Tur turizmi ise ekonomik olduğu için tercih edilmeye başlandı. Gerek iç gerek dış seyahatlerde 40-50 kişilik gruplarla tarihi yerleri ve müzeleri gezmek, alışveriş caddelerini arşınlamak, belki de yeni dostlar edinmek… Sonraları turizm sektörü daha da genişledi. Gusto turizmi, spor turizmi; özellikle futbol maçları, rafting, kros, kayak ve safari turizmi gibi alanlar öne çıktı.
Son zamanların turizm modası ise selfie, yani öz çekim oldu. Doğanın güzel yerlerine düzenlenen turlarda amaç, belirli tarihi mekanlarda kendi fotoğrafını çekmekti. Hatta bu konuda yarışmalar bile düzenlendi. Ödül ise yine başka bir yere bedava gitmek ve selfielere devam etmekti. Çektikleri öz çekimleri Instagram’dan, TikTok’tan paylaşanların daha fazla dikkat çekmek uğruna tehlikeli boyutlara ulaşması, hele bunların ölümle sonuçlanması ciddi sorunlara yol açıyor. Zaten bu turizmin diğer adı da “Instagram turizmi” olarak tescillendi.
Ama en yeni turizm akımı, selfie turizmine karşı İsveç’te ortaya çıktı: IQ turizmi.
Özellikle ABD’de IQ (Intelligence Quotient), yani Türkçesiyle “zeka katsayısı” veya diğer tanımıyla “zeka seviyesi ölçümü” çok önemlidir. Bireylerin bilişsel yetenekleri, mantıksal düşünme becerileri, hızlı problem çözme ve öğrenme hızları standart testlerle değerlendirilir. Bu, sayısal bir kavramdır.
Eşimin yeğeni Oytun, Amerika’da yaşayan üç çocuklu bir annedir ve asıl mesleği psikologluktur. IQ’ya çok önem verir. Bu konuda basit testler vardır. Her gittiğimde bana da bu testin yapılmasını önermektedir. Ona göre nedeni çok basit: Ben hem İkizler burcuyum hem de katıksız bir solağım. Amerikalılar’ın yüzde 28’inin, ırkların kaynaşması nedeniyle solak olduğu söylenir.
Her seferinde Oytun’u “Söz, bir dahaki gelişimde” diyerek atlatırım. Korkuyor muyum? Belki… Ama IQ’mun 100’ün üzerinde olduğunu tahmin ediyorum. Yaşıma göre bol okuyorum, yazıyorum ve en önemlisi üç dilde bilmece çözerek hafızamı canlı tutuyorum.
Gelelim IQ turizmine…
IQ tanımlaması, ABD’den sonra dünyada da önem verilen bir ölçüm haline geldi. Örneğin ABD başkanları arasında en yüksek IQ’ya sahip kişinin JFK olduğu ve bunun 119 olarak belirlendiği söyleniyor. Şimdiki başkan Donald Trump’ın ise IQ’sunun 73 olduğu tahmin ediliyor. Albert Einstein’ın IQ’sunun ise 180 ile 190 arasında olduğu düşünülüyor.
Dünyanın en zeki insanı olarak ise matematik ve dil uzmanı Amerikalı William James Sidis kabul edilir. IQ’sunun 290 ile 300 arasında olduğu belirtilmiştir. Şimdi İsveç’in Uppsala kentine gidelim…
Bu yaklaşım, popüler selfie odaklı influencer turizmine karşı geliştirilen yeni bir akım olarak adlandırılıyor. Yüzeysel fotoğraf çekimleri yerine; merak, keşif, öğrenme ve derinlik odaklı deneyimleri merkeze alan bu anlayış, hikayesi olan az bilinen ayrıntıları keşfetmeyi teşvik ediyor.
İşte İsveç’in Uppsala kentinde başlatılan “IQ turizmi” tam da bu düşüncenin ürünü olarak dikkat çekiyor. Kuzey Avrupa’nın eğitim ve kültür seviyesiyle öne çıkan ülkesi İsveç, bu projeyle yeni bir turizm modeli oluşturdu ve aynı zamanda dünyaya güçlü bir mesaj veriyor.
“Turizm sadece gezmek değil, düşünmeyi de öğretmelidir.”
Uppsala, başkent Stockholm’e sadece 40 dakika uzaklıkta bir üniversite kenti. Ziyaretçileri, en çok fotoğraflanan noktaların peşine düşürmek yerine; onları derinlik, zekice kurgulanmış hikayeler ve tarihin beklenmedik katmanlarıyla buluşturmayı hedefliyor.
“Hedef Uppsala”nın pazarlama direktörü Helena Bovin, amaçlarının sadece hatıra öz çekimi değil; merak ve araştırma duygusunu geliştirmek olduğunu belirtiyor. Bu nedenle daha deneyimli ve anlamlı bir seyahat anlayışı yaratmak istediklerini söylüyor.
“Uppsala’da büyük bir tarih yatıyor. Vikingler’in yaşamı, kentin katedrali, antik tiyatro sahneleri, Thor, Odin ve Freyr gibi tanrılara yapılan kurban ritüelleri, sanatçı Zilmara Suarez Godoy tarafından tasarlanmış şirin fare evleri, üniversiteler ve kampüsler… En önemlisi ise 18. yüzyılda 100 dereceli termometreyi geliştiren; 0 dereceyi donma noktası, 100 dereceyi kaynama noktası olarak belirleyen ünlü fizikçi, matematikçi ve astronom Anders Celsius burada yaşadı. Zeka merakı getirir; merak da araştırmayı… Biz ziyaretçilere yaklaşık 60 farklı deneyim sunuyoruz.”
Helena Bovin ayrıca, kentin belirli noktalarına kırmızı dürbünler yerleştirildiğini ve bunlar sayesinde ziyaretçilerin eserleri daha yakından inceleyerek buna göre fotoğraf çekim planı yaptıklarını da sözlerine ekliyor.
Bugün sosyal medya çağında insanlar gittikleri şehirlerde çoğu zaman sadece aynı noktada fotoğraf çekiliyor, aynı pozları veriyor ve birkaç saat sonra başka bir ülkeye geçiyor. Oysa geriye ne bilgi kalıyor ne de kültürel bir derinlik… Uppsala ise tam tersini yapıyor. Yüzeysel fotoğraf çekimleri yerine; merak, keşif, öğrenme ve derinlik odaklı deneyimleri merkeze alan bu anlayış, az bilinen ayrıntıları keşfetmeyi teşvik ediyor.
Bence bu olağanüstü bir fikir. Uppsala’ya giden bir turist sadece bina görmüyor; Viking tarihini öğreniyor, bilim insanlarının hayatını araştırıyor, sanatın ayrıntılarını keşfediyor, geçmişle bugün arasında bağ kuruyor. Yani seyahat eden insan eve yalnızca fotoğrafla değil, bilgiyle dönüyor.
Asıl önemli olan da burada başlıyor.
Oraya gidip ülkesine dönen birçok insanın kendi kendine şu soruyu soracağına inanıyorum:
“Neden bizde de böyle bir şey yok?”
İşte bu soruyu Türkiye açısından düşündüğümüzde,bu fikir inanılmaz bir potansiyele sahip.
Türkiye’de geliştirilecek bir IQ turizmi modeli; gençlere tarihi sevdirir, araştırma kültürünü artırır ve kültürel bilinci güçlendirir.
Düşünün…
İstanbul’u gezen ve görmeye gelenlere yalnızca fetih anlatılmaz; Fatih Sultan Mehmet’in üstün zekası, matematik bilgisi ve stratejik dehasıyla bir çağın nasıl değiştirildiği aktarılır.
Kapadokya’ya giden gençler yalnızca balon seyretmek yerine bölgenin jeolojik oluşumunu öğrenebilir. Çanakkale’ye gelen ziyaretçiler sadece şehitlik gezmekle kalmayıp savaş stratejileri ve insan hikayeleri üzerine interaktif deneyimler yaşayabilir. Mardin’de taş mimarinin matematiği anlatılabilir. Konya’da Mevlana’nın sadece sözleri değil, düşünce sistemi gençlere aktarılabilir.
Böyle bir turizm modeli toplumun düşünce yapısını bile değiştirebilir. Çünkü bilgiye dayalı turizm; kitap satışını artırır, müzeleri canlandırır, rehberlik sistemini geliştirir, gençleri araştırmaya yöneltir ve en önemlisi kültürel özgüven oluşturur. İnsanlar yaşadıkları ülkenin değerlerini daha iyi tanımaya başlar. Ezber yerine keşfetme kültürü gelişir.
Uppsala’da başlayan IQ turizmi belki geleceğin yeni turizm anlayışı olacak.
Düşündüm de; tarihin zengin beşiği Anadolu’da böyle bir IQ turizmi ülkemize neler kazandırmaz ki!
Topu şimdi Kültür ve Turizm Bakanlığı’na atıyorum.
Tur turizmi ise ekonomik olduğu için tercih edilmeye başlandı. Gerek iç gerek dış seyahatlerde 40-50 kişilik gruplarla tarihi yerleri ve müzeleri gezmek, alışveriş caddelerini arşınlamak, belki de yeni dostlar edinmek… Sonraları turizm sektörü daha da genişledi. Gusto turizmi, spor turizmi; özellikle futbol maçları, rafting, kros, kayak ve safari turizmi gibi alanlar öne çıktı.
Son zamanların turizm modası ise selfie, yani öz çekim oldu. Doğanın güzel yerlerine düzenlenen turlarda amaç, belirli tarihi mekanlarda kendi fotoğrafını çekmekti. Hatta bu konuda yarışmalar bile düzenlendi. Ödül ise yine başka bir yere bedava gitmek ve selfielere devam etmekti. Çektikleri öz çekimleri Instagram’dan, TikTok’tan paylaşanların daha fazla dikkat çekmek uğruna tehlikeli boyutlara ulaşması, hele bunların ölümle sonuçlanması ciddi sorunlara yol açıyor. Zaten bu turizmin diğer adı da “Instagram turizmi” olarak tescillendi.
Ama en yeni turizm akımı, selfie turizmine karşı İsveç’te ortaya çıktı: IQ turizmi.
Özellikle ABD’de IQ (Intelligence Quotient), yani Türkçesiyle “zeka katsayısı” veya diğer tanımıyla “zeka seviyesi ölçümü” çok önemlidir. Bireylerin bilişsel yetenekleri, mantıksal düşünme becerileri, hızlı problem çözme ve öğrenme hızları standart testlerle değerlendirilir. Bu, sayısal bir kavramdır.
Eşimin yeğeni Oytun, Amerika’da yaşayan üç çocuklu bir annedir ve asıl mesleği psikologluktur. IQ’ya çok önem verir. Bu konuda basit testler vardır. Her gittiğimde bana da bu testin yapılmasını önermektedir. Ona göre nedeni çok basit: Ben hem İkizler burcuyum hem de katıksız bir solağım. Amerikalılar’ın yüzde 28’inin, ırkların kaynaşması nedeniyle solak olduğu söylenir.
Her seferinde Oytun’u “Söz, bir dahaki gelişimde” diyerek atlatırım. Korkuyor muyum? Belki… Ama IQ’mun 100’ün üzerinde olduğunu tahmin ediyorum. Yaşıma göre bol okuyorum, yazıyorum ve en önemlisi üç dilde bilmece çözerek hafızamı canlı tutuyorum.
Gelelim IQ turizmine…
IQ tanımlaması, ABD’den sonra dünyada da önem verilen bir ölçüm haline geldi. Örneğin ABD başkanları arasında en yüksek IQ’ya sahip kişinin JFK olduğu ve bunun 119 olarak belirlendiği söyleniyor. Şimdiki başkan Donald Trump’ın ise IQ’sunun 73 olduğu tahmin ediliyor. Albert Einstein’ın IQ’sunun ise 180 ile 190 arasında olduğu düşünülüyor.
Dünyanın en zeki insanı olarak ise matematik ve dil uzmanı Amerikalı William James Sidis kabul edilir. IQ’sunun 290 ile 300 arasında olduğu belirtilmiştir. Şimdi İsveç’in Uppsala kentine gidelim…
Bu yaklaşım, popüler selfie odaklı influencer turizmine karşı geliştirilen yeni bir akım olarak adlandırılıyor. Yüzeysel fotoğraf çekimleri yerine; merak, keşif, öğrenme ve derinlik odaklı deneyimleri merkeze alan bu anlayış, hikayesi olan az bilinen ayrıntıları keşfetmeyi teşvik ediyor.
İşte İsveç’in Uppsala kentinde başlatılan “IQ turizmi” tam da bu düşüncenin ürünü olarak dikkat çekiyor. Kuzey Avrupa’nın eğitim ve kültür seviyesiyle öne çıkan ülkesi İsveç, bu projeyle yeni bir turizm modeli oluşturdu ve aynı zamanda dünyaya güçlü bir mesaj veriyor.
“Turizm sadece gezmek değil, düşünmeyi de öğretmelidir.”
Uppsala, başkent Stockholm’e sadece 40 dakika uzaklıkta bir üniversite kenti. Ziyaretçileri, en çok fotoğraflanan noktaların peşine düşürmek yerine; onları derinlik, zekice kurgulanmış hikayeler ve tarihin beklenmedik katmanlarıyla buluşturmayı hedefliyor.
“Hedef Uppsala”nın pazarlama direktörü Helena Bovin, amaçlarının sadece hatıra öz çekimi değil; merak ve araştırma duygusunu geliştirmek olduğunu belirtiyor. Bu nedenle daha deneyimli ve anlamlı bir seyahat anlayışı yaratmak istediklerini söylüyor.
“Uppsala’da büyük bir tarih yatıyor. Vikingler’in yaşamı, kentin katedrali, antik tiyatro sahneleri, Thor, Odin ve Freyr gibi tanrılara yapılan kurban ritüelleri, sanatçı Zilmara Suarez Godoy tarafından tasarlanmış şirin fare evleri, üniversiteler ve kampüsler… En önemlisi ise 18. yüzyılda 100 dereceli termometreyi geliştiren; 0 dereceyi donma noktası, 100 dereceyi kaynama noktası olarak belirleyen ünlü fizikçi, matematikçi ve astronom Anders Celsius burada yaşadı. Zeka merakı getirir; merak da araştırmayı… Biz ziyaretçilere yaklaşık 60 farklı deneyim sunuyoruz.”
Helena Bovin ayrıca, kentin belirli noktalarına kırmızı dürbünler yerleştirildiğini ve bunlar sayesinde ziyaretçilerin eserleri daha yakından inceleyerek buna göre fotoğraf çekim planı yaptıklarını da sözlerine ekliyor.
Bugün sosyal medya çağında insanlar gittikleri şehirlerde çoğu zaman sadece aynı noktada fotoğraf çekiliyor, aynı pozları veriyor ve birkaç saat sonra başka bir ülkeye geçiyor. Oysa geriye ne bilgi kalıyor ne de kültürel bir derinlik… Uppsala ise tam tersini yapıyor. Yüzeysel fotoğraf çekimleri yerine; merak, keşif, öğrenme ve derinlik odaklı deneyimleri merkeze alan bu anlayış, az bilinen ayrıntıları keşfetmeyi teşvik ediyor.
Bence bu olağanüstü bir fikir. Uppsala’ya giden bir turist sadece bina görmüyor; Viking tarihini öğreniyor, bilim insanlarının hayatını araştırıyor, sanatın ayrıntılarını keşfediyor, geçmişle bugün arasında bağ kuruyor. Yani seyahat eden insan eve yalnızca fotoğrafla değil, bilgiyle dönüyor.
Asıl önemli olan da burada başlıyor.
Oraya gidip ülkesine dönen birçok insanın kendi kendine şu soruyu soracağına inanıyorum:
“Neden bizde de böyle bir şey yok?”
İşte bu soruyu Türkiye açısından düşündüğümüzde,bu fikir inanılmaz bir potansiyele sahip.
Türkiye’de geliştirilecek bir IQ turizmi modeli; gençlere tarihi sevdirir, araştırma kültürünü artırır ve kültürel bilinci güçlendirir.
Düşünün…
İstanbul’u gezen ve görmeye gelenlere yalnızca fetih anlatılmaz; Fatih Sultan Mehmet’in üstün zekası, matematik bilgisi ve stratejik dehasıyla bir çağın nasıl değiştirildiği aktarılır.
Kapadokya’ya giden gençler yalnızca balon seyretmek yerine bölgenin jeolojik oluşumunu öğrenebilir. Çanakkale’ye gelen ziyaretçiler sadece şehitlik gezmekle kalmayıp savaş stratejileri ve insan hikayeleri üzerine interaktif deneyimler yaşayabilir. Mardin’de taş mimarinin matematiği anlatılabilir. Konya’da Mevlana’nın sadece sözleri değil, düşünce sistemi gençlere aktarılabilir.
Böyle bir turizm modeli toplumun düşünce yapısını bile değiştirebilir. Çünkü bilgiye dayalı turizm; kitap satışını artırır, müzeleri canlandırır, rehberlik sistemini geliştirir, gençleri araştırmaya yöneltir ve en önemlisi kültürel özgüven oluşturur. İnsanlar yaşadıkları ülkenin değerlerini daha iyi tanımaya başlar. Ezber yerine keşfetme kültürü gelişir.
Uppsala’da başlayan IQ turizmi belki geleceğin yeni turizm anlayışı olacak.
Düşündüm de; tarihin zengin beşiği Anadolu’da böyle bir IQ turizmi ülkemize neler kazandırmaz ki!
Topu şimdi Kültür ve Turizm Bakanlığı’na atıyorum.