Baştan hatırlatayım. Bu yazının altından nasıl kalkacağımı ben de bilmiyorum. Norma Jeane Mortenson’un birkaç lakabını sıralasam; örneğin “Sarışın Bomba”, “Seks İlahesi”, “Bayan Erkek Avcısı”, “Masumiyetin Ötesi”...
Henüz 36 yaşındayken, kapısında Latince “Cursum Perficio” yani “Yolumu Tamamlıyorum” yazan, yeni taşındığı evinde yaşamına son veren Marilyn Monroe’dan başkası değildi.
Marilyn Monroe… Erkeklerin düşü, üç eşinin kabusu, film şirketlerinin, yapımcıların ve yönetmenlerin belası; kadınların kıskandığı, seyircilerin iç çektiği bir efsaneydi.
5 Ağustos 1962’de Los Angeles’taki 12305 Fifth Helena Drive adresindeki evinde ölü bulunduğunda Hollywood mateme büründü. İntihar mı ettiği, yoksa öldürüldü mü sorularına hâlâ kesin bir yanıt bulunamadı. Otopsi raporunda aşırı miktarda uyku hapı aldığı yazıldı.
Marilyn Monroe, anlatıldığına göre yalnız ve saf bir kadındı. Ancak IQ’sunun yüksek olduğu biliniyordu. Kimi çevreler mafya babalarıyla ilişkisi olduğunu öne sürerken, dönemin ABD Başkanı John F. Kennedy ile gizli bir aşk yaşadığı yönündeki dedikodular da ayyuka çıkmıştı.
Üç evlilik yaptı ve hepsi hüsranla sonuçlandı. Önce polis memuru ve silah atış uzmanı James Dougherty, ardından beyzbol şampiyonu Joe DiMaggio ve son olarak yazar Arthur Miller.
İlk kez podyuma çıktığında doğal saç rengi kumraldı. 1,66 metrelik boyu modellik için idealdi. Yüzü bebek gibiydi, göğüsleri dikkat çekiciydi. Bacakları kusursuzdu ve hafif çıkık göbeği birçok kişi tarafından çekici bulunuyordu.
İyi bir çocukluk dönemi geçirmediği biliniyor. Aklında hep Hollywood vardı. Birkaç sahne deneyimi yaşadı. Sonra 1947’de “Tehlikeli Yıllar” filminde küçük bir rol alması dikkatleri üzerine çekmesine yetti. Sonrası malum...
Ardı ardına gelen tekliflerde genellikle yardımcı rollerde yer aldı. Setlerde Marx Kardeşler ve Bette Davis ile tanıştı. John Huston’un “The Asphalt Jungle” filminde ünlü yönetmenin onu adeta bir süs eşyası gibi kullanması, kariyerindeki şansın dönüm noktalarından biri oldu.
Marilyn Monroe, salon komedileri için biçilmiş kaftandı. Kimi zaman saf ya da aptal kadın rollerini seksi görünümüyle birleştiriyor, seyirciler kadar settekileri de etkiliyordu.
O “süs eşyası”, birden işlenebilir bir koz haline geldi. 1952’de tam beş filmde başrol oynadı. Artık bir diva olmuştu.
1953’te Henry Hathaway’in “Niagara” filminde şelaleler önünde adeta şov yaptı. Arka planda akan sudan yükselen yoğun sis ve ön planda ilahenin emin adımlarla yürek hoplatan yürüyüşü... O sahneyi kim bilir kaç kez izlemiştim.
Renkler vücudunda patlıyor, onu adeta ölümcül bir figüre dönüştürüyordu. Film seyirci ve hasılat rekorları kırarken, 27 yaşındaki Monroe artık Hollywood’un hakim seks sembolüydü.
Çapkın yönetmen Howard Hughes’in eline düşmedi ama kamera karşısına geçti. “Erkekler Sarışınları Sever” filminde saf görünüşlü ama zeki bir kadını başarıyla canlandırdı.
Ardından “Bir Milyonerle Nasıl Evlenilir?” filminde baştan aşağıya seksi bedeni ve mimikleriyle oynadı. Miyop görünümü hayranlık uyandırdı. Komedi yaratma yeteneği ise pes dedirtti.
Tek zorlandığı tür western filmleri oldu. Silah kullanmayı bir türlü beceremedi. Rol arkadaşı Robert Mitchum’un yardımıyla film ancak tamamlanabildi.
Ama sonrasında Marilyn Monroe’yu ikon yapan, tek karesiyle simgeleşen film geldi: “Yaz Bekarı”.
Yüzyıla damgasını vuran o görüntü, bugün hâlâ en çok taklit edilen, izlenen ve hayranlıkla seyredilen sahnelerden biridir. Metro havalandırma ızgarasının üzerinde duran Marilyn Monroe’nun beyaz eteği, aşağıdan gelen hava akımıyla dalga dalga havalanır. Tanrım...
İki eliyle eteğini indirmeye çalışırken ölümsüzleşir. O sahne galada tekrar gösterilir. Ancak kocası Joe DiMaggio bundan hoşlanmaz ve evlilik sona erer.
“Sarışın Bomba”, arka arkaya çoğunluğu komedi olan filmlerde rol alır. Düzensiz yaşam ve yalnızlığa itilmişlik duygusu da bu dönemde baş gösterir.
Yazar Arthur Miller ile evliliği sırasında biraz toparlanır gibi olur. Ancak sevgi ve aşk arasında bocalamaya devam eder.
Bu sırada yönetmen Billy Wilder’dan teklif gelir. “Bazıları Sıcak Sever” filminde mafyadan kaçan Tony Curtis ile Jack Lemmon, Marilyn Monroe’nun da yer aldığı kadınlar orkestrasına kadın kılığına girerek sığınırlar.
Akıcı ve eğlenceli komedi seyirci tarafından çok beğenilir. Ancak sette büyük sorunlar yaşanır. Marilyn Monroe dikkatini veremez, repliklerini unutur. “Kestik!” sesleri haykırışa dönüşür. Sinir krizleri geçirir ve en önemlisi şöhretini artık taşıyamaz hale gelir.
Ama filmdeki varlığı bütün bunları unutturur.
1961’de Nevada çöllerinde çekilen “Uyumsuzlar” filminde Clark Gable ve Montgomery Clift arasında kalan Monroe, Roslyn karakterini canlandırmakta zorlanır. Buna rağmen başarılı bir performans sergiler ve seks sembolü imajını sürdürür.
Tamamlanamayan son filmi “Something’s Got to Give” sırasında ise dönüşü olmayan bir yola girer. 36 yaşındaki oyuncu algılama yeteneğini kaybetmeye başlar, yorgunluktan karavanında sızar kalır. Bazen ortadan kaybolur.
Sonunda Fox Film Şirketi onu kovar. Ancak daha sonra pişman olup yeniden çağırır.
Ev arkadaşıyla helalleşip kendi evine taşınır. Arkadaşına yalnız yaşamak istediğini ve en büyük hayalinin anne olmak olduğunu söyler. Günlerce sete gitmez.
5 Ağustos 1962’de Marilyn Monroe’nun ölüm haberi dünyaya bomba gibi düşer.
Yalnız, yapayalnız bir ölüm...
Kaldırılamayan bir şöhret. Kırılganlık. Unvanların altında ezilme duygusu. Yaşanan yasak aşklar kadar bilinmeyen tehlikeli ilişkiler...
Marilyn Monroe'nun yaşamındaki en büyük gizemlerden biri de Kennedy ailesiyle olan ilişkisiydi. Dönemin ABD Başkanı John F. Kennedy ile aşk yaşadığı iddiaları yıllarca konuşuldu. Daha sonra Başkan'ın kardeşi ve Adalet Bakanı Robert Kennedy ile de yakınlaştığı öne sürüldü. Bu nedenle Monroe, bir Hollywood yıldızından çok daha fazlası haline gelmişti. Soğuk Savaşın en gergin dönemlerinde Beyaz Saray çevresinde bulunması, ister istemez hükümetin ve güvenlik kurumlarının dikkatini çekiyordu. Bazı araştırmacılar onun devlet sırlarına yakınlaştığını ve bu yüzden rahatsızlık yarattığını iddia etse de bunu kanıtlayan kesin belgeler hiçbir zaman ortaya çıkmadı. Ancak ölümünden sonra ortaya atılan komplo teorilerinin büyük bölümü, Kennedy ailesi ve Washington çevreleriyle kurduğu bu yakın ilişkilerden kaynaklandı.
Acaba Marilyn Monroe gerçekten tehlikeli bir kadın mı olmuştu? Yoksa kırılgan ruhu, yalnızlığı ve şöhretin ağır yükü altında ezilen talihsiz bir yıldız mıydı? Aradan geçen onlarca yıla rağmen bu sorunun kesin cevabı hâlâ verilebilmiş değildir.
Öldü mü, öldürüldü mü?
Hâlâ bir muamma...
Resmi raporda bir avuç uyku hapı yazılıdır.
Bence Marilyn Monroe yaralı bir kuş gibiydi. İmajını yaratmak için çok çalışan, komedi ustası, zeki ve çok okuyan bir kadındı. En büyük korkusu yalnızlıktı.
Evlilikleri hataydı. Anne olamadı. Yanlış dostlara inandı ve onların peşinden gitti. 36 yıla sığdırdığı hayatının değerini tam anlamıyla bilemedi.
“Sarışın Bomba”ya ikinci eşi Joe DiMaggio sahip çıktı. Morgdan cansız bedenini teslim aldı ve Los Angeles’taki Westwood Mezarlığı’na sessizce defnettirdi.
Norma Jeane Mortenson, 1 Haziran 2026’da 100 yaşına bastı.
Üç fotoğrafıyla ölümsüzleşti: Metro havalandırma ızgarasında havalanan eteği, çıplak poz verdiği kare ve en masumu; yüzme havuzunun kenarında dirseklerini dayamış, düşünceli bir şekilde uzaklara baktığı fotoğrafı.
Doğumunun 100. yılında hâlâ en çok taklit edilen ve en çok anımsanan Marilyn Monroe’nun hayatı da bir film gibiydi. Belki de oynadığı filmlerde bile tam olarak yansıtamadığı duyguları kadar karmaşık ve etkileyici bir film..
Baştan hatırlatayım. Bu yazının altından nasıl kalkacağımı ben de bilmiyorum. Norma Jeane Mortenson’un birkaç lakabını sıralasam; örneğin “Sarışın Bomba”, “Seks İlahesi”, “Bayan Erkek Avcısı”, “Masumiyetin Ötesi”...
Henüz 36 yaşındayken, kapısında Latince “Cursum Perficio” yani “Yolumu Tamamlıyorum” yazan, yeni taşındığı evinde yaşamına son veren Marilyn Monroe’dan başkası değildi.
Marilyn Monroe… Erkeklerin düşü, üç eşinin kabusu, film şirketlerinin, yapımcıların ve yönetmenlerin belası; kadınların kıskandığı, seyircilerin iç çektiği bir efsaneydi.
5 Ağustos 1962’de Los Angeles’taki 12305 Fifth Helena Drive adresindeki evinde ölü bulunduğunda Hollywood mateme büründü. İntihar mı ettiği, yoksa öldürüldü mü sorularına hâlâ kesin bir yanıt bulunamadı. Otopsi raporunda aşırı miktarda uyku hapı aldığı yazıldı.
Marilyn Monroe, anlatıldığına göre yalnız ve saf bir kadındı. Ancak IQ’sunun yüksek olduğu biliniyordu. Kimi çevreler mafya babalarıyla ilişkisi olduğunu öne sürerken, dönemin ABD Başkanı John F. Kennedy ile gizli bir aşk yaşadığı yönündeki dedikodular da ayyuka çıkmıştı.
Üç evlilik yaptı ve hepsi hüsranla sonuçlandı. Önce polis memuru ve silah atış uzmanı James Dougherty, ardından beyzbol şampiyonu Joe DiMaggio ve son olarak yazar Arthur Miller.
İlk kez podyuma çıktığında doğal saç rengi kumraldı. 1,66 metrelik boyu modellik için idealdi. Yüzü bebek gibiydi, göğüsleri dikkat çekiciydi. Bacakları kusursuzdu ve hafif çıkık göbeği birçok kişi tarafından çekici bulunuyordu.
İyi bir çocukluk dönemi geçirmediği biliniyor. Aklında hep Hollywood vardı. Birkaç sahne deneyimi yaşadı. Sonra 1947’de “Tehlikeli Yıllar” filminde küçük bir rol alması dikkatleri üzerine çekmesine yetti. Sonrası malum...
Ardı ardına gelen tekliflerde genellikle yardımcı rollerde yer aldı. Setlerde Marx Kardeşler ve Bette Davis ile tanıştı. John Huston’un “The Asphalt Jungle” filminde ünlü yönetmenin onu adeta bir süs eşyası gibi kullanması, kariyerindeki şansın dönüm noktalarından biri oldu.
Marilyn Monroe, salon komedileri için biçilmiş kaftandı. Kimi zaman saf ya da aptal kadın rollerini seksi görünümüyle birleştiriyor, seyirciler kadar settekileri de etkiliyordu.
O “süs eşyası”, birden işlenebilir bir koz haline geldi. 1952’de tam beş filmde başrol oynadı. Artık bir diva olmuştu.
1953’te Henry Hathaway’in “Niagara” filminde şelaleler önünde adeta şov yaptı. Arka planda akan sudan yükselen yoğun sis ve ön planda ilahenin emin adımlarla yürek hoplatan yürüyüşü... O sahneyi kim bilir kaç kez izlemiştim.
Renkler vücudunda patlıyor, onu adeta ölümcül bir figüre dönüştürüyordu. Film seyirci ve hasılat rekorları kırarken, 27 yaşındaki Monroe artık Hollywood’un hakim seks sembolüydü.
Çapkın yönetmen Howard Hughes’in eline düşmedi ama kamera karşısına geçti. “Erkekler Sarışınları Sever” filminde saf görünüşlü ama zeki bir kadını başarıyla canlandırdı.
Ardından “Bir Milyonerle Nasıl Evlenilir?” filminde baştan aşağıya seksi bedeni ve mimikleriyle oynadı. Miyop görünümü hayranlık uyandırdı. Komedi yaratma yeteneği ise pes dedirtti.
Tek zorlandığı tür western filmleri oldu. Silah kullanmayı bir türlü beceremedi. Rol arkadaşı Robert Mitchum’un yardımıyla film ancak tamamlanabildi.
Ama sonrasında Marilyn Monroe’yu ikon yapan, tek karesiyle simgeleşen film geldi: “Yaz Bekarı”.
Yüzyıla damgasını vuran o görüntü, bugün hâlâ en çok taklit edilen, izlenen ve hayranlıkla seyredilen sahnelerden biridir. Metro havalandırma ızgarasının üzerinde duran Marilyn Monroe’nun beyaz eteği, aşağıdan gelen hava akımıyla dalga dalga havalanır. Tanrım...
İki eliyle eteğini indirmeye çalışırken ölümsüzleşir. O sahne galada tekrar gösterilir. Ancak kocası Joe DiMaggio bundan hoşlanmaz ve evlilik sona erer.
“Sarışın Bomba”, arka arkaya çoğunluğu komedi olan filmlerde rol alır. Düzensiz yaşam ve yalnızlığa itilmişlik duygusu da bu dönemde baş gösterir.
Yazar Arthur Miller ile evliliği sırasında biraz toparlanır gibi olur. Ancak sevgi ve aşk arasında bocalamaya devam eder.
Bu sırada yönetmen Billy Wilder’dan teklif gelir. “Bazıları Sıcak Sever” filminde mafyadan kaçan Tony Curtis ile Jack Lemmon, Marilyn Monroe’nun da yer aldığı kadınlar orkestrasına kadın kılığına girerek sığınırlar.
Akıcı ve eğlenceli komedi seyirci tarafından çok beğenilir. Ancak sette büyük sorunlar yaşanır. Marilyn Monroe dikkatini veremez, repliklerini unutur. “Kestik!” sesleri haykırışa dönüşür. Sinir krizleri geçirir ve en önemlisi şöhretini artık taşıyamaz hale gelir.
Ama filmdeki varlığı bütün bunları unutturur.
1961’de Nevada çöllerinde çekilen “Uyumsuzlar” filminde Clark Gable ve Montgomery Clift arasında kalan Monroe, Roslyn karakterini canlandırmakta zorlanır. Buna rağmen başarılı bir performans sergiler ve seks sembolü imajını sürdürür.
Tamamlanamayan son filmi “Something’s Got to Give” sırasında ise dönüşü olmayan bir yola girer. 36 yaşındaki oyuncu algılama yeteneğini kaybetmeye başlar, yorgunluktan karavanında sızar kalır. Bazen ortadan kaybolur.
Sonunda Fox Film Şirketi onu kovar. Ancak daha sonra pişman olup yeniden çağırır.
Ev arkadaşıyla helalleşip kendi evine taşınır. Arkadaşına yalnız yaşamak istediğini ve en büyük hayalinin anne olmak olduğunu söyler. Günlerce sete gitmez.
5 Ağustos 1962’de Marilyn Monroe’nun ölüm haberi dünyaya bomba gibi düşer.
Yalnız, yapayalnız bir ölüm...
Kaldırılamayan bir şöhret. Kırılganlık. Unvanların altında ezilme duygusu. Yaşanan yasak aşklar kadar bilinmeyen tehlikeli ilişkiler...
Marilyn Monroe'nun yaşamındaki en büyük gizemlerden biri de Kennedy ailesiyle olan ilişkisiydi. Dönemin ABD Başkanı John F. Kennedy ile aşk yaşadığı iddiaları yıllarca konuşuldu. Daha sonra Başkan'ın kardeşi ve Adalet Bakanı Robert Kennedy ile de yakınlaştığı öne sürüldü. Bu nedenle Monroe, bir Hollywood yıldızından çok daha fazlası haline gelmişti. Soğuk Savaşın en gergin dönemlerinde Beyaz Saray çevresinde bulunması, ister istemez hükümetin ve güvenlik kurumlarının dikkatini çekiyordu. Bazı araştırmacılar onun devlet sırlarına yakınlaştığını ve bu yüzden rahatsızlık yarattığını iddia etse de bunu kanıtlayan kesin belgeler hiçbir zaman ortaya çıkmadı. Ancak ölümünden sonra ortaya atılan komplo teorilerinin büyük bölümü, Kennedy ailesi ve Washington çevreleriyle kurduğu bu yakın ilişkilerden kaynaklandı.
Acaba Marilyn Monroe gerçekten tehlikeli bir kadın mı olmuştu? Yoksa kırılgan ruhu, yalnızlığı ve şöhretin ağır yükü altında ezilen talihsiz bir yıldız mıydı? Aradan geçen onlarca yıla rağmen bu sorunun kesin cevabı hâlâ verilebilmiş değildir.
Öldü mü, öldürüldü mü?
Hâlâ bir muamma...
Resmi raporda bir avuç uyku hapı yazılıdır.
Bence Marilyn Monroe yaralı bir kuş gibiydi. İmajını yaratmak için çok çalışan, komedi ustası, zeki ve çok okuyan bir kadındı. En büyük korkusu yalnızlıktı.
Evlilikleri hataydı. Anne olamadı. Yanlış dostlara inandı ve onların peşinden gitti. 36 yıla sığdırdığı hayatının değerini tam anlamıyla bilemedi.
“Sarışın Bomba”ya ikinci eşi Joe DiMaggio sahip çıktı. Morgdan cansız bedenini teslim aldı ve Los Angeles’taki Westwood Mezarlığı’na sessizce defnettirdi.
Norma Jeane Mortenson, 1 Haziran 2026’da 100 yaşına bastı.
Üç fotoğrafıyla ölümsüzleşti: Metro havalandırma ızgarasında havalanan eteği, çıplak poz verdiği kare ve en masumu; yüzme havuzunun kenarında dirseklerini dayamış, düşünceli bir şekilde uzaklara baktığı fotoğrafı.
Doğumunun 100. yılında hâlâ en çok taklit edilen ve en çok anımsanan Marilyn Monroe’nun hayatı da bir film gibiydi. Belki de oynadığı filmlerde bile tam olarak yansıtamadığı duyguları kadar karmaşık ve etkileyici bir film..