Reha Erus Reha Erus

Reha Gel Kucağıma Otur

11.01.2026 Pazar | 14:01Son Güncelleme:

65 yıllık okul ve şimdilerde facebook arkadaşım Amerikalı L. Greg Fitzgerald bir süre önce bana ‘Bunca şöhretle röportajlar yapmışsın, bunları kitap haline getirmeyi hiç düşünmüyorsun? Okuyucularını bence mahrum etme’ yorumunda bulunmuştu.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Türkiye’ye kesin dönüş yaptıktan sonra bu tür söylem ve istekleri aile bireylerimden, dostlarımdan hatta okurlarımdan da almıştım. Pek kulak asmadım ve sürekli tembelliğimin arkasına sığındım.

Çalıştığım altı gazete ve üç TV kurumunda sayısız röportajlarım ve fotoğraflar arşivlerinde hala durur.

Siyasetçi, din insanları, sporcu, sinema, tiyatro, opera ve magazin dünyasının ünlüleri ile yaptığım röportaj sayısı belki de Guinness Rekorlar Kitabı’na girecek düzeydedir. Bir de şunu eklemeliyim, çok değer verdiğim röportajlarımın bir bölümüne ait fotoğraflar, Güneş gazetesinin arşivinde bir yangın sonucu negatifleriyle birlikte kül oldu.

2016’dan beri Ege’nin sakin bir balıkçı köyünde yaşıyorum. Önümde Güllük Körfezi, evimin çevresinde zeytin ağaçlarının yemyeşil örtüsü… Huzur, sakinlik ve keyif veriyor.

Bazı dostlarım bana ’bu doğal ortamda ilham gelmeli ve sen kitabına başlamalısın’ öğüdünü verdiler. Baktılar ki; ben yazmıyorum, sonunda bıkıp konuyu bir daha açmadılar. Niye yalan söyleyeyim, ben de rahatladım ve kendi bildiğim yoldan gittim.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Geçenlerde gecenin geç vakti televizyonda çok sevdiğim yazar Elizabeth Gilbert’in romanından uygulanan ve yönetmenliğini Ryan Murphy’nın yaptığı, Julia Roberts, Javier Bardem, James Franco, Richard Jenkins ve Luca Argentero’nun baş rolleri paylaştığı 2010 yapımı ‘Eat Pray Love’ (Ye Dua Et Sev) filmini izlemeye başladım.

Birden aklıma Julıa Roberts ile CNN Türk ve Kanal D için yaptığım teke tek görüntülü röportaj geldi. Roma’nın ünlü Grand Hoteli’nin bir suitinde gerçekleşen bu Amerikalı yıldız ile çok keyifli ve süreyi aşan harika bir söyleşi çıktı. Karşısına oturmadan önce Mrs. Roberts’a ; ’Röportaj sonrası yanınıza gelebilir miyim ? Benim sizinle yan yana görüntüm Hürriyet gazetesinde yayınlanacak röportajda da fotoğraf olarak yer alacak’’ diye rica ederek resim çektirmek istedim.

‘Elbette’ dedikten sonra iki yanına baktı. Her İki sehpa da kahve fincanları, bardaklar soda, su şişeleri ve makyaj takımıyla doluydu. Bana döndü ‘Görüyorsunuz yanımda müsait bir yer yok. O zaman Reha gel kucağıma otur’ dedi.

Normalde röportaj için verilen süre 5 dakikadır. Ama söyleşi sırasında otelin önünden bir ambulans arkasında bir de polis aracı sirenleriyle geçtiği için ara verildi ve buna Julia Roberts ‘Röportaj 2 dakika daha devam edebilir’ diyerek menajerleri ve kameramanlardan ricada bulundu. Söyleşi bitti ve ben yanına doğru hamle yapınca ünlü oyuncu ‘Reha gel kucağıma otur başka şansın yok’ ironisi yaptı. Buna rağmen sağ tarafındaki sehpaya zorlukla iliştim ve görüntü alındı.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Bitmedi; öğleden sonra gazeteler için özel bir yuvarlak masa röportajı vardı. Sekiz gazeteciydik. Julia Roberts içeriye girdi, koltuğuna oturdu ve ‘’Bu Türk meslektaşınıza sabah seansında işini kolaylaştırmak için kucağıma oturmasını önerdim. Ama sanırım kibarlığından olacak sadece yanıma ilişmekle yetindi’’ şeklinde konuştu.

Röportaj Hürriyet Gazetesi’nin 1. sayfasında ‘’Reha gel kucağıma otur’’ başlığı ile yayınlandı.

Sonra bana telefonlar yağdı. ‘’Neden bu kısmeti teptin’’ dediler.

Gerçek şuydu. Eğer ben kucağa oturmaya yeltenseydim, Julia Roberts’ın korumaları beni altı okka yaparak bir güzel okşar ve ben soluğu acil serviste alırdım.

Reha Gel Kucağıma Otur

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Dün Gazeteciler Günü’ydü.

Ben yaklaşık 60 yıllık gazetecilik yaşamımda, çalışma hayatıma hiç ara vermemiş biri olarak bugünü yine kalemim ucunda karşıladım.
Telefonum susmadı. Bir süredir görüşemediğim dostlarımdan, meslektaşlarımdan, öğrencilerimden tebrik mesajları aldım. Her biri beni mutlu etti ama derin bir sorgulamaya da sürükledi.

Yıllar boyunca sayısız röportaj yaptım. Kendi alanlarında zirveye çıkmış, iz bırakmış insanlarla konuştum. Bu röportajların tamamı gazete arşivlerinde duruyor.

Ulaşılabilir, kayıt altında ve belgeli.

Ama dün fark ettim ki… Eksik olan bir şey var.

Dostlarım yıllarca bana ‘’Yaz’’ derdi ya..

Ben ise hep ‘’ Zaten yazdım’’ diye düşündüm. Oysa yazdıklarım röportajdı. Sorular ve cevaplardan ibaretti. Benim duygularım, gözlemlerim, o insanlarla röportaj yapabilmek için kurduğum ilişkiler , o anların ruhu bende kalmıştı.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

İşte o gece filmi seyrederken bu anıları tekrar yaşadım ve birden kitabı yazma isteği ruhumu sardı. Hatta başlığı bile buldum . ‘‘Reha gel kucağıma otur.’’

Oysa bir röportaj yapmak, yalnızca soru sormak değildir. Röportaj ; doğru zamanda doğru insana ulaşabilmek, güven kurmak, karşınızdaki kişiyi tanımak, tahlil etmek ve onun başarı yolculuğunu anlayabilmektir. Hangi, alanda olursa olsun, gerçekten başarılı bir insanla tanışmak başlı başına başka bir deneyimdir.

Bunları röportajlarda yazmadım. Yazamazdım.

Çünkü gazetecilikte kişisel yorum ile haber arasındaki çizgi kutsaldır. Röportajlarda kendi duygularımı, kişisel düşüncelerimi bilinçli olarak dışarıda bıraktım.

Ama dün düşündüm ki…

Bir kitapla bunu yapabilirim. Yaptığım röportajlara kendi duygularımı, gözlemlerimi, perde arkasını eklemek; o insanların başarıya nasıl ulaştıklarını anlatmak, yalnızca okur için değil, bu mesleğe yeni başlayan genç gazeteciler ve üniversitelerde okuyan öğrenciler için de önemli bir kaynak olabilir.

Çünkü başarı tesadüf değildir.

Her başarılı insanın arkasında anlatılmaya değer bir hikaye vardır. Bende bu hikayelerin yalnızca görünen yüzünü değil; perde arkasını ,kişiliklerini, meslekleriyle kurdukları bağı ve onlarla aynı anda, aynı mekanda bulunurken, içimde oluşan duyguların doğruluğunu yazmaya karar verdim.

Bu röportajlar kayıt altında.

Ama duygular, sezgiler, yaşananlar bende. Ancak yazılırsa kalıcı olur.

Gazetecilik açısından da bu, belleğe not düşmektir. Bugünü yarına, yarını ise sonsuzluğa bağlamaktır.

Şimdi kitabımın çatısını oluşturuyorum. Tabii bir de yayınevi bulmam şart. Başta bana ödüller kazandıran Papa 2. John Paul olmak üzere diğer ünlülerle söyleşilerde yaşananları okuyucularımla paylaşmak için dağılmış arşivimi düzenliyorum.

Umarım yıl sonuna kadar yetiştiririm.

Çalışan Gazeteciler Günü bana şunu hatırlattı.

Ben hala anlatmadım. ANLATMALIYIM...