milyar dolara ulaşması bekleniyor.
Peki ya ekran başındakiler? Dünya genelinde yaklaşık 2 milyar kişinin maçları televizyon ve dijital platformlardan takip edeceği tahmin ediliyor. Bu dev izleyici kitlesinin en çok tüketeceği ürünlerin başında patlamış mısır, hamburger, sosisli sandviç ve çeşitli meşrubatlar geliyor. Uzmanlar, turnuva boyunca yaklaşık 1,2 milyar kutu bira tüketileceğini, ikinci sırada ise kolanın yer alacağını öngörüyor.
Bu nedenle Dünya Kupası'nın en büyük kazananları arasında yalnızca FIFA ve sponsorlar değil; seyyar satıcılar, market zincirleri, restoranlar ve içecek sektörünün de yer alacağı tahmin ediliyor.
Bu Dünya Kupası'nda Milli Takımımız’ın yanı sıra bir orta hakemimizin de düdük çalması, moral açısından ilaç gibi gelirdi. Ne yazık ki bu eksiklik beni gerçekten kahrediyor.
Üç ülkenin ortaklaşa bir organizasyona ev sahipliği yapmasının bazı önemli sakıncaları da var. Özellikle süper güç olmanın sorumluluğunu ve savaş kaynaklı güvenlik kaygılarını abartılı önlemlerle telafi etmeye çalışan ABD, sınır kapılarında taraftarları, futbolcuları, yöneticileri, teknik heyetleri ve hatta hakemleri bile sıkı denetimden geçiriyor.
Örneğin Senegal Milli Takımı oyuncuları, antrenman sahasına çıkmadan önce sandalyelere oturtularak dedektörlerle arandı. Benzer şekilde Irak Milli Takımı oyuncuları da havalimanında ikinci bir güvenlik kontrolünden geçirildi.
İran kafilesine son anda vize sağlandı. Ancak Meksika'da kamp yapan ülkenin temsilcilerine günlük tek girişli izin verildi. Maçları için ABD'ye gidecek olan İranlılar, aynı gün yeniden Meksika'ya dönmek zorunda bırakıldı.
Bu arada FIFA tarafından görevlendirilen ve 52 orta hakemden biri olan Somalili Omar Abdülkadir Artan, diplomatik pasaporta sahip olmasına rağmen herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin ülkeye alınmadı. Ülkesine geri gönderilen Afrikalı hakem, havalimanında adeta bir kahraman gibi karşılandı. Maalesef FIFA Başkanı Gianni Infantino da yaşanan bu sorunlar karşısında mağdurların haklarını yeterince koruyamadığı gerekçesiyle eleştirilerin hedefi oldu.
FIFA Hakem Kurulu Başkanı, eski İtalyan hakem Pierluigi Collina'nın belirlediği listede, Dünya Kupası'na katılmayan ülkelerden bile çok sayıda orta hakem bulunuyor. Örneğin Çin Halk Cumhuriyeti'nden, El Salvador'dan, Gabon'dan ve Moritanya'dan hakemler var; ancak Türkiye'den bir hakem yok!
Hakemliği döneminde gerek milli takımımızın gerekse kulüplerimizin onlarca maçını yöneten, bize uğurlu geldiğine inanılan ve Türk hakemlerine geçmişte övgüler yağdıran Pierluigi Collina'nın bu tercihinde acaba çuvaldızı biraz da kendimize mi batırmamız gerekiyor?
Geride bıraktığımız sezonda neredeyse her lig maçının ardından taraflar hakemlerden yakındı. Futbol yorumcuları da, VAR ile orta hakemler arasında yeterli uyumun sağlanamadığını sık sık dile getirdi. Kısacası, Cüneyt Çakır sonrasında ülkemizi uluslararası arenada hakkıyla temsil edecek bir hakem yetiştiremedik.
Elbette her Dünya Kupası'na katılmak kolay değil; zaman zaman milli takım olarak bu büyük organizasyonun dışında kalabiliriz. Ancak ülkemizi Dünya Kupası sahnesinde yalnızca futbolcularımızla değil, hakemlerimizle de temsil edebiliriz.
Bir hakemin Dünya Kupası'nda görev alması, milyonlarca insanın önünde Türk futbolunun varlığını ve saygınlığını göstermesi açısından son derece önemlidir. Bu nedenle Türkiye Futbol Federasyonu'nun da konuya daha fazla önem vermesi gerekiyor. Hakem eğitim sistemini uluslararası standartlara taşımalı, hakem okullarını geliştirmeli ve dünya arenasında görev alabilecek nitelikte isimler yetiştirmelidir.
Futbol sadece sahada oynanan bir oyun değildir; yönetimiyle, organizasyonuyla ve hakemleriyle de bir bütündür. Eğer sahada yoksak, yönetimde varız diyebilmeli; dünyanın en büyük futbol sahnesinde düdük çalan hakemlerimizle de imzamızı atabilmeliyiz.
Aslında bu turnuvada herkesin dikkatle izleyeceği isimlerden biri de Çinli hakem Ma Ling olacak. Milyonlarca Çinli onu izlemek için ekranlara yapışacak. Dünya futbol kamuoyu, kritik karşılaşmalardaki yönetimini ve baskı altındaki performansını yakından takip edecek. Böylesine dikkat çeken hakemlerin yer aldığı bir organizasyonda Türk futbolunun bir temsilcisinin bulunmaması ise üzüntümü daha da artırıyor.
Öte yandan Dünya Kupası'nın ekonomik boyutu da başlı başına dikkat çekici. Yapılan hesaplamalara göre organizasyonun ev sahibi olan üç ülkeye sağlayacağı toplam gelir yaklaşık 90 milyar dolar olacak.
Ancak işin bir de tribündeki taraftar boyutu var. Maçları yerinde izleyecek futbolseverlerin otel, ulaşım, yeme-içme ve diğer harcamalarının en az 25 milyar dolara ulaşması bekleniyor.
Peki ya ekran başındakiler? Dünya genelinde yaklaşık 2 milyar kişinin maçları televizyon ve dijital platformlardan takip edeceği tahmin ediliyor. Bu dev izleyici kitlesinin en çok tüketeceği ürünlerin başında patlamış mısır, hamburger, sosisli sandviç ve çeşitli meşrubatlar geliyor. Uzmanlar, turnuva boyunca yaklaşık 1,2 milyar kutu bira tüketileceğini, ikinci sırada ise kolanın yer alacağını öngörüyor.
Bu nedenle Dünya Kupası'nın en büyük kazananları arasında yalnızca FIFA ve sponsorlar değil; seyyar satıcılar, market zincirleri, restoranlar ve içecek sektörünün de yer alacağı tahmin ediliyor.
Bu Dünya Kupası'nda Milli Takımımız’ın yanı sıra bir orta hakemimizin de düdük çalması, moral açısından ilaç gibi gelirdi. Ne yazık ki bu eksiklik beni gerçekten kahrediyor.