Son zamanlarda her ortamda yeni bir turizm branşı oluşturulmaya başlandı. Daha geçenlerde İsveç’te selfie ve IQ turizmi start almıştı. İskandinavlar sonuçlardan oldukça mutlu olduklarını itiraf etmişlerdi.
Deniz ve dağ turizmi bu yaz yine tatilcilerin vazgeçilmezi olacak.
Ayrıca bir de kongre turizmi var. Özellikle büyük şehirler için ciddi bir ekonomik güç haline gelmiş durumda. Düzenlenen uluslararası kongreler, seminerler ve iş toplantıları; otellerden restoranlara, ulaşımdan alışveriş sektörüne kadar birçok alana önemli gelir sağlıyor.
Özellikle İtalya bu yıl yepyeni bir turizm sektörüne imza attı: “Turismo a 4 zampe” (4 pati turizmi), kısacası evcil hayvan turizmi.
Evcil hayvanların bir ülkeden diğerine götürülmesi sırasında alınan vergiler, bazı ülkeler için yeni bir gelir kapısı yaratıyor. Ama bu duruma sadece “kasaya giren para” açısından bakmak, işin en kolay tarafı. Çünkü bu konu artık ekonomik olduğu kadar sosyal ve etik bir tartışmanın da tam ortasında duruyor.
“Travelnostop” turizm sitesinden edindiğim bilgiye göre İtalya’da 16,5 milyon çipli evcil hayvan varmış. İlginç olanı ise ülkede o kadar çocuk yaşamıyor olması.
Bu durumda yetkililer “Bebek arabasından tasmaya” adı altında bir araştırma yapmışlar. Avrupa’da 89,6 milyon köpek ve 108,3 milyon kedi varmış. Toplamda 198 milyonluk dev bir nüfus.
Ben İtalya’da yaşarken, yaz aylarında sırf tatile çıkabilmek için evcil hayvanlarını sokağa terk eden ailelerin sayısı hiç de az değildi. Kimileri
ise kedi ve köpeklerini, hatta kuşlarını pansiyonlara bırakıyordu. Ama devir değişti.
Şimdilerde aileler tatile artık evcil hayvanlarıyla çıkıyorlar. Bazıları özellikle köpekleri için dağ turizmini seçiyor. Kediler için ise pek fark etmiyor.
Ama şu da var; bazı ülkeler evcil hayvanlar için günlük vergi alabiliyor. İtalya’da da bunu yürürlüğe sokmak istediler ancak hayvansever örgütlerin sert tepkisi üzerine geçtiğimiz Kasım ayında bu uygulamadan vazgeçildi.
Yine “Travelnostop”a göre evcil hayvan turizminin getirisi 9,5 milyar Euro’ya ulaşmış durumda ama yine de yeterli bulunmuyor. Bu yıl bu rakamın iki haneli seviyelere çıkacağına kesin gözüyle bakılıyor.
Çipli kedi ve köpekler Avrupa’da ülkeler arasında rahatlıkla dolaşabiliyorlar. Önemli olan rezervasyonların erken yapılması.
Bugün insanlar için evcil hayvanlar bir “eşya” değil. Bir köpek, bir kedi… Çoğu evde ailenin bir ferdi gibi. Hal böyle olunca, seyahat ederken onları geride bırakmak ta yanına almak ta ayrı bir sorun oluyor. İşte tam bu noktada vergiler, kurallar ve sınırlar devreye giriyor. Ama soru şu: Bu yük gerçekten kimin?
Bir yanda devletlerin gelir beklentisi, diğer yanda insanların en yakın dostlarıyla birlikte yaşama isteği…
Ancak burada önemli bir ayrıntı var. Bugün ülkeler arasında yapılan evcil hayvan seyahatlerinde doğrudan klasik bir “gümrük vergisi” uygulanmasa bile; sağlık sertifikaları, çip işlemleri, pasaport uygulamaları, kontrol ücretleri ve bazı özel giriş harçları zamanla yeni bir ekonomik alan yaratmış durumda. Avrupa’da artık bir köpek ya da kedinin seyahati bile pasaporttan dijital çipe kadar başlı başına ayrı bir sektör oluşturuyor.
Fakat işin bir başka boyutu daha var: DOĞA
Doğanın sert koşulları, özellikle küçük ve hassas türler için her zaman yaşama şansı sunmuyor. Soğuk, açlık, hastalıklar ve avcılar birçok canlının yaşamını tehdit ediyor. Bu nedenle doğal ortamda hayatta kalmakta zorlanan bazı türler, nesillerini sürdürme riskiyle karşı karşıya kalıyor.
İnsanlarla birlikte yaşamaya uyum sağlayan evcil hayvanlar ise daha korunaklı bir yaşam alanına sahip oluyor. Ev ortamında bakılan hayvanlar; açlık, iklim koşulları, hastalıklar ve doğal tehlikelere karşı daha fazla korunuyor. Bu durum, bazı türlerin varlığını sürdürebilmesine ve tamamen yok olmasının önlenmesine dolaylı katkı sağlıyor.
Doğadan uzaklaşmış gibi görünseler de, aslında insanlarla kurdukları yaşam bağı sayesinde türlerinin devamlılığını koruyabiliyorlar.
Gelelim işin EKONOMİK tarafına…
Artık dünyada yeni bir turizm dili oluşuyor: Evcil hayvan turizmi.
Bu alanda birkaç başlık dikkat çekiyor:
· Pet dostu oteller ve şehirler, artık turizmin yeni rekabet alanı. Sadece insanı değil, hayvanı da kabul eden şehirler daha çok turist çekiyor. Bu da doğal olarak konaklamadan yeme içmeye, ulaşımdan hizmet sektörüne kadar geniş bir ekonomik hareket yaratıyor.
· Evcil hayvan pasaportu ve sigorta sistemi ise işin uluslararası düzen boyutu. Ortak bir sistem kurulsa, ülkeler arası geçiş çok daha kolay olacak. Bu da sadece turizmi değil, veterinerlik hizmetlerini, sigorta sektörünü ve lojistiği büyüten bir alan anlamına geliyor. Üstelik ülkelerin farklı uygulamaları yerine ortak kurallar benimsemesi, hem turistin yaşadığı kafa karışıklığını azaltır hem de sistemin daha güvenli işlemesini sağlar.
· Doğa ve ekoturizm adaptasyonu ise belki de en insani taraf. Şehirde yaşayan insanın doğaya dönme isteği, evcil hayvanıyla birleşince yeni bir turizm kültürü doğuyor. Kamp alanları, yürüyüş rotaları, doğa otelleri… Hem insan, hem hayvan için
ortak bir nefes alanı oluşuyor. Belki de modern şehir hayatının insanlardan çaldığı doğa duygusu, evcil hayvanlarla birlikte yeniden kazanılıyor.
Dijital çip ve güvenlik sistemleri ise işin görünmeyen ama en kritik tarafı. Bugün bir hayvanın kaybolması artık sadece duygusal bir travma değil. Teknolojiyle takip edilen, kayıt altına alınan ve uluslararası sistemlerle korunan bir sürece dönüşüyor. Hangi ülkede olursa olsun, dijital çip sistemleri sayesinde hayvanların bulunması kolaylaşıyor. Bu teknolojik altyapı ise sigorta şirketlerinden veri sistemlerine kadar yeni bir ekonomik alan yaratıyor.
Turizm giderek yayılıyor ve derinleşiyor. Pet turizmi artık ülkelerin önemli gelir kaynaklarından biri olma yolunda ilerliyor.
Düşünüyorum da… Keşke ülkemiz de bu alanda ciddi bir atılım yapabilse. Çünkü getirisi hiç de yabana atılacak cinsten değil!
Sonuç olarak tablo net:
Evcil hayvan turizmi artık küçük bir niş alan değil. Ekonomiyi, teknolojiyi, doğayı ve insan ilişkilerini aynı masada buluşturan yeni bir gerçeklik.
Belki de asıl soru şu:
Biz bu değişimi sadece izleyen mi olacağız, yoksa içinde yer alan ülkelerden biri mi?
Son zamanlarda her ortamda yeni bir turizm branşı oluşturulmaya başlandı. Daha geçenlerde İsveç’te selfie ve IQ turizmi start almıştı. İskandinavlar sonuçlardan oldukça mutlu olduklarını itiraf etmişlerdi.
Deniz ve dağ turizmi bu yaz yine tatilcilerin vazgeçilmezi olacak.
Ayrıca bir de kongre turizmi var. Özellikle büyük şehirler için ciddi bir ekonomik güç haline gelmiş durumda. Düzenlenen uluslararası kongreler, seminerler ve iş toplantıları; otellerden restoranlara, ulaşımdan alışveriş sektörüne kadar birçok alana önemli gelir sağlıyor.
Özellikle İtalya bu yıl yepyeni bir turizm sektörüne imza attı: “Turismo a 4 zampe” (4 pati turizmi), kısacası evcil hayvan turizmi.
Evcil hayvanların bir ülkeden diğerine götürülmesi sırasında alınan vergiler, bazı ülkeler için yeni bir gelir kapısı yaratıyor. Ama bu duruma sadece “kasaya giren para” açısından bakmak, işin en kolay tarafı. Çünkü bu konu artık ekonomik olduğu kadar sosyal ve etik bir tartışmanın da tam ortasında duruyor.
“Travelnostop” turizm sitesinden edindiğim bilgiye göre İtalya’da 16,5 milyon çipli evcil hayvan varmış. İlginç olanı ise ülkede o kadar çocuk yaşamıyor olması.
Bu durumda yetkililer “Bebek arabasından tasmaya” adı altında bir araştırma yapmışlar. Avrupa’da 89,6 milyon köpek ve 108,3 milyon kedi varmış. Toplamda 198 milyonluk dev bir nüfus.
Ben İtalya’da yaşarken, yaz aylarında sırf tatile çıkabilmek için evcil hayvanlarını sokağa terk eden ailelerin sayısı hiç de az değildi. Kimileri
ise kedi ve köpeklerini, hatta kuşlarını pansiyonlara bırakıyordu. Ama devir değişti.
Şimdilerde aileler tatile artık evcil hayvanlarıyla çıkıyorlar. Bazıları özellikle köpekleri için dağ turizmini seçiyor. Kediler için ise pek fark etmiyor.
Ama şu da var; bazı ülkeler evcil hayvanlar için günlük vergi alabiliyor. İtalya’da da bunu yürürlüğe sokmak istediler ancak hayvansever örgütlerin sert tepkisi üzerine geçtiğimiz Kasım ayında bu uygulamadan vazgeçildi.
Yine “Travelnostop”a göre evcil hayvan turizminin getirisi 9,5 milyar Euro’ya ulaşmış durumda ama yine de yeterli bulunmuyor. Bu yıl bu rakamın iki haneli seviyelere çıkacağına kesin gözüyle bakılıyor.
Çipli kedi ve köpekler Avrupa’da ülkeler arasında rahatlıkla dolaşabiliyorlar. Önemli olan rezervasyonların erken yapılması.
Bugün insanlar için evcil hayvanlar bir “eşya” değil. Bir köpek, bir kedi… Çoğu evde ailenin bir ferdi gibi. Hal böyle olunca, seyahat ederken onları geride bırakmak ta yanına almak ta ayrı bir sorun oluyor. İşte tam bu noktada vergiler, kurallar ve sınırlar devreye giriyor. Ama soru şu: Bu yük gerçekten kimin?
Bir yanda devletlerin gelir beklentisi, diğer yanda insanların en yakın dostlarıyla birlikte yaşama isteği…
Ancak burada önemli bir ayrıntı var. Bugün ülkeler arasında yapılan evcil hayvan seyahatlerinde doğrudan klasik bir “gümrük vergisi” uygulanmasa bile; sağlık sertifikaları, çip işlemleri, pasaport uygulamaları, kontrol ücretleri ve bazı özel giriş harçları zamanla yeni bir ekonomik alan yaratmış durumda. Avrupa’da artık bir köpek ya da kedinin seyahati bile pasaporttan dijital çipe kadar başlı başına ayrı bir sektör oluşturuyor.
Fakat işin bir başka boyutu daha var: DOĞA
Doğanın sert koşulları, özellikle küçük ve hassas türler için her zaman yaşama şansı sunmuyor. Soğuk, açlık, hastalıklar ve avcılar birçok canlının yaşamını tehdit ediyor. Bu nedenle doğal ortamda hayatta kalmakta zorlanan bazı türler, nesillerini sürdürme riskiyle karşı karşıya kalıyor.
İnsanlarla birlikte yaşamaya uyum sağlayan evcil hayvanlar ise daha korunaklı bir yaşam alanına sahip oluyor. Ev ortamında bakılan hayvanlar; açlık, iklim koşulları, hastalıklar ve doğal tehlikelere karşı daha fazla korunuyor. Bu durum, bazı türlerin varlığını sürdürebilmesine ve tamamen yok olmasının önlenmesine dolaylı katkı sağlıyor.
Doğadan uzaklaşmış gibi görünseler de, aslında insanlarla kurdukları yaşam bağı sayesinde türlerinin devamlılığını koruyabiliyorlar.
Gelelim işin EKONOMİK tarafına…
Artık dünyada yeni bir turizm dili oluşuyor: Evcil hayvan turizmi.
Bu alanda birkaç başlık dikkat çekiyor:
· Pet dostu oteller ve şehirler, artık turizmin yeni rekabet alanı. Sadece insanı değil, hayvanı da kabul eden şehirler daha çok turist çekiyor. Bu da doğal olarak konaklamadan yeme içmeye, ulaşımdan hizmet sektörüne kadar geniş bir ekonomik hareket yaratıyor.
· Evcil hayvan pasaportu ve sigorta sistemi ise işin uluslararası düzen boyutu. Ortak bir sistem kurulsa, ülkeler arası geçiş çok daha kolay olacak. Bu da sadece turizmi değil, veterinerlik hizmetlerini, sigorta sektörünü ve lojistiği büyüten bir alan anlamına geliyor. Üstelik ülkelerin farklı uygulamaları yerine ortak kurallar benimsemesi, hem turistin yaşadığı kafa karışıklığını azaltır hem de sistemin daha güvenli işlemesini sağlar.
· Doğa ve ekoturizm adaptasyonu ise belki de en insani taraf. Şehirde yaşayan insanın doğaya dönme isteği, evcil hayvanıyla birleşince yeni bir turizm kültürü doğuyor. Kamp alanları, yürüyüş rotaları, doğa otelleri… Hem insan, hem hayvan için
ortak bir nefes alanı oluşuyor. Belki de modern şehir hayatının insanlardan çaldığı doğa duygusu, evcil hayvanlarla birlikte yeniden kazanılıyor.
Dijital çip ve güvenlik sistemleri ise işin görünmeyen ama en kritik tarafı. Bugün bir hayvanın kaybolması artık sadece duygusal bir travma değil. Teknolojiyle takip edilen, kayıt altına alınan ve uluslararası sistemlerle korunan bir sürece dönüşüyor. Hangi ülkede olursa olsun, dijital çip sistemleri sayesinde hayvanların bulunması kolaylaşıyor. Bu teknolojik altyapı ise sigorta şirketlerinden veri sistemlerine kadar yeni bir ekonomik alan yaratıyor.
Turizm giderek yayılıyor ve derinleşiyor. Pet turizmi artık ülkelerin önemli gelir kaynaklarından biri olma yolunda ilerliyor.
Düşünüyorum da… Keşke ülkemiz de bu alanda ciddi bir atılım yapabilse. Çünkü getirisi hiç de yabana atılacak cinsten değil!
Sonuç olarak tablo net:
Evcil hayvan turizmi artık küçük bir niş alan değil. Ekonomiyi, teknolojiyi, doğayı ve insan ilişkilerini aynı masada buluşturan yeni bir gerçeklik.
Belki de asıl soru şu:
Biz bu değişimi sadece izleyen mi olacağız, yoksa içinde yer alan ülkelerden biri mi?