Reha Erus Reha Erus

Susuz Yazda Yangın Mevsimi Erken Geldi

19.07.2026 Pazar | 10:48Son Güncelleme:

Genelde orman yangınlarının geleceği gün, bir gün önceden bellidir. 15 Temmuz dediniz mi ilk alevleri, gökyüzünde yükselen yoğun kara dumanları görürüz. Kaçınılmazdır. Özellikle Ege ve Muğla kıyılarında yıllardır aynı iddialar konuşuluyor: Rant uğruna gözünü para hırsı bürümüş kişiler, birkaç kuruş karşılığında gençleri kullanarak ormanların en ücra noktalarında yangınlar çıkartıyor. İddialar her yaz yeniden gündeme geliyor; değişmeyen ise yanan ormanlar ve geriye kalan tarifsiz acı oluyor. Sonrası malum...

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Genelde bu ormanlar denize sıfır konumdadır. Tıpkı geçenlerde Milas'a bağlı Bozbük, Kazıklı ve Gürçamlar'da üç ayrı noktadan başlatılan yangın gibi... Yangın tam 55 saat söndürülemedi. Çünkü elimizde bulunan yangın söndürme uçakları ve helikopterleri hava karardıktan sonra en yakın havalimanına dönmek zorunda kalıyor. Böyle olunca da büyük afet, rüzgarı arkasına alarak büyüdükçe büyüyor, sıçradıkça sıçrıyor ve doğa kaderine terk ediliyor.

Maalesef elimizde gece görüş kabiliyetine sahip yangın söndürme uçakları ve helikopterleri bulunmuyor.

850 hektarlık orman kül oldu. Yangın söndürüldükten sonraki manzara korkunçtu. Ama hemen ötesindeki lacivert deniz, hafif dalgaları ve esintisiyle yanan kıyıları adeta okşuyordu. Gelecekte buralara yapılacak lüks evlerden, villalardan ve sitelerden ise habersizdi. O deniz, o yükü nasıl taşıyacaktı?

15 Temmuz günü Muğla'da aynı anda tam yedi yangın çıktı. Arkası da geldi. Ortaca, Menteşe ve Bodrum'daki yangınlar ise şükür ki kısa sürede kontrol altına alındı.

Orman yangınları artık sadece "doğal afet" olarak geçiştirilemeyecek kadar büyük bir toplumsal yaraya dönüştü. Her yaz aynı senaryoyu yaşıyoruz. Özellikle kıyı bölgelerinde çıkan bazı yangınların ardından yıllar içinde yükselen lüks yapılaşmalar, kamuoyunda ister istemez "rant" tartışmalarını yeniden gündeme getiriyor. Yangınların bir kısmının insan eliyle çıkarıldığı yıllardır resmi açıklamalara ve adli soruşturmalara da yansıyor. Ancak toplumun vicdanını asıl yaralayan, bu olayların önlenmesinde ve faillerin yakalanmasında hala istenen başarının sağlanamaması. Rüzgarın şiddeti, sıcaklık ve nem oranı günler öncesinden bilinebiliyorsa, riskli bölgelerde çok daha güçlü önlemler neden alınamıyor? Her yıl aynı acıları yaşamak kader değil; yeter ki caydırıcı denetim, etkin istihbarat ve kararlı mücadele ortaya konulsun.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Ege'de yaşayanlar için yaz ayları her zaman zordur. Yangınlar kadar susuzluk da büyük bir sorundur. Örneğin şu sıralar yaz-kış yaşadığımız Kıyıkışlacık'ta dirhem su yok. Sitelere su verilemiyor. Oysa bütün kış yoğun yağmurlar yağdı, barajlar doldu. Ama yaz aylarında nüfusu katlanan başta Bodrum olmak üzere tatil beldelerine su sağlanabilmesi için bizim Güllük Körfezi çevresi susuz bırakılıyor. Özel su deponuz yoksa sitelerde yaşamı sürdürmek neredeyse imkansız hale geliyor.

Susuzluk, artık yalnızca yaz aylarının geçici sıkıntısı değil, plansız büyümenin ve yetersiz altyapının ağır bir sonucudur. Bir bölgenin artan nüfusunun su ihtiyacını karşılayabilmek için başka bir bölgenin susuz bırakılması adil bir çözüm değildir. Kıyıkışlacık gibi yerleşim yerlerinde insanlar günlerce musluklarından su akmasını beklerken, yaşamın en temel hakkı olan suya erişimin hâlâ güvence altına alınamamış olması düşündürücüdür. İklim değişikliğini elbette durduramayız; ancak su yönetimini, altyapı yatırımlarını ve kaynak planlamasını doğru yapmak bizim elimizdedir. Su, bölgeler arasında paylaştırılacak bir ayrıcalık değil, herkes için eşit korunması gereken ortak bir yaşam hakkıdır.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Bu nedenle şimdilik İstanbul'da yaşıyor, MUSKİ'den gelecek su haberlerini bekliyoruz.

Tekrar organize edilen yangınlara dönersek... Hatırlarsınız, birkaç yıl önce yaşadığımız Kıyıkışlacık'ta yangın çıkmış ve jandarmanın isteğiyle evimizi tahliye etmiştik. Yangın tamamen söndürüldü derken başka bir noktadan yeniden alevler yükselmiş, ikinci kez tahliye yaşamak zorunda kalmıştık. Kimsenin başına gelmesin.

Geçen yıl eylül ayında ise Kıyıkışlacık yolundaki ormanda çıkarılan yangında 100 hektarlık güzelim çam ormanı kül olmuştu.
Son yangında Kazıklı dahil en az 1.250 kişi tahliye edilirken, sonradan bu bölgede evleri olduğunu öğrendiğimiz Yasemin Ergene'nin, Galatasaraylı futbolcu Lucas Torreira'nın ve oyuncu Çağatay Ulusoy'un Kaplankaya'daki villalarında da güvenlik amacıyla önlemler alındığı belirtildi.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Susuz yazda yangın mevsimi bu yıl da her zamanki gibi erken geldi. Yangın söndürme uçakları ve helikopterleri Milas-Bodrum Havalimanı'nda nöbet bekliyor; işleri ise gerçekten çok zor. Güllük Körfezi'nin sert rüzgarı neredeyse hiç dinmiyor. Bu da yangınla mücadeleyi son derece güçleştiriyor. Zaten rant uğruna ormanları yakanlar da meteorolojinin rüzgar tahminlerini yakından takip ediyor.
İlginçtir ki ormanları yakanlar çoğu zaman yakayı ele vermiyor. Bu durum da ayrıca dikkat çekici.

Yetkililerin her yangından sonra "Çok şükür insan kaybımız yok." demelerine ise itiraz ediyorum. Ormanda yaşayan hayvanların canı yok mu? Alevlerden kaçamayan kaplumbağalar, domuzlar, tavşanlar; yuvalarında yavrularıyla birlikte yanan kuşlar... Daha niceleri... Yangın söndürüldükten sonra ortaya çıkan kayıpları gördükçe kahroluyoruz.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Onların sessiz çığlığını çoğu zaman kimse duymuyor. Oysa her kaybedilen canlı, doğanın dengesinden kopan bir halkadır. Bir ormanı yalnızca ağaçlardan ibaret sanmak en büyük yanılgıdır; orman, içinde yaşayan milyonlarca canlının oluşturduğu dev bir ekosistemdir. Yaban hayatını korumak, yalnızca hayvan sevgisinin değil, insanın kendi geleceğini korumasının da en önemli şartlarından biridir. Çünkü doğanın dengesi bozulduğunda, bunun bedelini eninde sonunda yine insan öder.

Unutmayalım; ormanlar yanınca sadece ağaçlar kül olmaz, su tükenince sadece musluklar susmaz. Doğa her kaybın hesabını er ya da geç insana çıkarır. Asıl mesele, felaketlerden ders alıp aynı acıları yaşamamak için bugünden harekete geçebilmektir.
Yangın mevsimi erken geldi. Bir de suyumuz yok.

Yazık... Hem de çok yazık.