Bir apartmanda, sitede hatta özel mülklerin kapı önlerinde, evin içinde bulunması gereken eşyaların dışarıya konması komşuluk hakkının ihlali sayılıyor ve Sulh Hukuk Mahkemesi’ne şikayet edilmesi gerekiyor.
Maalesef ülkemizde, evin içine dışarıdan gelebilecek kir nedeniyle özellikle ayakkabılar kapı önüne bırakılıyor. Oysa sıra sıra dizilmiş ayakkabılar zaman zaman tehlike oluşturabiliyor.
Örneğin ben, sensörlü otomatik aydınlatmanın aniden sönmesi sonucu karanlıkta yan kapının önündeki ayakkabılara çarparak tökezledim. Allah’tan apartmandaki komşum anlayış göstererek bu alışkanlığına son verdi.
Türkiye’de apartman koridorlarında, daire kapılarının önünde duran ayakkabılar, aslında bir alışkanlığın, kültürel geçmişin ve toplumsal davranış biçiminin yansımasıdır. Özellikle Anadolu’nun birçok yerinde eve girerken ayakkabıyı dışarıda çıkarmak yıllardır süregelen bir gelenektir. İstanbul’un bazı semtlerinde de bu alışkanlık hala devam eder. Ancak dikkat edilirse, eğitim ve kültür seviyesinin daha yüksek olduğu bölgelerde bu görüntüye daha az rastlanır. Buna karşılık ortak yaşam kurallarının yeterince benimsenmediği yerlerde kapı önleri zamanla küçük bir depoya dönüşebilmektedir
Batı’da, özellikle ABD’de, kapı önüne eşya bırakmak suç teşkil eder ve cezası da oldukça ağırdır. Sadece eşya bırakmak değil, yoğun kar yağışında kapı önlerini temizlemek de ev sahibinin sorumluluğundadır. Allah korusun, biri takılıp düşerek yaralanırsa, ömür boyu tazminat ödemek zorunda kalabilirsiniz. Bu nedenle hem sıkı şekilde denetlenirler hem de çok dikkatli davranırlar.
Haberi tekrar tekrar okudum. Aslında 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu yürürlükte; ancak kimse tarafından uygulanmıyor. Ortak alanlar ihlal edilemez. Özellikle yazlık sitelerde ıslak sabolar, kumlu terlikler ve deniz ayakkabıları hem çirkin bir görüntü oluşturuyor hem de kayganlık nedeniyle tehlike yaratıyor.
Otellerde ve pansiyonlarda da aynı uygulamaları görebiliyoruz. Yine maalesef yeterli denetim yok. Bu durumda sorumluluk yöneticilerindir. İnsanları uyarmaları gerekir ama dinleyen kim!
Geçenlerde bir misafirliğe gittik. Asansör yoktu, merdivenleri çıkmak zorunda kaldık. İnanın, her katta yalnızca ayakkabılıklar değil, çöp kutuları da vardı ve etrafa kötü kokular yayılıyordu. Ev sahibi, “Sürekli uyarıyoruz ama dinlemiyorlar. Belediye’ye de şikayet ettik fakat sonuç alamadık.” diye hayıflanıyordu.
Bu durumun temelinde biraz da Kat Mülkiyeti Kanunu’nun yeterince bilinmemesi yatıyor. Pek çok insan apartman koridorlarını, merdiven boşluklarını ve kapı önlerini kişisel alan gibi görmeye devam ediyor. Oysa bu alanlar özel mülk değil, ortak kullanım alanıdır. Bir kişinin alışkanlığı, diğer komşuların yaşam hakkını ve konforunu ihlal etmemelidir.
Sosyolojik açıdan baktığımızda; aslında bu alışkanlığın geçmişte mantıklı nedenleri olduğunu görüyoruz. Yolların toprak olduğu, altyapının yetersiz kaldığı dönemlerde ayakkabıyı dışarıda çıkarmak hijyen açısından bir zorunluluktu. Çamurlu ayakkabılar evin içine konulmak istenmezdi. Fakat bugün şehirlerin büyük bölümünde asfalt yollar, kaldırımlar ve modern temizlik koşulları var. Artık eski dönemlerdeki gibi yoğun çamur problemi yaşanmıyor. Buna rağmen fiziksel şartlar değişse de zihinsel alışkanlıklar aynı kaldı. Dışarıdaki kirden korunma düşüncesi zamanla ortak alanların işgal edilmesine dönüştü.
Yazlık sitelerde ise durum daha da dikkat çekici hale geliyor. İnsanlar denizden geldiklerinde kumlu terliklerini, ıslak sabolarını veya plaj ayakkabılarını daire içine sokmak istemiyor ve kapı önüne bırakıyor. Bir süre evler adeta plaj görüntüsüne bürünüyor. Oysa modern toplu yaşam anlayışı, kişinin kendi konforunu başkalarının huzurunun önüne koymamasını gerektirir.
Üstelik mesele yalnızca estetik değildir.
Kapı önlerine bırakılan ayakkabı ve eşyalar:
· Yangın, deprem ve acil tahliye anlarında güvenlik riski oluşturur.
· Dar koridorlarda düşme ve takılma tehlikesi yaratır.
· Kapalı alanlarda kötü koku ve hijyen sorunlarına neden olur.
· Apartman düzenini ve yaşam kalitesini olumsuz etkiler.
Bir apartman koridoru, insanların özel yaşamlarını dışarıya taşıdığı bir alan olmamalıdır.
İşte bu yüzden, kapı önü alışkanlığını yalnızca pratik bir davranış değil, toplumsal yapıyı yansıtan sosyolojik bir olgu olarak değerlendiriyorum. Çünkü kapı önüne bırakılan her ayakkabı, çoğu zaman “Burası benim alanım” düşüncesinin göstergesidir. İnsanlar dairelerinin kapısının dışındaki birkaç metrekareyi de kendi mülkleri gibi görmeye başlıyorlar. Oysa apartman hayatı sadece bireysel özgürlük değil, ortak yaşam disiplini de gerektirir.
Gelişmiş toplumlarda insanlar yalnızca kendi evlerinin içinden değil, ortak alanların düzeninden de sorumluluk hissederler. Batı ülkelerinde kapı önüne eşya bırakılması çoğu yerde yasaktır. Çünkü ortak alan herkesindir. Bizde ise geleneksel alışkanlıklar zaman zaman hukukun ve toplumsal düzenin önüne geçebiliyor.
Katlardaki her kapının önü ortak alandır ve komşuluk hakkı esastır.
Bizim Kıyıkışlacık’taki evimiz bahçeli ve müstakil bir özel mülk. Ancak kapı önüne ne ayakkabı, ne terlik, ne de başka bir eşya bırakıyoruz. Bu sayede huzur içinde yaşıyoruz.
Gerçek modernleşme yalnızca yeni binalar yapmak değildir. Asıl modernleşme, o binaların içinde başkalarının hakkına saygı göstermeyi öğrenmektir.
Artık geçmişin şartlarıyla oluşmuş alışkanlıkları bugünün şehir yaşamına taşımaktan vazgeçmeliyiz. Temizliği korumanın yolu ortak alanları işgal etmek değil, daire içinde uygun çözümler üretmektir.
Unutulmamalıdır ki medeni bir toplum; kapısının önünü eşyalarla dolduran değil, komşusunun hakkına saygı göstererek ortak alanları boş bırakan insanların oluşturduğu toplumdur.
Şimdi büyük bir umut ve heyecanla, Yargıtay’ın bu kesin kararının yeniden etkin şekilde uygulanmasını bekleyeceğiz.
Bir apartmanda, sitede hatta özel mülklerin kapı önlerinde, evin içinde bulunması gereken eşyaların dışarıya konması komşuluk hakkının ihlali sayılıyor ve Sulh Hukuk Mahkemesi’ne şikayet edilmesi gerekiyor.
Maalesef ülkemizde, evin içine dışarıdan gelebilecek kir nedeniyle özellikle ayakkabılar kapı önüne bırakılıyor. Oysa sıra sıra dizilmiş ayakkabılar zaman zaman tehlike oluşturabiliyor.
Örneğin ben, sensörlü otomatik aydınlatmanın aniden sönmesi sonucu karanlıkta yan kapının önündeki ayakkabılara çarparak tökezledim. Allah’tan apartmandaki komşum anlayış göstererek bu alışkanlığına son verdi.
Türkiye’de apartman koridorlarında, daire kapılarının önünde duran ayakkabılar, aslında bir alışkanlığın, kültürel geçmişin ve toplumsal davranış biçiminin yansımasıdır. Özellikle Anadolu’nun birçok yerinde eve girerken ayakkabıyı dışarıda çıkarmak yıllardır süregelen bir gelenektir. İstanbul’un bazı semtlerinde de bu alışkanlık hala devam eder. Ancak dikkat edilirse, eğitim ve kültür seviyesinin daha yüksek olduğu bölgelerde bu görüntüye daha az rastlanır. Buna karşılık ortak yaşam kurallarının yeterince benimsenmediği yerlerde kapı önleri zamanla küçük bir depoya dönüşebilmektedir
Batı’da, özellikle ABD’de, kapı önüne eşya bırakmak suç teşkil eder ve cezası da oldukça ağırdır. Sadece eşya bırakmak değil, yoğun kar yağışında kapı önlerini temizlemek de ev sahibinin sorumluluğundadır. Allah korusun, biri takılıp düşerek yaralanırsa, ömür boyu tazminat ödemek zorunda kalabilirsiniz. Bu nedenle hem sıkı şekilde denetlenirler hem de çok dikkatli davranırlar.
Haberi tekrar tekrar okudum. Aslında 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu yürürlükte; ancak kimse tarafından uygulanmıyor. Ortak alanlar ihlal edilemez. Özellikle yazlık sitelerde ıslak sabolar, kumlu terlikler ve deniz ayakkabıları hem çirkin bir görüntü oluşturuyor hem de kayganlık nedeniyle tehlike yaratıyor.
Otellerde ve pansiyonlarda da aynı uygulamaları görebiliyoruz. Yine maalesef yeterli denetim yok. Bu durumda sorumluluk yöneticilerindir. İnsanları uyarmaları gerekir ama dinleyen kim!
Geçenlerde bir misafirliğe gittik. Asansör yoktu, merdivenleri çıkmak zorunda kaldık. İnanın, her katta yalnızca ayakkabılıklar değil, çöp kutuları da vardı ve etrafa kötü kokular yayılıyordu. Ev sahibi, “Sürekli uyarıyoruz ama dinlemiyorlar. Belediye’ye de şikayet ettik fakat sonuç alamadık.” diye hayıflanıyordu.
Bu durumun temelinde biraz da Kat Mülkiyeti Kanunu’nun yeterince bilinmemesi yatıyor. Pek çok insan apartman koridorlarını, merdiven boşluklarını ve kapı önlerini kişisel alan gibi görmeye devam ediyor. Oysa bu alanlar özel mülk değil, ortak kullanım alanıdır. Bir kişinin alışkanlığı, diğer komşuların yaşam hakkını ve konforunu ihlal etmemelidir.
Sosyolojik açıdan baktığımızda; aslında bu alışkanlığın geçmişte mantıklı nedenleri olduğunu görüyoruz. Yolların toprak olduğu, altyapının yetersiz kaldığı dönemlerde ayakkabıyı dışarıda çıkarmak hijyen açısından bir zorunluluktu. Çamurlu ayakkabılar evin içine konulmak istenmezdi. Fakat bugün şehirlerin büyük bölümünde asfalt yollar, kaldırımlar ve modern temizlik koşulları var. Artık eski dönemlerdeki gibi yoğun çamur problemi yaşanmıyor. Buna rağmen fiziksel şartlar değişse de zihinsel alışkanlıklar aynı kaldı. Dışarıdaki kirden korunma düşüncesi zamanla ortak alanların işgal edilmesine dönüştü.
Yazlık sitelerde ise durum daha da dikkat çekici hale geliyor. İnsanlar denizden geldiklerinde kumlu terliklerini, ıslak sabolarını veya plaj ayakkabılarını daire içine sokmak istemiyor ve kapı önüne bırakıyor. Bir süre evler adeta plaj görüntüsüne bürünüyor. Oysa modern toplu yaşam anlayışı, kişinin kendi konforunu başkalarının huzurunun önüne koymamasını gerektirir.
Üstelik mesele yalnızca estetik değildir.
Kapı önlerine bırakılan ayakkabı ve eşyalar:
· Yangın, deprem ve acil tahliye anlarında güvenlik riski oluşturur.
· Dar koridorlarda düşme ve takılma tehlikesi yaratır.
· Kapalı alanlarda kötü koku ve hijyen sorunlarına neden olur.
· Apartman düzenini ve yaşam kalitesini olumsuz etkiler.
Bir apartman koridoru, insanların özel yaşamlarını dışarıya taşıdığı bir alan olmamalıdır.
İşte bu yüzden, kapı önü alışkanlığını yalnızca pratik bir davranış değil, toplumsal yapıyı yansıtan sosyolojik bir olgu olarak değerlendiriyorum. Çünkü kapı önüne bırakılan her ayakkabı, çoğu zaman “Burası benim alanım” düşüncesinin göstergesidir. İnsanlar dairelerinin kapısının dışındaki birkaç metrekareyi de kendi mülkleri gibi görmeye başlıyorlar. Oysa apartman hayatı sadece bireysel özgürlük değil, ortak yaşam disiplini de gerektirir.
Gelişmiş toplumlarda insanlar yalnızca kendi evlerinin içinden değil, ortak alanların düzeninden de sorumluluk hissederler. Batı ülkelerinde kapı önüne eşya bırakılması çoğu yerde yasaktır. Çünkü ortak alan herkesindir. Bizde ise geleneksel alışkanlıklar zaman zaman hukukun ve toplumsal düzenin önüne geçebiliyor.
Katlardaki her kapının önü ortak alandır ve komşuluk hakkı esastır.
Bizim Kıyıkışlacık’taki evimiz bahçeli ve müstakil bir özel mülk. Ancak kapı önüne ne ayakkabı, ne terlik, ne de başka bir eşya bırakıyoruz. Bu sayede huzur içinde yaşıyoruz.
Gerçek modernleşme yalnızca yeni binalar yapmak değildir. Asıl modernleşme, o binaların içinde başkalarının hakkına saygı göstermeyi öğrenmektir.
Artık geçmişin şartlarıyla oluşmuş alışkanlıkları bugünün şehir yaşamına taşımaktan vazgeçmeliyiz. Temizliği korumanın yolu ortak alanları işgal etmek değil, daire içinde uygun çözümler üretmektir.
Unutulmamalıdır ki medeni bir toplum; kapısının önünü eşyalarla dolduran değil, komşusunun hakkına saygı göstererek ortak alanları boş bırakan insanların oluşturduğu toplumdur.
Şimdi büyük bir umut ve heyecanla, Yargıtay’ın bu kesin kararının yeniden etkin şekilde uygulanmasını bekleyeceğiz.