Yıllarca İtalya’da yaşadığımı bildiği için bu ülke ile ilgili bir haber yakaladığında hemen benimle paylaşır.
Geçenlerde bana, İtalyanların yedi güzel yaşam mottosunu anlatan bir makale bulup göndermiş. Kısacası, benim İtalyanlar hakkında edindiğim izlenimlerimle bire bir örtüştüğü için burada aktarmaya çalışacağım.
1 – La Dolce Vita (Tatlı Hayat): Ünlü yönetmen Federico Fellini’nin 1960 yılında çektiği ve Roma jet sosyetesinin gecelerini anlatan film, aslında İtalyanların yaşama bakış açısını bire bir yansıtır. Hayatın tadını çıkarmak, anı yaşamak ve stresi hayatın merkezine almamak.
2 – Dolce far niente (Hiçbir şey yapmamanın tatlılığı): Sadece anın huzurunda bulunmak, üretkenlik baskısı hissetmeden dinlenmek.
3 – Piano piano (Yavaş yavaş): Hayatı aceleye getirmeden, sindire sindire ve sakin bir ritimle yaşamak.
4 – La famiglia (Aile): İtalyanlar için aile ve sosyal bağlar kutsaldır ve buna mutlak öncelik verilir. Bireyler, uzun ve keyifli yemek sofralarında sık sık bir araya gelmeye özen gösterirler.
5 – Città Slow (Yavaş şehir/yaşam): Yerel kaynakları koruyarak, tüketim hızını düşürüp yaşam kalitesini artırmak.
6 – Mangia bene, ridi spesso, ama molto (İyi ye, sık gül, çok sev): Yemek kültürünü bir sanat ve sosyalleşme aracı olarak görerek hayattan zevk almayı ilke haline getirmek ve sevmeyi, hep sevmeyi bilmek.
7 – Bella figura (Güzel görünüm): Estetik ve güzellik İtalyanlar için çok önemlidir. Sadece dış görünüş değil; davranışlar ve çevresel unsurlar dahil olmak üzere her şeyin estetik ve uyumlu olması önem taşır. Özellikle giyim tarzı ön plana çıkar.
İtalya tipik bir Akdeniz ülkesidir. İnsanları damarlarında bu bölgenin sıcak kanını taşır; ancak keyiflerine de düşkündürler. Çabuk konuşurlar ve buna el kol hareketleriyle renk katarlar. Kavga etmeyi sevmezler; en fazla ağız dalaşı yaparlar. Kendi yemeklerine bağlıdırlar ve damak tatlarından kolay kolay ödün vermezler.
Espresso’suz güne başlamazlar. Kahve çok sert olmalıdır. Cappuccino en geç saat 11.00’de içilir, sonrasında istemek ayıp sayılır. İşe erken başlarlar ama saat 14.00’te mesai biter. “Butta la pasta” (Makarnayı suya at) komutu telefonla eve ulaşır.
Evlerde genellikle büyükanneler bulunur; torunlara bakar ve mutfaktan sorumlu olurlar. Ailece birlikte yemek yemeyi tercih ederler. Yemekte bir bardak şarap adettendir ve ardından siesta (şekerleme) gelir.
Pazar günü aile için kutsaldır. İnançlı olanlar kilisede ayine ailece katılır. Sonrasında ya restorana gidilir ya da evde topluca sofraya oturulur.
Akşam ise çocukların dersleri gözden geçirilir, ardından televizyon karşısında eğlence programı veya dizi izlenir. Tabii o dizilerin çoğu bizimkilerden oluşur. Demet Özdemir ve İbrahim Çelikkol favorileridir.
Peki, tüm bu saydığımız yaşam mottoları İtalya’nın her bölgesinde aynı şekilde mi yaşanıyor?
Açıkçası buna net bir “evet” demek zor. Kuzey ile güney arasında belirgin farklar vardır. Kuzey İtalya daha sanayileşmiş, daha disiplinli ve zaman zaman daha Avrupai bir yaşam ritmine sahiptir. Güney ise daha geleneksel, daha yavaş ve aile bağlarının daha yoğun hissedildiği bir yapıyı korur. Ancak hangi bölgede olursa olsun, İtalyanlar’ın hayata keyif katma becerisi ortak bir özellik olarak karşımıza çıkar.
Bugün birçok ülkede gözlemlenen değer kaybı olgusu yeni çağın hızlı ve dijital düzeni elbette İtalyanları da etkilemiştir. Büyük şehirlerde yaşam temposu artmış, iş hayatı daha rekabetçi hale gelmiştir. Genç kuşaklar küresel kültürün etkisiyle daha bireysel bir yaşam tarzına yönelmektedir. Ancak buna rağmen İtalyanlar, köklü değerlerini tamamen kaybetmemek için bilinçli bir çaba içindedir. Özellikle aile bağlarını korumak, birlikte yemek yeme geleneğini sürdürmek ve sosyal hayatı canlı tutmak konusunda oldukça hassastırlar.
Bu durum onlarda daha yumuşak bir geçişle yaşanmaktadır. Bunun en önemli sebebi, kültürel miraslarına sahip çıkmalarıdır. Yerel festivaller, mahalle kültürü, küçük esnaf geleneği ve uzun sofralar hala günlük hayatın önemli bir parçasıdır.
İtalyanlar’ın sevilen bir millet olmasının ardında da bu sıcak, samimi ve hayatı dolu dolu yaşama anlayışı yatar. İnsan ilişkilerinde doğallık, estetik anlayış ve yaşamdan zevk alma kültürü onları farklı kılar. Belki de en büyük önlemleri, hayatı sadece bir koşuşturma olarak görmemeleri, aksine yaşanması gereken bir deneyim olarak kabul etmeleridir.
İtalya bir Akdeniz ülkesidir ve bu yaşam tarzı aslında yalnızca onlara özgü değildir. Benzer özellikleri İspanya, Yunanistan ve kısmen Fransa’nın güney bölgelerinde de görmek mümkündür. Bu ülkelerde de aile bağları güçlüdür, yemek kültürü bir yaşam biçimidir ve insanlar günlük hayatın küçük anlarından keyif almayı bilirler. Ancak İtalyanlar, estetik ve zarafet konusundaki hassasiyetleriyle bu kültürü bir adım daha ileri taşımayı başarırlar.
İtalya; sanatçıların, müzisyenlerin, kaşiflerin, mucitlerin, denizcilerin ve tatlı hayatı sevenlerin ülkesidir.
Yıllarca İtalya’da yaşamış biri olarak onların hayat enerjisi, sevinci ve yaşama bakışları beni derinden etkilemiştir. Dilerim ki bu hızlı ve değişken yeni dünya düzeninde kendi kültürlerini ve değerlerini kaybetmezler. Çünkü onları özel kılan tam da bu yaşam felsefesidir. Burada en büyük görev ise genç nesillere düşüyor; geçmişten gelen bu zengin mirası korumak, sahip çıkmak ve geleceğe taşımak onların elinde.
Sevgili Tuncer Büyükonat sayende, yıllarca yaşadığım İtalyanların hayat tarzını, senin de katkılarınla anlatmaya çalıştım.
Yıllarca İtalya’da yaşadığımı bildiği için bu ülke ile ilgili bir haber yakaladığında hemen benimle paylaşır.
Geçenlerde bana, İtalyanların yedi güzel yaşam mottosunu anlatan bir makale bulup göndermiş. Kısacası, benim İtalyanlar hakkında edindiğim izlenimlerimle bire bir örtüştüğü için burada aktarmaya çalışacağım.
1 – La Dolce Vita (Tatlı Hayat): Ünlü yönetmen Federico Fellini’nin 1960 yılında çektiği ve Roma jet sosyetesinin gecelerini anlatan film, aslında İtalyanların yaşama bakış açısını bire bir yansıtır. Hayatın tadını çıkarmak, anı yaşamak ve stresi hayatın merkezine almamak.
2 – Dolce far niente (Hiçbir şey yapmamanın tatlılığı): Sadece anın huzurunda bulunmak, üretkenlik baskısı hissetmeden dinlenmek.
3 – Piano piano (Yavaş yavaş): Hayatı aceleye getirmeden, sindire sindire ve sakin bir ritimle yaşamak.
4 – La famiglia (Aile): İtalyanlar için aile ve sosyal bağlar kutsaldır ve buna mutlak öncelik verilir. Bireyler, uzun ve keyifli yemek sofralarında sık sık bir araya gelmeye özen gösterirler.
5 – Città Slow (Yavaş şehir/yaşam): Yerel kaynakları koruyarak, tüketim hızını düşürüp yaşam kalitesini artırmak.
6 – Mangia bene, ridi spesso, ama molto (İyi ye, sık gül, çok sev): Yemek kültürünü bir sanat ve sosyalleşme aracı olarak görerek hayattan zevk almayı ilke haline getirmek ve sevmeyi, hep sevmeyi bilmek.
7 – Bella figura (Güzel görünüm): Estetik ve güzellik İtalyanlar için çok önemlidir. Sadece dış görünüş değil; davranışlar ve çevresel unsurlar dahil olmak üzere her şeyin estetik ve uyumlu olması önem taşır. Özellikle giyim tarzı ön plana çıkar.
İtalya tipik bir Akdeniz ülkesidir. İnsanları damarlarında bu bölgenin sıcak kanını taşır; ancak keyiflerine de düşkündürler. Çabuk konuşurlar ve buna el kol hareketleriyle renk katarlar. Kavga etmeyi sevmezler; en fazla ağız dalaşı yaparlar. Kendi yemeklerine bağlıdırlar ve damak tatlarından kolay kolay ödün vermezler.
Espresso’suz güne başlamazlar. Kahve çok sert olmalıdır. Cappuccino en geç saat 11.00’de içilir, sonrasında istemek ayıp sayılır. İşe erken başlarlar ama saat 14.00’te mesai biter. “Butta la pasta” (Makarnayı suya at) komutu telefonla eve ulaşır.
Evlerde genellikle büyükanneler bulunur; torunlara bakar ve mutfaktan sorumlu olurlar. Ailece birlikte yemek yemeyi tercih ederler. Yemekte bir bardak şarap adettendir ve ardından siesta (şekerleme) gelir.
Pazar günü aile için kutsaldır. İnançlı olanlar kilisede ayine ailece katılır. Sonrasında ya restorana gidilir ya da evde topluca sofraya oturulur.
Akşam ise çocukların dersleri gözden geçirilir, ardından televizyon karşısında eğlence programı veya dizi izlenir. Tabii o dizilerin çoğu bizimkilerden oluşur. Demet Özdemir ve İbrahim Çelikkol favorileridir.
Peki, tüm bu saydığımız yaşam mottoları İtalya’nın her bölgesinde aynı şekilde mi yaşanıyor?
Açıkçası buna net bir “evet” demek zor. Kuzey ile güney arasında belirgin farklar vardır. Kuzey İtalya daha sanayileşmiş, daha disiplinli ve zaman zaman daha Avrupai bir yaşam ritmine sahiptir. Güney ise daha geleneksel, daha yavaş ve aile bağlarının daha yoğun hissedildiği bir yapıyı korur. Ancak hangi bölgede olursa olsun, İtalyanlar’ın hayata keyif katma becerisi ortak bir özellik olarak karşımıza çıkar.
Bugün birçok ülkede gözlemlenen değer kaybı olgusu yeni çağın hızlı ve dijital düzeni elbette İtalyanları da etkilemiştir. Büyük şehirlerde yaşam temposu artmış, iş hayatı daha rekabetçi hale gelmiştir. Genç kuşaklar küresel kültürün etkisiyle daha bireysel bir yaşam tarzına yönelmektedir. Ancak buna rağmen İtalyanlar, köklü değerlerini tamamen kaybetmemek için bilinçli bir çaba içindedir. Özellikle aile bağlarını korumak, birlikte yemek yeme geleneğini sürdürmek ve sosyal hayatı canlı tutmak konusunda oldukça hassastırlar.
Bu durum onlarda daha yumuşak bir geçişle yaşanmaktadır. Bunun en önemli sebebi, kültürel miraslarına sahip çıkmalarıdır. Yerel festivaller, mahalle kültürü, küçük esnaf geleneği ve uzun sofralar hala günlük hayatın önemli bir parçasıdır.
İtalyanlar’ın sevilen bir millet olmasının ardında da bu sıcak, samimi ve hayatı dolu dolu yaşama anlayışı yatar. İnsan ilişkilerinde doğallık, estetik anlayış ve yaşamdan zevk alma kültürü onları farklı kılar. Belki de en büyük önlemleri, hayatı sadece bir koşuşturma olarak görmemeleri, aksine yaşanması gereken bir deneyim olarak kabul etmeleridir.
İtalya bir Akdeniz ülkesidir ve bu yaşam tarzı aslında yalnızca onlara özgü değildir. Benzer özellikleri İspanya, Yunanistan ve kısmen Fransa’nın güney bölgelerinde de görmek mümkündür. Bu ülkelerde de aile bağları güçlüdür, yemek kültürü bir yaşam biçimidir ve insanlar günlük hayatın küçük anlarından keyif almayı bilirler. Ancak İtalyanlar, estetik ve zarafet konusundaki hassasiyetleriyle bu kültürü bir adım daha ileri taşımayı başarırlar.
İtalya; sanatçıların, müzisyenlerin, kaşiflerin, mucitlerin, denizcilerin ve tatlı hayatı sevenlerin ülkesidir.
Yıllarca İtalya’da yaşamış biri olarak onların hayat enerjisi, sevinci ve yaşama bakışları beni derinden etkilemiştir. Dilerim ki bu hızlı ve değişken yeni dünya düzeninde kendi kültürlerini ve değerlerini kaybetmezler. Çünkü onları özel kılan tam da bu yaşam felsefesidir. Burada en büyük görev ise genç nesillere düşüyor; geçmişten gelen bu zengin mirası korumak, sahip çıkmak ve geleceğe taşımak onların elinde.
Sevgili Tuncer Büyükonat sayende, yıllarca yaşadığım İtalyanların hayat tarzını, senin de katkılarınla anlatmaya çalıştım.