Derken bir gün, okulumuzdaki bir İngiliz öğrenci sınıfa bir 45’lik plak getirdi. Müzik odasına gittik ve şarkıyı dinledik. Plağın kapağında aynı tip siyah kostümlü, kask gibi kakül saçlı dört genç vardı. Kapağın üzerinde “The Beatles” yazıyordu; yani “Böcekler”.
“Love Me Do” şarkısını en az dört beş kere dinledik. Tek kelimeyle harikaydı. Ertesi gün plakçıma gittim. Düş kırıklığı… Henüz İtalya’ya gelmemişti. Ama üç dört gün sonra, çok değer verdiğim plağıma ulaşmıştım. Arka yüzünde “A Taste of Honey” şarkısı vardı.
Odama kapanıp tekrar tekrar dinliyordum. Farkında olmadan saçlarımı uzatmaya ve kakül bırakmaya başlamıştım. Tarak hep elimdeydi. Sadece ben mi? Hemen hemen bütün okulun öğrencileri bu modaya uymuştu. Yıl 1962, aylardan Ekim ve “The Beatles” furyası bütün dünyayı sarmıştı.
Arka arkaya şarkıları ve albümleri çıkıyordu. Diğer 45’likleri ve 33’lükleri rafa kaldırmıştım. Varsa yoksa Liverpoollu dört gencin kendi bestelerini içeren şarkıları ve radyodan yayınlanan konserleriydi. Kızlar resmen onlar için adeta çıldırıyor, adlarını haykırarak saçlarını başlarını yoluyordu.
Şarkıları peş peşe geldi: “From Me to You”, “She Loves You”, “I Want to Hold Your Hand”, “Can’t Buy Me Love”, “A Hard Day’s Night”, “I Feel Fine”, “Ticket to Ride”, “Help”, “Day Tripper”, “We Can Work It Out”, “Paperback Writer”, “Yellow Submarine”, “Eleanor Rigby”, “Strawberry Fields Forever”, “All You Need Is Love”, “Hello Goodbye”, “Lady Madonna”, “Rubber Soul”, “Please Please Me”, “Revolver”, “Sgt. Pepper’s Lonely Hearts Club Band” ve en çok sevdiğim parça olan “Things We Said Today”.
Elbette bu pop ve rock topluluğunun başka şarkıları da çalınıyordu. Her birinin ayrı bir hikayesi vardı. Grubun resmi bir lideri yoktu ama John Lennon’un, kurucu olarak başı çektiği her zaman belli oluyordu. Topluluğun adı “Böcekler”di; ancak mecazi anlamda İngilizce “beat” kelimesi “vuruş” demekti ve bu ismi davulcu Ringo Starr ortaya atmıştı.
Peki bu yükselişin sırrı neydi?
Beatles’ın yükselişi tesadüf değildi. Çok çalışıyorlardı ve yeteneklerini birleştiriyorlardı.
John Lennon’ın sivri zekâsı ve başkaldırısı,
Paul McCartney’nin melodik dehası ve disiplini,
George Harrison’ın derinliği ve ruhsal arayışı,
Ringo Starr’ın sade ama birleştirici ritmi…
Dört ayrı karakter, tek bir bedende nefes alıyordu. Muhteşem bir grup oldular.
“The Beatles” grubunun ömrü 10 yıl sürdü. Ama o 10 yıl çok hareketli, hızlı; bazen kavgalı, bazen de şöhret deliliği içinde geçti. Birçok kez dağılmaktan son anda vazgeçildi. John Lennon’un Japon sanatçı aşkı Yoko Ono’nun varlığı grupta huzursuzluk yarattı.
Birçok rekorun sahibi oldular. 4 Nisan 1964’te ünlü Billboard Hot 100 listesinde şarkılarıyla ilk beş sırayı işgal ederek tarihe geçtiler. Filmler de çevirdiler. “A Hard Day’s Night” ve “Help” seyirci rekorları kırdı. Sette uyuşturucu kullandıklarını saklamadılar. Dağıldılar ama bitmediler.
Beatles dağıldıktan sonra hikaye bitmedi; sadece biçim değiştirdi. Ölümlerden sonra bile Beatles büyümeye devam etti John Lennon, 1980’de New York’taki evinin önünde bir akıl hastası tarafından vurularak öldürüldü. George Harrison ise 2001’de akciğer kanserinden yaşamını yitirdi. John Lennon’un 1980’deki trajik ölümü, bu efsaneyi adeta zamana mühürledi. George Harrison’ın vedası ise sessiz ve derin bir hüzün bıraktı. Paul ve Ringo yaşamaya, üretmeye devam etti .
Paul McCartney ve Ringo Starr ise İngiltere Kraliyet Ailesi tarafından “Sir” unvanı ile ödüllendirildi.
2021 yılında Yeni Zelandalı, Oscar’lı yönetmen Peter Jackson, “The Beatles” belgeselini yaptı. Ancak “Yüzüklerin Efendisi” üçlemesi kadar başarılı olamadı.
Zaman içerisinde digital çağ başladı. Bu çağ, onları eskitemedi; aksine yeniden keşfetmemizi sağladı.
Bugünün dünyası Beatles’ta ne buluyor?
Günümüz insanı Beatles’ta şunu buluyor:
Filtrelenmemiş duyguları.
Basitliğin içindeki derinliği.
Samimi bir başkaldırıyı görüyor, hissediyor.
Şimdilerde ise yine Oscar’lı İngiliz yönetmen ve yapımcı Sam Mendes’in açıkladığı çılgın sinema projesi kafaları karıştırdı ve “The Beatles” adeta yeniden hortladı. Bu benzeri görülmemiş projede, müzik tarihinin efsane topluluğunun her bir üyesinin hayatı ve bakış açısı ayrı filmlerde anlatılacak ve ortaya çıkan dörtleme aynı anda beyazperdeye yansıtılacak.
İşin ilginç yanı, Nisan 2028’de vizyona girecek bu dört ayrı filmin, farklı sinema salonlarında gizemli bir şekilde seyirciyle buluşacak olması.
Sam Mendes, “The Beatles” topluluğunun dört üyesini kamera önünde canlandıracak oyuncuları da belirledi. Buna göre; Paul Mescal Paul McCartney’i, Joseph Quinn George Harrison’ı, Barry Keoghan Ringo Starr’ı, Harris Dickinson ise John Lennon’ı oynayacak.
Daha önce hiçbir yönetmen, bir müzik grubunu ya da bir olayın hikayesini farklı ana karakterler üzerinden sinemaya taşımadı. Oscarlı yönetmen Sam Mendes’in bu iddialı Beatles projesinde en büyük kozu, hiç kuşkusuz insan duygularını derinlemesine anlatma konusundaki ustalığı olacak. Mendes, tiyatro kökenli bir yönetmen olmanın avantajını kullanacak. Karakterleri iç dünyalarıyla birlikte ele almayı çok iyi biliyor.
Bu nedenle ortaya çıkacak dörtlemenin, müzik tarihinin bu efsane isimlerini, insani yönleriyle beyazperdeye taşıyacağına ve sinema açısından son derece başarılı olacağına inanıyorum. Örneğin; bir sahnede Paul’un neşeli gördüğü bir anı, George’un filmini izlediğimizde onun için ne kadar gergin geçtiğini görebileceğiz. Belki John’u umutlu, Ringo ‘yu umursamaz göreceğiz.
Sam Mendes’in bu dörtlemesini merakla bekleyeceğim. Sanırım benim gibi milyonların yanı sıra, ezeli rakipleri Rolling Stones’un lideri Mick Jagger ve hayatta kalan diğer üyeler de bu filmi merakla bekleyecektir. 1962’den bugüne 64 yıl geçti. İlk aldığım 45’liği anımsadım ve yukarıda ayrıntılarıyla yazdım. “Love Me Do”ydu. Bu film bize şunu yeniden hatırlatacak.
Beatles bir efsane değil, önce dört insandı; zaafları, korkuları, kırgınlıkları ve mucizevi anlarıyla… Belki de Sam Mendes’in kamerasıyla Beatles, yüzyıllar boyunca her defasında başka bir yüzüyle yeniden yaşayacak. Kusursuz değillerdi ama idol oldular; çünkü gerçeğe yaslanan hiçbir efsane, zamanla silinmez, asla ölmez.
Derken bir gün, okulumuzdaki bir İngiliz öğrenci sınıfa bir 45’lik plak getirdi. Müzik odasına gittik ve şarkıyı dinledik. Plağın kapağında aynı tip siyah kostümlü, kask gibi kakül saçlı dört genç vardı. Kapağın üzerinde “The Beatles” yazıyordu; yani “Böcekler”.
“Love Me Do” şarkısını en az dört beş kere dinledik. Tek kelimeyle harikaydı. Ertesi gün plakçıma gittim. Düş kırıklığı… Henüz İtalya’ya gelmemişti. Ama üç dört gün sonra, çok değer verdiğim plağıma ulaşmıştım. Arka yüzünde “A Taste of Honey” şarkısı vardı.
Odama kapanıp tekrar tekrar dinliyordum. Farkında olmadan saçlarımı uzatmaya ve kakül bırakmaya başlamıştım. Tarak hep elimdeydi. Sadece ben mi? Hemen hemen bütün okulun öğrencileri bu modaya uymuştu. Yıl 1962, aylardan Ekim ve “The Beatles” furyası bütün dünyayı sarmıştı.
Arka arkaya şarkıları ve albümleri çıkıyordu. Diğer 45’likleri ve 33’lükleri rafa kaldırmıştım. Varsa yoksa Liverpoollu dört gencin kendi bestelerini içeren şarkıları ve radyodan yayınlanan konserleriydi. Kızlar resmen onlar için adeta çıldırıyor, adlarını haykırarak saçlarını başlarını yoluyordu.
Şarkıları peş peşe geldi: “From Me to You”, “She Loves You”, “I Want to Hold Your Hand”, “Can’t Buy Me Love”, “A Hard Day’s Night”, “I Feel Fine”, “Ticket to Ride”, “Help”, “Day Tripper”, “We Can Work It Out”, “Paperback Writer”, “Yellow Submarine”, “Eleanor Rigby”, “Strawberry Fields Forever”, “All You Need Is Love”, “Hello Goodbye”, “Lady Madonna”, “Rubber Soul”, “Please Please Me”, “Revolver”, “Sgt. Pepper’s Lonely Hearts Club Band” ve en çok sevdiğim parça olan “Things We Said Today”.
Elbette bu pop ve rock topluluğunun başka şarkıları da çalınıyordu. Her birinin ayrı bir hikayesi vardı. Grubun resmi bir lideri yoktu ama John Lennon’un, kurucu olarak başı çektiği her zaman belli oluyordu. Topluluğun adı “Böcekler”di; ancak mecazi anlamda İngilizce “beat” kelimesi “vuruş” demekti ve bu ismi davulcu Ringo Starr ortaya atmıştı.
Peki bu yükselişin sırrı neydi?
Beatles’ın yükselişi tesadüf değildi. Çok çalışıyorlardı ve yeteneklerini birleştiriyorlardı.
John Lennon’ın sivri zekâsı ve başkaldırısı,
Paul McCartney’nin melodik dehası ve disiplini,
George Harrison’ın derinliği ve ruhsal arayışı,
Ringo Starr’ın sade ama birleştirici ritmi…
Dört ayrı karakter, tek bir bedende nefes alıyordu. Muhteşem bir grup oldular.
“The Beatles” grubunun ömrü 10 yıl sürdü. Ama o 10 yıl çok hareketli, hızlı; bazen kavgalı, bazen de şöhret deliliği içinde geçti. Birçok kez dağılmaktan son anda vazgeçildi. John Lennon’un Japon sanatçı aşkı Yoko Ono’nun varlığı grupta huzursuzluk yarattı.
Birçok rekorun sahibi oldular. 4 Nisan 1964’te ünlü Billboard Hot 100 listesinde şarkılarıyla ilk beş sırayı işgal ederek tarihe geçtiler. Filmler de çevirdiler. “A Hard Day’s Night” ve “Help” seyirci rekorları kırdı. Sette uyuşturucu kullandıklarını saklamadılar. Dağıldılar ama bitmediler.
Beatles dağıldıktan sonra hikaye bitmedi; sadece biçim değiştirdi. Ölümlerden sonra bile Beatles büyümeye devam etti John Lennon, 1980’de New York’taki evinin önünde bir akıl hastası tarafından vurularak öldürüldü. George Harrison ise 2001’de akciğer kanserinden yaşamını yitirdi. John Lennon’un 1980’deki trajik ölümü, bu efsaneyi adeta zamana mühürledi. George Harrison’ın vedası ise sessiz ve derin bir hüzün bıraktı. Paul ve Ringo yaşamaya, üretmeye devam etti .
Paul McCartney ve Ringo Starr ise İngiltere Kraliyet Ailesi tarafından “Sir” unvanı ile ödüllendirildi.
2021 yılında Yeni Zelandalı, Oscar’lı yönetmen Peter Jackson, “The Beatles” belgeselini yaptı. Ancak “Yüzüklerin Efendisi” üçlemesi kadar başarılı olamadı.
Zaman içerisinde digital çağ başladı. Bu çağ, onları eskitemedi; aksine yeniden keşfetmemizi sağladı.
Bugünün dünyası Beatles’ta ne buluyor?
Günümüz insanı Beatles’ta şunu buluyor:
Filtrelenmemiş duyguları.
Basitliğin içindeki derinliği.
Samimi bir başkaldırıyı görüyor, hissediyor.
Şimdilerde ise yine Oscar’lı İngiliz yönetmen ve yapımcı Sam Mendes’in açıkladığı çılgın sinema projesi kafaları karıştırdı ve “The Beatles” adeta yeniden hortladı. Bu benzeri görülmemiş projede, müzik tarihinin efsane topluluğunun her bir üyesinin hayatı ve bakış açısı ayrı filmlerde anlatılacak ve ortaya çıkan dörtleme aynı anda beyazperdeye yansıtılacak.
İşin ilginç yanı, Nisan 2028’de vizyona girecek bu dört ayrı filmin, farklı sinema salonlarında gizemli bir şekilde seyirciyle buluşacak olması.
Sam Mendes, “The Beatles” topluluğunun dört üyesini kamera önünde canlandıracak oyuncuları da belirledi. Buna göre; Paul Mescal Paul McCartney’i, Joseph Quinn George Harrison’ı, Barry Keoghan Ringo Starr’ı, Harris Dickinson ise John Lennon’ı oynayacak.
Daha önce hiçbir yönetmen, bir müzik grubunu ya da bir olayın hikayesini farklı ana karakterler üzerinden sinemaya taşımadı. Oscarlı yönetmen Sam Mendes’in bu iddialı Beatles projesinde en büyük kozu, hiç kuşkusuz insan duygularını derinlemesine anlatma konusundaki ustalığı olacak. Mendes, tiyatro kökenli bir yönetmen olmanın avantajını kullanacak. Karakterleri iç dünyalarıyla birlikte ele almayı çok iyi biliyor.
Bu nedenle ortaya çıkacak dörtlemenin, müzik tarihinin bu efsane isimlerini, insani yönleriyle beyazperdeye taşıyacağına ve sinema açısından son derece başarılı olacağına inanıyorum. Örneğin; bir sahnede Paul’un neşeli gördüğü bir anı, George’un filmini izlediğimizde onun için ne kadar gergin geçtiğini görebileceğiz. Belki John’u umutlu, Ringo ‘yu umursamaz göreceğiz.
Sam Mendes’in bu dörtlemesini merakla bekleyeceğim. Sanırım benim gibi milyonların yanı sıra, ezeli rakipleri Rolling Stones’un lideri Mick Jagger ve hayatta kalan diğer üyeler de bu filmi merakla bekleyecektir. 1962’den bugüne 64 yıl geçti. İlk aldığım 45’liği anımsadım ve yukarıda ayrıntılarıyla yazdım. “Love Me Do”ydu. Bu film bize şunu yeniden hatırlatacak.
Beatles bir efsane değil, önce dört insandı; zaafları, korkuları, kırgınlıkları ve mucizevi anlarıyla… Belki de Sam Mendes’in kamerasıyla Beatles, yüzyıllar boyunca her defasında başka bir yüzüyle yeniden yaşayacak. Kusursuz değillerdi ama idol oldular; çünkü gerçeğe yaslanan hiçbir efsane, zamanla silinmez, asla ölmez.