Sanırım bunlar deneme seferleriydi. Çünkü ilk resmi seferin 22 Ekim’de yapılacağı açıklanmıştı.
Marmaray hareket edince geriye doğru baktım ve adeta geçmişe gittim.
Belçikalı Compagnie Internationale des Wagons-Lits şirketi, kraliyet aileleri dışında zengin aristokratlara yönelik, birkaç ülkeye uğrayacak lüks bir tren seferi düzenleme fikrini benimsedi. Paris’ten hareket edecek, yataklı ve iki restoran vagonundan oluşan bu trenin adı Orient Express olarak belirlendi.
İlk imzalar 4 Temmuz 1883’te Paris’te atıldı. Fikrin sahibi Belçikalı mühendis Georges Nagelmackers’ti. Ekibi ise büyük ölçüde Fransızlar’dan oluşuyordu.
Şark Ekspresi’nin güzergahı Paris, Münih, Salzburg, Viyana, Budapeşte ve Bükreş üzerinden İstanbul Sirkeci Garı olarak planlanmıştı. Ancak Türkiye’de yeterli demiryolu ağı bulunmadığından tren Bulgaristan’ın Varna Limanı’nda yolculuğunu tamamlıyor, yolcular ise buradan vapurla İstanbul’a taşınıyordu. Yolculuk yaklaşık 74 saat sürüyordu.
İlk sefer 4 Ekim 1883 yılında gerçekleştirildi. Yolcular arasında ünlü isimlerin yanı sıra Sultan II. Abdülhamid ile röportaj yapmak isteyen İngiliz gazeteciler de bulunuyordu.
Orient Express projesi, sadece bir tren hattı olmaktan çok daha fazlasını başardı. Dünyanın dört bir yanında ilgi gördü; vagonlarında aşklar yaşandı, dostluklar kuruldu, önemli iş anlaşmaları yapıldı. Aynı zamanda ulaşımın nasıl bir yaşam deneyimine dönüştürülebileceğinin de en başarılı örneklerinden biri oldu.
Belki herkes bu kadar lüks bir yolculuğa çıkma imkanına sahip değildi. Ancak Orient Express'in yarattığı etki, demiryolu sektörünün tamamına yayıldı. Birçok tren işletmesi daha konforlu koltuklar, yataklı vagonlar, şık restoranlar ve yolculuğu keyfe dönüştüren hizmetler sunmaya başladı. En üst gelir grubuna hitap eden bu anlayış, zamanla bir alt segmente ve daha geniş kitlelere ulaştı.
Orient Express, iki dünya savaşı sırasında seferlerine ara verdi. Ayrıca 2419 numaralı vagonu, Almanya’nın Fransa’ya teslim olma protokolünün imzalandığı yer olarak tarihe geçti.
Şark Ekspresi yalnızca zengin yolcuları taşımıyordu. Ticari mallar için de ayrı bir vagon bulunuyordu. Şapka Devrimi sırasında Fransa’dan İstanbul’a kalıp kalıp şapkalar bu trenle taşınmıştı.
1895 yılında Wagons-Lits, ünlü Pera Palas Oteli ile anlaşma yaptı. Yolcular, İstanbul’da bu gizemli ve görkemli otelde ağırlanacaktı.
Bu yazıyı hazırlarken, Hürriyet Dış Haberler Servisi’nde uzun yıllar çalışan sevgili Hüseyin Gündoğdu, İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan Graham Greene’in İstanbul Treni adlı romanını okumamı önerdi. Sürükleyici romanı adeta bir solukta bitirdim.
Agatha Christie’nin Pera Palas’ın 411 numaralı odasında yazdığı Doğu Ekspresi’nde Cinayet, Şark Ekspresi’ni konu alan eserlerin en ünlülerinden biridir. Bugün 411 numaralı oda müze olarak düzenlenmiştir ve rivayete göre ünlü İngiliz yazarın burada saklı bir mektubu bulunmaktadır.
Orient Express ile ilgili ilk film ise Almanlar tarafından II. Dünya Savaşı sırasında, 1944 yılında propaganda amacıyla çekildi.
Ancak trenin sinemadaki en etkili yolculuğu kuşkusuz James Bond serisinin ikinci filmi Rusya’dan Sevgilerle oldu. Sean Connery ve Daniela Bianchi’nin İstanbul’da geçen sahneleri Şark Ekspresi’ne ayrı bir renk kattı.
Şark Ekspresi hakkında onlarca roman yazıldı. Agatha Christie’nin gizemli cinayetleri çözen Belçikalı dedektif Hercule Poirot ise daha sonra televizyon dizilerinin unutulmaz kahramanlarından biri haline geldi.
Orient Express son düzenli seferini 1977 yılında yaptı. Ancak sonraki yıllarda özellikle zengin Amerikalı turistler için zaman zaman özel seferler düzenlendi.
Orient Express projesi, sadece bir tren hattı olmaktan çok daha fazlasını başardı. Dünyanın dört bir yanında ilgi gördü; vagonlarında aşklar yaşandı, dostluklar kuruldu, önemli iş anlaşmaları yapıldı. Aynı zamanda ulaşımın nasıl bir yaşam deneyimine dönüştürülebileceğinin de en başarılı örneklerinden biri oldu.
Belki herkes bu kadar lüks bir yolculuğa çıkma imkanına sahip değildi. Ancak Orient Express'in yarattığı etki, demiryolu sektörünün tamamına yayıldı. Birçok tren işletmesi daha konforlu koltuklar, yataklı vagonlar, şık restoranlar ve yolculuğu keyfe dönüştüren hizmetler sunmaya başladı. En üst gelir grubuna hitap eden bu anlayış, zamanla bir alt segmente ve daha geniş kitlelere ulaştı.
Benim Bakırköy’de hızlı tren peronunda gördüğüm Orient Express ise yepyeni bir hattın habercisiydi.
Üstelik son derece anlamlı bir yolculuk olacaktı. Tren, Roma’nın Ostiense Garı’ndan hareket edecek, Venedik’te bir gün konaklayacak, ardından Macaristan ve Romanya üzerinden İstanbul’a ulaşacaktı.
Ostiense, Roma’nın ikinci büyük garı. Tarihte Benito Mussolini ile Adolf Hitler’in önemli buluşmalarından biri burada gerçekleşmişti. Daha sonra Almanya’nın İtalya’yı işgal ettiği süreç yaşanacaktı.
Bana göre bu projedeki en ilginç yaklaşım ise şu: Roma İmparatorluğu’nun merkezi Roma’ydı; Bizanslı kuzenleri ise İstanbul’da yaşıyordu. Her iki şehir de yedi tepe üzerine kurulmuştu. Roma ile İstanbul’u yeniden buluşturan bu yeni hattın adı ise “La Dolce Vita – Orient Express”, yani “Tatlı Hayat – Şark Ekspresi”.
Fransız ve İtalyan ortaklığında hayata geçirilen bu yeni Orient Express yolculuğu, Ostiense Garı’ndaki VIP Lounge’da düzenlenecek müzikli programla başlayacak. Vagonlarda lüks konforun yanı sıra restoranlarda Michelin yıldızlı menüler sunulacak. Yemekler sırasında canlı İtalyan müziği yolculara eşlik edecek.
Bugün merak ettiğim konu ise dijital çağın yeni Orient Express'inin yolcularına neler sunacağı. Kuşkusuz ultra lüks donanımlar, son teknoloji iletişim sistemleri ve kusursuz bir konfor anlayışı bu trenin vazgeçilmez parçaları olacak. Ancak bana göre asıl önemli olan, bu yeniliklerin yalnızca birkaç özel vagonda kalmaması.
Geçmişte olduğu gibi, yeni Orient Express'in de demiryolu taşımacılığına ilham vereceğine inanıyorum. Burada geliştirilen konfor anlayışı, tasarım yaklaşımı ve hizmet kalitesi zamanla diğer tren hatlarına da yansıyacaktır. Böylece daha fazla insan, çağın beklentilerine uygun, güvenli ve keyifli tren yolculukları yapma fırsatı bulacaktır.
Belki hepimiz La Dolce Vita – Orient Express'in lüks vagonlarında seyahat edemeyeceğiz. Ancak bu efsanevi trenin yeniden raylara dönüşü, geleceğin tren yolculuklarının nasıl şekilleneceğine dair önemli ipuçları veriyor. Ve kim bilir, belki de bugün hayal gibi görünen konfor standartları yarının sıradan yolculuklarının bir parçası olacak.
Bu yolculuk için sabit bilet fiyatı yaklaşık 20.000 euro, yani yaklaşık 1 milyon TL. Ancak şimdiden yer bulmanın oldukça zor olduğu söyleniyor. Daha çok Amerikalılar’ın ilgi gösterdiği bu Agatha Christie atmosferindeki “Tatlı Hayat” yolculuğu, eminim benim gibi birçok seyahat tutkununu heyecanlandırıyordur.
Sanırım bunlar deneme seferleriydi. Çünkü ilk resmi seferin 22 Ekim’de yapılacağı açıklanmıştı.
Marmaray hareket edince geriye doğru baktım ve adeta geçmişe gittim.
Belçikalı Compagnie Internationale des Wagons-Lits şirketi, kraliyet aileleri dışında zengin aristokratlara yönelik, birkaç ülkeye uğrayacak lüks bir tren seferi düzenleme fikrini benimsedi. Paris’ten hareket edecek, yataklı ve iki restoran vagonundan oluşan bu trenin adı Orient Express olarak belirlendi.
İlk imzalar 4 Temmuz 1883’te Paris’te atıldı. Fikrin sahibi Belçikalı mühendis Georges Nagelmackers’ti. Ekibi ise büyük ölçüde Fransızlar’dan oluşuyordu.
Şark Ekspresi’nin güzergahı Paris, Münih, Salzburg, Viyana, Budapeşte ve Bükreş üzerinden İstanbul Sirkeci Garı olarak planlanmıştı. Ancak Türkiye’de yeterli demiryolu ağı bulunmadığından tren Bulgaristan’ın Varna Limanı’nda yolculuğunu tamamlıyor, yolcular ise buradan vapurla İstanbul’a taşınıyordu. Yolculuk yaklaşık 74 saat sürüyordu.
İlk sefer 4 Ekim 1883 yılında gerçekleştirildi. Yolcular arasında ünlü isimlerin yanı sıra Sultan II. Abdülhamid ile röportaj yapmak isteyen İngiliz gazeteciler de bulunuyordu.
Orient Express projesi, sadece bir tren hattı olmaktan çok daha fazlasını başardı. Dünyanın dört bir yanında ilgi gördü; vagonlarında aşklar yaşandı, dostluklar kuruldu, önemli iş anlaşmaları yapıldı. Aynı zamanda ulaşımın nasıl bir yaşam deneyimine dönüştürülebileceğinin de en başarılı örneklerinden biri oldu.
Belki herkes bu kadar lüks bir yolculuğa çıkma imkanına sahip değildi. Ancak Orient Express'in yarattığı etki, demiryolu sektörünün tamamına yayıldı. Birçok tren işletmesi daha konforlu koltuklar, yataklı vagonlar, şık restoranlar ve yolculuğu keyfe dönüştüren hizmetler sunmaya başladı. En üst gelir grubuna hitap eden bu anlayış, zamanla bir alt segmente ve daha geniş kitlelere ulaştı.
Orient Express, iki dünya savaşı sırasında seferlerine ara verdi. Ayrıca 2419 numaralı vagonu, Almanya’nın Fransa’ya teslim olma protokolünün imzalandığı yer olarak tarihe geçti.
Şark Ekspresi yalnızca zengin yolcuları taşımıyordu. Ticari mallar için de ayrı bir vagon bulunuyordu. Şapka Devrimi sırasında Fransa’dan İstanbul’a kalıp kalıp şapkalar bu trenle taşınmıştı.
1895 yılında Wagons-Lits, ünlü Pera Palas Oteli ile anlaşma yaptı. Yolcular, İstanbul’da bu gizemli ve görkemli otelde ağırlanacaktı.
Bu yazıyı hazırlarken, Hürriyet Dış Haberler Servisi’nde uzun yıllar çalışan sevgili Hüseyin Gündoğdu, İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan Graham Greene’in İstanbul Treni adlı romanını okumamı önerdi. Sürükleyici romanı adeta bir solukta bitirdim.
Agatha Christie’nin Pera Palas’ın 411 numaralı odasında yazdığı Doğu Ekspresi’nde Cinayet, Şark Ekspresi’ni konu alan eserlerin en ünlülerinden biridir. Bugün 411 numaralı oda müze olarak düzenlenmiştir ve rivayete göre ünlü İngiliz yazarın burada saklı bir mektubu bulunmaktadır.
Orient Express ile ilgili ilk film ise Almanlar tarafından II. Dünya Savaşı sırasında, 1944 yılında propaganda amacıyla çekildi.
Ancak trenin sinemadaki en etkili yolculuğu kuşkusuz James Bond serisinin ikinci filmi Rusya’dan Sevgilerle oldu. Sean Connery ve Daniela Bianchi’nin İstanbul’da geçen sahneleri Şark Ekspresi’ne ayrı bir renk kattı.
Şark Ekspresi hakkında onlarca roman yazıldı. Agatha Christie’nin gizemli cinayetleri çözen Belçikalı dedektif Hercule Poirot ise daha sonra televizyon dizilerinin unutulmaz kahramanlarından biri haline geldi.
Orient Express son düzenli seferini 1977 yılında yaptı. Ancak sonraki yıllarda özellikle zengin Amerikalı turistler için zaman zaman özel seferler düzenlendi.
Orient Express projesi, sadece bir tren hattı olmaktan çok daha fazlasını başardı. Dünyanın dört bir yanında ilgi gördü; vagonlarında aşklar yaşandı, dostluklar kuruldu, önemli iş anlaşmaları yapıldı. Aynı zamanda ulaşımın nasıl bir yaşam deneyimine dönüştürülebileceğinin de en başarılı örneklerinden biri oldu.
Belki herkes bu kadar lüks bir yolculuğa çıkma imkanına sahip değildi. Ancak Orient Express'in yarattığı etki, demiryolu sektörünün tamamına yayıldı. Birçok tren işletmesi daha konforlu koltuklar, yataklı vagonlar, şık restoranlar ve yolculuğu keyfe dönüştüren hizmetler sunmaya başladı. En üst gelir grubuna hitap eden bu anlayış, zamanla bir alt segmente ve daha geniş kitlelere ulaştı.
Benim Bakırköy’de hızlı tren peronunda gördüğüm Orient Express ise yepyeni bir hattın habercisiydi.
Üstelik son derece anlamlı bir yolculuk olacaktı. Tren, Roma’nın Ostiense Garı’ndan hareket edecek, Venedik’te bir gün konaklayacak, ardından Macaristan ve Romanya üzerinden İstanbul’a ulaşacaktı.
Ostiense, Roma’nın ikinci büyük garı. Tarihte Benito Mussolini ile Adolf Hitler’in önemli buluşmalarından biri burada gerçekleşmişti. Daha sonra Almanya’nın İtalya’yı işgal ettiği süreç yaşanacaktı.
Bana göre bu projedeki en ilginç yaklaşım ise şu: Roma İmparatorluğu’nun merkezi Roma’ydı; Bizanslı kuzenleri ise İstanbul’da yaşıyordu. Her iki şehir de yedi tepe üzerine kurulmuştu. Roma ile İstanbul’u yeniden buluşturan bu yeni hattın adı ise “La Dolce Vita – Orient Express”, yani “Tatlı Hayat – Şark Ekspresi”.
Fransız ve İtalyan ortaklığında hayata geçirilen bu yeni Orient Express yolculuğu, Ostiense Garı’ndaki VIP Lounge’da düzenlenecek müzikli programla başlayacak. Vagonlarda lüks konforun yanı sıra restoranlarda Michelin yıldızlı menüler sunulacak. Yemekler sırasında canlı İtalyan müziği yolculara eşlik edecek.
Bugün merak ettiğim konu ise dijital çağın yeni Orient Express'inin yolcularına neler sunacağı. Kuşkusuz ultra lüks donanımlar, son teknoloji iletişim sistemleri ve kusursuz bir konfor anlayışı bu trenin vazgeçilmez parçaları olacak. Ancak bana göre asıl önemli olan, bu yeniliklerin yalnızca birkaç özel vagonda kalmaması.
Geçmişte olduğu gibi, yeni Orient Express'in de demiryolu taşımacılığına ilham vereceğine inanıyorum. Burada geliştirilen konfor anlayışı, tasarım yaklaşımı ve hizmet kalitesi zamanla diğer tren hatlarına da yansıyacaktır. Böylece daha fazla insan, çağın beklentilerine uygun, güvenli ve keyifli tren yolculukları yapma fırsatı bulacaktır.
Belki hepimiz La Dolce Vita – Orient Express'in lüks vagonlarında seyahat edemeyeceğiz. Ancak bu efsanevi trenin yeniden raylara dönüşü, geleceğin tren yolculuklarının nasıl şekilleneceğine dair önemli ipuçları veriyor. Ve kim bilir, belki de bugün hayal gibi görünen konfor standartları yarının sıradan yolculuklarının bir parçası olacak.
Bu yolculuk için sabit bilet fiyatı yaklaşık 20.000 euro, yani yaklaşık 1 milyon TL. Ancak şimdiden yer bulmanın oldukça zor olduğu söyleniyor. Daha çok Amerikalılar’ın ilgi gösterdiği bu Agatha Christie atmosferindeki “Tatlı Hayat” yolculuğu, eminim benim gibi birçok seyahat tutkununu heyecanlandırıyordur.